Image Hosted by ImageShack.us
cemd - Blogcu <title> cemd - Blogcu



cemd

  • 18/11/2009 - Hâl Dili
  • Kategori: Dini yazilar
    Her Tavır Bir İşaret
     


    Ahmed Haznevî k.s. Hazretleri, tasavvuf yolunun önderleri olan sâdât-ı kiramdan bahsederken gözyaşlarına engel olamazdı. Onlardan bir söz işitince adeta gözlerinin içi gülerdi. Kalbin derinliklerinden gelen bu sevinç ve muhabbete de herkesi ortak ederdi.

    Mürşidi Muhammed Diyâüddin k.s. Hazretlerine ve bu yolun büyüklerine çok bağlı olan Ahmed Haznevî k.s. bir hatırasını şöyle anlatıyor:

    “Nurşin’e gittiğim günlerdeydi. On beş gündür Muhammed Diyâüddin’in dergâhında kalıyordum. Malum, savaş yıllarıydı. Yiyeceğimiz darı ekmeği ve darı çorbasıydı. O günlerde Muşlu bir ağa köye geldi. Hazret’i ve mollaları yemeğe davet etti. Hazret de kabul etti. Buna ben de çok sevindim. Ne iyi olur, güzel yiyecekler ikram edilir, diye düşündüm. Çarıklarımı özenle hazırladım. Bütün mollalar hazırlanmıştı. Hazret tam yola çıkmak üzereyken beni kastederek:

    – Molla Ahmet burada kalsın, biz gidelim, dedi.

    O an bunu neden söylediğini anlayamadım. Onlar gittikten sonra kendimi hesaba çektim ve:

    – Molla Ahmet, bütün suç kendinde. Sen güzel yemekler yemeyi düşündün. Tamahkâr oldun. İşte Hazret bu yüzden seni götürmedi, diye yorumladım.” (Altın Silsile, Semerkand Yay.)

    Bu Mertebeye Nasıl Ulaştın?

    Bir gün Bayezid-i Bistâmî k.s. Hazretlerine:

    – Bu manevi derecelere ne ile ulaştın, diye sorarlar. O da şu cevabı verir:

    – Önce dünyevî sebepleri bir araya topladım. Bunları kanaat ipine bağladım. Sonra sıdk (doğruluk) mancınığına koydum ve ümitsizlik denizine attım. Böylece rahata kovuştum. (Abdülmecîd Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/11/2009 - Allah'ın Rahmet Kapısına Teşvik
  • red rose dsc01772 a4 813065 

    Ciddi olarak Allah’a isyan etmekten kaçın. O’nun rahmet kapısına devam et. Bütün gücünü ve kuvvetini Allah için harca. Taatında sarfet. Yalvar, ihtiyaçlarını O’na arz et. Başını önüne eğ, kork, Hak’kın gayrına nazar etme. Hevaya koşma, yaptığın işlere karşılık bekleme. Ne dünyayı iste. Ne de ahiretin güzelliklerini taleb et. Hiçbir şeyden Hak taleb etme, kendini bir kul gör. Şunu iyi bil ki; kul ve elindeki bütün mal mülk efendisinindir, hiçbirine karşı hak iddiasında bulunamazsın.

    Edepli ol... Hak katında her şey ölçülüdür. Ne geç olacak erken olur, ne de erken gelecek sonraya kalır. Zamanı gelince nasibin gelir. İstesen de istemesen de hakkını alırsın...

    Senin için gelmesi mukadder olan şeylere hırs göstermen yersizdir. Senin için olmayan, başkasının hakkı olan şeylere, hasret çekmen yakışıksızdır.

    Halen kimseye mal olmayan şeyler iki kısımdır: Birincisi senin olması ihtimalidir. Eğer böyle ise o şeye neden hasret çekip üzüntü duyarsın. Bugün olmasa dahi, yarın o senindir. Nasıl olsa bir gün ona kavuşursun. İkincisine gelince, senin olmayacak şeylerdir. Bu durum ciddi ise, yine üzüntün ve çektiğin yorgunluk boştur. Nasıl olsa sana gelmez. Onun ardından koşman sana ne fayda sağlar. Sana, ancak boş yere zahmet çekmek kalır.

    Allah yolunda, ne gibi bir terbiye tavrı takınmak gerekse onları bulmağa çalış. Bulunduğun halde Allah’a kulluk et. Hazır vaktini O’nun yoluna harca. Başını ondan başkası için eğme. Gözlerini O’ndan gayrı şeye atma. Allah-ü Taâla şöyle buyurdu:

    - “Gözlerini, dünya adamlarına verdiğimiz nimetlere uzatma. Onlar geçici şeylerdir. Dünya süsüdür. Biz onları tecrübe ediyoruz. Rabbın sana verdiği, hem devamlı, hem de sonsuzdur. “
    Kalbini muhafaza et, kalbini... Huzur içinde yaşa,huzur içinde... Şahsiyetini elde tut, elde... Sessiz olmaya çalış, sessiz... Daima yerinde konuşmaya alış, uygunsuz şeylerden çekin. Kurtuluş yollarını ara... Uçurumlardan sakın. Ruhî ve derunî kuvvetler önünde başını eğ; kalb alemine dal... Utan... Utan... Allah... Allah... Allah... Sonra yine Allah... Taa, iş sonuna varıncaya kadar böyle...

    O zaman ölmeden evvel ölürsün, o devreye kadar çektiğin elemler sona erer. Îlahi rahmet, fazilet denizine girersin. Orada temiz olunca çıkarılırsın. Çıkınca, çeşitli nurlar gönlüne dolar. Bilinmeyen sırlara sahip olursun. Hiç kimsenin bilemiyeceği sırları öğrenir, garip diyarlar görürsün.

    Daha sonraları, rahmet kapıları önünde perde perde açılır. Sen orada, aldığın ilhamlarla açık açık konuşmağa başlarsın. Benliğin ölmüştür. Bu durumda ilahi varlık seni tamamen kapamıştır.

    Bu halde, sana verilen artık alınmaz.

    Yokluğu olmayan bir zenginliğe erişirsin. Kuvvetini kimse yenemez. Yüksekliğine kimse erişemez.

    Eriştiğin bu makam, Hz. Yusuf makamıdır. Ona söylenen şu hitap sana da söylenir:

    -

    Hz. Yusuf’a gelen bu hitap, zahirde Mısır sultanının ağzından çıkmıştır. Aslında o sultan, Hak lisanına bir perde sayılırdı. Esas söz; Allah’ındı... O, zahirde bir padişah sayılır, ama onun temsil ettiği makam, nefis, marifet, ilim, yakınlık, hususiyet yüksek derecede idi. Arif olanlar bu hali daha iyi anlarlar.

    Dünyalık nimetlerin çoğalmasına ne hacet var. Elinde az da olsa seni geçindirecek kadar dünyalığın mevcuttur. Bu arada sana gereken en önemli iş kanaat sahibi olmaktır.

    Haline razı ol, fazlasını isteme, gelirse al. Her şeyi Hak’tan bil. Helalinden almağa gayret et. Yolun böyle olsun. Bütün gayretini Hak yolunda sarf et. Her istediğin ve her arzun Allah yolunda devam etsin. Ancak bu şekilde hareket edersen doğruyu bulman mümkündür. İyiliğe bu yoldan varılır. Gerek dünya gerekse ahiret güzelliklerini, Allah rızasını kazandıktan sonra bulabilirsin. Bir Âyet-i Kerime de mealen şöyle buyurulur:

    - “Onların yaptıklarına mükafat olarak, öbür alemde verilecek nimetlere kimsenin aklı ermez. O göz kamaştırıcı nimetleri hiçbir nefis bilemez.”
    Beş vakit namazı, vaktinde eda etmekten daha güzel bir şey olamaz. Günahları bırakıp, Hak yoluna girmekten daha hayırlı bir şey tasavvur edilemez. Bizim anlattıklarımızdan daha yararlı bir söz söylenemez. Allah, bunları yapmayı bizlere nasip etsin. Cümlemizi, sevdiği yolda muvaffak buyursun.

    HZ Abdulkadir Geylani (Futuhul Gayb)




    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/10/2009 - Allah´a (c.c) Yakınlık Üzerine


  • Rüya gördüm, bir ihtiyar bana sordu:

    - Kul için Allah'a (CC) yakınlık nasıl olur?

    Cevap olarak:

    - Bunun ilki ve sonu var.

    Dedim ve sonra devam ettim:

    - İlki var; fani, kötü işleri bırakmak; sonu ise Allah'tan (CC) razı olmak. O'na (CC) teslim olup candan bağlanmaktır

    Hz. Abdulkadir Geylani (k.s)(Futhu'l Gayb)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/10/2009 - Bedâyı-i cihana bak, Cemâli kibriyayı gör
  • Kategori: ALLAH -cc-
    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    Rahmeti hudutsuz, inayeti sınırsız, merhameti sonsuz bizlere hidayet ve saadet bahşeden, Cennet ve Cemâlini ikram ve ihsan eden bilcümle alemin haliki, rezzakı ve mürebbisi olan yevm-i kıyametin Mâliki ve Meliki Allah-u Zül Celal vel Kemal Hazretlerine hamd ve sena ederiz. Herkesin gözü O’nun lütuf ve keremindedir.

    Kitabı kâinata bak, meâli kibriyayı gör
    Bedâyı-i cihana bak, Cemâli kibriyayı gör
    Şevahiki cibâle bak, Celâlı kibriyayı gör

    Zemine bak, semâya bak kemali kibriyayı gör.

    Kainatın efendisi Hz.Muhammed (s.a.v) alemin ebedi hükümdarı manevisi kevneynin şeyhin şâhı daimisi, hayrü’l beşer, imam sakeleyn, hâtemünnebiyyin ve seyyidül mürselindir. Hak ve tevhid akidesinde en açık beyanda bulunan, örnek hayatıyla insan oğluna İslâm yolunu, hidayet ve sermedi saadeti gösteren iki cihan serveri Hz. Muhammed ve onun ezvacı tahiratına, ehl-i beytine, ashabına ve etbaına salatü selam olsun

    Allah-u Teala Hazretleri, ilk olarak Peygamberimizin nurunu kendi nurundan halk etmiştir. Ne kadar ilahi fazilet, kutsi meziyet ve mümtaz vasıflar var ise insanı kamil olarak en güzel hasletler onda toplanmıştır. O yüce yaratan, Habibini insanlık âlemine rehnümâ, hidayet mürşidi ve hayrü’l enam olarak göndermiştir.

    Evet bütün ehli kemal, kemali ve feyziO’ndan almışlardır. O’nun nurunun girmediği gönüller gafil, O’nun sevgisinden mahrum kalan kalpler karanlık, O’nun şefkatinden mahrum kalmış insanlar da bedbahttır. Allah (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.v.) ve halifelerini (r.a.) insanlık alemine İslâm’ı tebliğ ve irşad için bir hidayet güneşi olarak göndermiştir.

    Allah-ü Teala insanı milyonlarca mahluk içerisinde mümtaz, mükemmel ve mükerrem olarak yaratmıştır. Mü’minler bu güzel vasfı idrak ederek Allah’ın kelamına ve Resulünün beyanlarına kulak verip bunları ihlasla yaparsa muhakkak felaha erer, saadet-i uzmaya nail olur. Cenab-ı Hakkın Meleklere karşı iftihar ettiği mükerrem insanlar zümresine dahil olur.

    Rabb-ı zül Celalimizin varlıkların efendisi ve mahlukların en şereflisi olarak yarattığı insan için hakkı sevmek, hakka hizmet etmek ve akibette Cemâl-i Hakk’a ermekten daha büyük hazz-ı manevi yoktur.

    Zerrelerden kürrelere kadar bütün kainat insanın emrine muti ve musahhar kılınmış, adedi yüz binleri aşan peygamberler insanların hidayeti için gönderilmiş, içindeki irfan desdeleri ile nur kaynağı ilahi kitaplar insanların önüne ve yönüne ışık tutsun diye indirilmiştir. Allah dostları da her devirde insanlara nur saçmışlar, ışık tutmuşlar, kâmil insanlar yetiştirmişlerdir
    Allah-ü Teala şöyle buyuruyor: “ Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim...” (Maide Sûresi Âyet, 3)

    Bunun içindir ki, mü’minlerin güçlerinin yettiği ölçüde Kur’an ve hadisleri öğrenmeye ve anlamaya cehd ve gayret ettikleri görülür. Yağmur damlaları yeryüzüne indiğinde arzı ihya ettiği gibi Kur’an’ın nur kelimeleri ve onların lâhûtî manaları gönüllere nüfus edince, insana hakiki hayatın manevi zevkini tattırır. Gerçek İslâm kitaba inkiyat, sünnete ittibadır. Saadet asrını haliyle, kaliyle yaşamaktır. Hakiki müslümanlık da budur. Hak ehli olan usûlü va’z eder gayeyi gösterir. Hak aşığı ise evvela usulü bulur, sonra gayeye ulaşır.

    Şeriat-ı garra ve sünnet-i seniyyeyi bihakkın yaşamak nefis tezkiyesi ve kalb tasfiyesiyle mümkündür. O da manevi bir yola sülük etmekle elde edilir ve de lazımdır.

    On dört asırdan beride böyle olagelmiştir. Günümüzde de buna şiddetle ihtiyaç vardır. Böylece müslümanlar Kur’an-ı Mübinde ve sünnet-i seniyyede tarif edilen izzet ve şereflerine kavuşabileceklerdir. Biiznillah ehlullahın sohbetiyle mürde ve gafil gönüller bahar günleri gibi yeşerir ve hayat bulur. Onun içindir ki Allah’ın velileri ölmez diridirler. Onlar Allah’ın Hayy ismine mazhar olmuşlardır. Bu veli kullar dar-ı dünyadan berzah alemine imanlı olarak geçiverirler. O veli kullar ki dünya zevkini ehline, ahiret zevkini yine ehline bırakıp Allah ile beraberolmuşlardır. Onlar cennet ve cehennemi unutup ancak Allah için ibadet ederler.O’nunla bulundukları an iki cihanda cennet, O’ndan ayrı oldukları an iki cihan da cehennem olur. Ancak O’nu bilirler. Başkalarına gaib olan onlar tarafından bilinmiştir. Vücudları bir yerde iken gönülleri arşta, kürside sohbette bulunurlar. Onlar vücudlarıyla miraç etmezler. Fakat ruhlarıyla miraç ederler. Cenab-ı Hakk’ı gözleriyle görmezler, fakat esrarıyla müşahede ederler. Onlar dinar ve dirhemsiz ağniya, taleb-i ilimsiz ümeradırlar. Onların akvâli, nebevi; ef’ali, melekî; ahlâkı ilâhîdir. Onlar iki cihan nurunun maiyyetinde gönüllü kurbanlardır. Hakiki zakir ve veliyyi kamil,şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerine müstenit İslâm dininin cihan şumul vahdet akidesini bihakkin taşıyan onu bizzat yaşayan ve tatbik eden zattır. Onun için ariflerin sohbeti aynî ibadet ve tevhiddir.

    Bu makam velilerin hali olup, kesret aleminde vahdet müşahede eden evliyayı muhakkıkîn bu sermedi zevki söze sığdırmak, tarif etmek için hususi bir lisanla konuşmuşlardır ki onun adına tasavvuf denir. İslâm ve hakikat bilgisi, saadet ve selamet yolu, huzur ve beka duygusudur

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/10/2009 - gidenin gelmediği yerdir ölüm.

  • Gelenin gittiği, gidenin gelmediği yerdir ölüm.

    Bilinmeyenlerin bilindiği andır ölüm.

    Bazen kötü bir zandır, aslında her zamandır ölüm.

    Hayattır ölüm, hayat. Heyhaat, heyhaat…


    İnsanın ölüm karşısında duruşunu netleştirmeden mutlu olması imkânsızdır. Zira her insan ideallerini gerçekleştiremeden, arzularına ulaşamadan hayata gözlerini kapamaktadır.

    Çevremize dikkat ettiğimizde; “şunları da yeseydim, şuraları da görseydim veya filanca arabaya binseydim de öyle ölseydim” diyenimiz çok azdır. Ancak “şu hedeflerimi yerine getirmeyi isterdim, daha nice ideallerim vardı yapamadım” diye hayata gözlerini kapayan birçok tanıdığımız vardır. Halbuki insanı insan yapan ne midesi ne de bindiği arabasıdır. İnsanı insan yapan idealleri, duyguları ve hedefleridir. Bunları yerine getirmek için donatıldığı cihazlarıdır. Bu yönleri ile baktığımız da akıl, sır, his, hafıza gibi duygularımız hep aç kalmaktadır. Halbuki cihazatça insandan çok daha basit hayvanlar ve bitkiler hayattan maksimum faydalanmaktadır. Örneğin elma kurdunun ne kira sorunu var, ne de gıda, mevki makamı da düşünmez, kariyer hiç aklına gelmez. Oturduğu evden gıdalanır, hayattan da tam lezzet alır. Serçe kuşunun veya bal arısının hayattan aldığı lezzet de hiç fena değildir.

    Ya diyeceğiz ki dünya serçe kuşu vs. hayvanlar için yaratılmış, insan dünyaya gelmese de olurmuş. Ya da diyeceğiz ki; insan başka bir âleme namzet olarak gönderilmiş. Burada ektiğini orada biçecek, burada tattığını orada yiyecek.

    Zira toprağa düşen ne varsa kıymeti nispetinde ya aynı ile veya misli ile iade edilmektedir. Mesela kayısı, onun kıymetli çekirdeği toprağa düşünce aynı ile iade edilmekte. Elma, armut vs. nebatat için de aynı kural geçerlidir. Elbette ki toprağa düşen insan hücresi, kayısı çekirdeğinden, DNA’sı ise Afyon büzüründen daha kıymetsiz değildir. Muhakkak aynı ile belki misli ile bahar haşrinde iade edilecektir. Aksi takdirde insanın dünyaya gönderilmesinde maksimum israf ve abes söz konusu olur.

    Halbuki kâinatta nereye gözümü çevirsek mikro âlemden, makro âleme kadar hakiki anlamda israf ve abesiyet göremeyiz. Diyebiliriz ki; bir tek insanın sadece biricik hafızası kıymetçe bütün bitkilere denktir. Belki aklı bütün hayvanat kıymetindedir. Nasıl israf edilebilir? Demek ki daha güzel bir âlemde iade edilecek, yaptıklarından hesaba çekilecektir.

    Yaratılışın farklı bir boyutu da, yaratılan her ne varsa bir amaca yöneliktir. Dilimizdeki binlerce reseptör kâinata serpiştirilen binlerce tadı algılamak içindir. Midemizdeki açlık şiddeti gıdaların habercisidir. Yani reseptör varsa tat da var. Açlık varsa gıda da var. Âdeta güneş varsa ışığı da var. Biri birisiz asla olmaz, düşünülemez de.

    Halbuki insanı insan yapan değerlere baktığımızda, kalp var; kalbi doyuracak ebedî sevgi bu âlemde yok. Akıl var; aklı mutlu edecek sonsuzluk hissi bu dünyada yok. Sırlarımız, hislerimiz, ideallerimiz var, ölmeme arzumuz, kendimiz ve etrafımız için, sonsuz mutlu olma heveslerimiz var, ancak bu dünyada hiç birinin tam karşılığı yok. Yani insanı insan yapan ne varsa âdeta bütün insanlarda bu dünyada tam karşılığı yok. Denilebilir ki; güneşi var, ışığı yok. Demek ki başka bir âlemde doyurulacağız, başka bir âleme namzediz. Güneşimiz ışığı ile ahirette buluşacak. Aksi takdirde bu kadar cihazlar verilmezdi. Ebediyet arzusu içimize konulmazdı. Halbuki “vermek istemeseydi, istemek vermezdi.” Bir darb-ı mesel olmuştur.


    Halbuki insana baktığımızda, kalp var; kalbi doyuracak ebedî sevgi bu âlemde yok. Sırlarımız, hislerimiz, ideallerimiz var, ölmeme arzumuz, kendimiz ve etrafımız için, sonsuz mutlu olma heveslerimiz var, ancak bu dünyada hiç birinin tam karşılığı yok. Yani insanı insan yapan ne varsa âdeta bütün insanlarda bu dünyada tam karşılığı yok. Demek ki başka bir âlemde doyurulacağız, başka bir âleme namzediz. Aksi takdirde bu kadar cihazlar verilmezdi. Ebediyet arzusu içimize konulmazdı.



    zafer
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/10/2009 - NEFSİNİZLE TANIŞTINIZ MI?
  • Kategori: Dini yazilar


    GÜZEL AHLAK SAHİBİ OLMAK İÇİN
    NEFİS TERBİYESİNDE SİSTEMLİ OLARAK AŞILMASI GEREKEN SAFHALAR

    1) Nefsi Emmare ( Kötülüğü emreden nefis ):

    1) Yusuf 53 / 241 - Nefis gerçekten kötülüğü şiddetle emreder ancak Rabbimin esirgediği nefis müstesnadır.

    Dikkat edersek; insan dışındaki canlılar taş ve sopa ile durdurulabilir ama insan öyle değildir. O ancak nefis eğitimi ile kontrol altına alınabilir. Zira alttaki ayete bakarsak;

    2) Kıyamet 5 / 576 - Hayır, insan önünde (ki vakitlerde) günah işlemek ister.

    Nefsin egemen olduğu bu basamaktaki kişiler ilim, makam veya mal sahibi olabilir ancak gerekli nefis eğitimini alamamıştır.

    Bu kişilerin;
    a) Şehvetperestliği ve saldırganlığı ön plana çıkar,
    b) Gücü yettiğince her kötülüğü ister veya işler ve yorulur,
    c) Bazen iyi işleri görülse de taklitten ileri gitmezler,
    d) Asla eleştirilmeye tahammül edemezler,
    e) Kendilerinde hiçbir kusur ve eksiklik görmezler,
    f) Bazı iyi şeyleri bile ters anlar ve kötülüğe yorumlarlar,
    g) Suçlama veya cezalandırmak için çevresindekilerde sürekli kusur ararlar ki bu tür insanlar adeta yontulmamış keresteleri çağrıştırmaktadır.

    Şeytan ve nefsin hâkim olduğu bu kimsede ne kadar kötü özellik varsa mevcuttur.

    Örneğin;
    a) Aç gözlülük ve tamah,
    b) Aldatma ve alay etme,
    c) Hırs ve haset, öfke,
    d) Cimrilik ve egoistlik,
    e) Gaflet ve kendini bilmezlik,
    f) Şirk ve bozgunculuk,
    g) Şer, iftira ve kıskançlık,
    h) Kibir ve gösteriş,
    ı) İnkar ve nankörlük,
    i) Bilgisizlik, bencillik ve kendini beğenme,
    j) Basitlik ve insanları hafife alma,
    k) Kötülük, zulüm ve işkence,
    l) Kendine hiç toz kondurmamak,
    m) Kâfir ve münafığın özelliklerini taşıdığı gibi hayvani özellikleri de taşır.

    Nefsini ilahlaştıran ve bu sayılan kötülükleri aşamayanların kendileri rahat yüzü görmedikleri gibi çevrelerini de rahatsız ederler. Bu tür fertlerden oluşan toplumlarda huzur ve güven kalmaz, her şey tehdit altındadır. Çünkü nefis öyle bir vahşi yaratığa benzer ki istekleri verildikçe açlığı artar ve azar. İstekleri verilmez ise soğur.

    Nefse uyanlar zamanla hem özgürlüklerini hem de onurlarını gözden düşürerek maddi ve manevi değerlerini kaybederler. Zira ahlaksızlık çabuk çürütür ve çabuk götürür.


    2) Nefsi Levvame ( Kendisini ayıplayan nefis ):

    1) Kıyamet 2 / 576 - Yine yemin ederim pişmankar nefse ki (muhakkak öldükten sonra diriltileceksiniz).

    Bu kişide;
    a) Hile,
    b) Kendini beğenmişlik,
    c) Körü körüne tevekkül,
    d) Bazen başkasına üstün gelip ezme arzusu görülebilir.
    e) İlahi emirlere boğun eğse de her an tevbeyi bozabilir.
    f) Fırsat bulduğunda kusur işlese de bu merhaledeki kişi
    a) Artık kendi nefsindeki bu yanlış gidişatı beğenmez.
    b) İlmen ahlaken gelişmek ister.
    g) Bu kişinin nefsini kınayarak, olgunlaşma basamaklarından yükselmeyi istemesi ve azmetmesi ile ilahi makamda yemine konu olarak önemsendiği görülmektedir.

    Bu basamaktaki kişiler;
    a) Bir problemle karşılaşınca suçu önce içten içe kendisinde arar ve kendini sorgular,
    b) Ancak kusur işlese de arkasından pişmanlık ve kendisini düzeltme gelir,
    c) Karşıyı suçlamadığı gibi gelişmeye çalıştığı için bu tür sorgulama toplumda yaygınlaştıkça gelişme birlik ve beraberlikte artacaktır. Bu nedenle bu insanlarla mutlaka ilgilenilmelidir.


    3) Nefsi Mülhime ( İlham edilen nefis ):

    1) Şems 7 / 594 - Nefse ve onu (insan biçiminde) düzenleyene 8) Sonra da o nefse isyanı ve itaati ilham edene ki 9) Muhakkak (ALLAH’ ın küfür ve isyandan) temizlediği nefis kurtulmuştur 10) Ve hüsrana uğramıştır ALLAH’ ın azdırdığı kimse de.

    Eğitim süreci içerisinde olup kalbine gelen ilhamın şeytandan mı, melekten mi olduğunu anlamaya başlayan ve iyiliği tercih eden bir nefis merhalesidir ki, bu kişiler Araf 200 / 175’ de olduğu gibi “Şeytandan bir vesvese gelince hemen ALLAH’a sığınırlar” ;

    Artık bir miktar ilimle aşağıdaki hasletleri kazanmıştır;
    a) Cömertlik,
    b) Kanaat ve istikrar,
    c) Sabır ve katlanma,
    d) Şükür,
    e) Sezgi ve tevazu,
    f) Tevbeye sadık kalma,


    4) Nefsi Mutmaine ( Huzura eren nefis ):

    1) Fecr 27 / 593 - Ey huzura kavuşmuş nefis!

    Bu merhale artık imanın hâkim olduğu, maddeten kanaate, manen huzura ve istikrara ermiş olduğu bir safhadır.

    Bu merhaledeki kişi;
    a) Tereddütsüz olarak ALLAH’ ı Rab edinir,
    b) Nefis hâkimiyeti ve tevekkülle kalbi yatışmıştır,
    c) ALLAH’ ın vereceği sevaplara inanır,
    d) Kaza ve kaderine razı olmuştur,
    e) Olgunlukla vaad edilenlere inanır,
    f) Marifet ve zikirden alınan gıda ile huzura erer,
    g) İnş ölüm anındaki müjde ile de huzuru devam eder.

    Bu merhaledeki kişide aşağıdaki hasletler görülür;
    a) Cömertlik,
    b) Doğruluk ve kolaylık gösterme,
    c) Çok şükür etme ve güler yüz,
    d) Sabırlı ve olumlu yaklaşım,
    e) Hilm ( yumuşaklık ),
    f) Hakikat ve kalp huzuru,
    g) Teslimiyet ve tahammül,
    h) Rıza ve tevekkül,
    ı) Korku ve ümit arası bir yaşam,
    i) Gücünün üstündeki olayları ALLAH’ a havale etme,

    Bu ve bundan sonraki merhaleye ulaşan kimselerde kesinlikle saldırganlığa, ahlaksızlığa, zanna, gıybete ve mahcup etmeye rastlanmamaktadır. Artık zikzak yok, sadık bir kişilik vardır.


    5) Nefsi Radiye ( ALLAH’ ın razı olduğu nefis ):

    1) Beyine 8 / 598 - …ALLAH onlardan razı olmuştur…

    ALLAH’ın kimden razı olduğunu aşağıdaki ayetlerden daha iyi anlıyoruz.

    2) Vakia 10 / 533- Hayırda öne geçenler, en önde olanlar (var ya) 11) İşte ALLAH’a en çok yaklaştırılmış olanlar onlardır.

    ALLAH’ ın kuldan razı olduğu nefis merhalesidir ki bu bir insan için en büyük mutluluktur.

    Bu merhaledeki kişide aşağıdaki hasletleri görülür;
    a) İlahi aşk, ALLAH için sevme,
    b) Zühd: Geçici dünyaya meyilli olmama,
    c) Eli açık olma,
    d) Hep iyiye yorumlama,
    e) Kusurları örtme,
    f) Şefkatli ve merhametli olma,


    6) Nefsi Muradiye ( ALLAH’ tan razı olan nefis ):

    1) Beyine 8 / 598 - …Onlar da ALLAH’ tan razı olmuşlardır…

    Kulun ALLAH‘ tan gelen her türlü cefaya hoş geldin diyebilen ve tahammül edebilen bir nefis merhalesidir.

    Bu merhaledeki kişilerde;
    a) İtiraz ve isyanın yerini teslimiyet almıştır,
    b) ALLAH’ tan başkasını adeta unutmuştur. Ayrıca;
    a) Takva ve huzur,
    b) Sevgi ve güzel ahlak,
    c) ALLAH ve Resulüne coşkulu bir sevgi beslemek,
    d) Çok geniş ve temiz bir kalp görülür.


    7) Nefsi Sâfiye veya Kâmile ( Olgunluğa erişmiş nefis ):

    1) İsra 65 / 287 - Doğrusu benim o gerçek kullarım var ya senin (Ey İblis) onlar üzerine hiçbir hâkimiyetin yoktur, Rabbim ise vekil olarak yeter.

    Önceki tüm merhaleleri ve şeytani vesveseleri ve hayvani özellikleri aşarak billurlaşmış, İman ve ibadetin zevkini tatmış, örnek bir nefis merhalesidir ki, seçilmiş olan peygamberler hariç bir insanın çıkabileceği en yüksek ahlaki olgunluk makamıdır.

    Bu merhaledeki kişi;
    a) Yalnız ALLAH’ı tercih ederek halkın içinde hak ile olandır.
    b) Sükutun, doğruluğun, ahde vefanın ilahi emirlere sıkı sıkı bağlılığın olduğu bir nefistir.Tam bir ALLAH sevgilisi ve dostu olmuştur ki artık o ALLAH’ tan başkasıyla huzur bulamaz. Daima iyilik ve yardım için koşar. Ona sığınarak olabilecek hiçbir sıkıntıya, tehlikeye veya felakete aldırmaz.
    c) Tatlı dilli, güler yüzlü, denizler gibi sakin ve mütevazi, kalbinde hiç kimseye kini ve nefreti olmayan, her şeye iyilik ile karşılık veren, yoklukta bile infak eden, kimseyi kınamayan, ALLAH’tan başka kimseden bir şey istemeyen, çok cömert, peygamberimizi canından daha çok seven, gecelerini ilim ve ibadet, gündüzlerini mücahit olarak geçiren insanlardır.
    Deniz dalgalarının pislikleri dışarı attığı gibi kâmil insan da kötülüğü emreden nefsi hem kendi çabası hem de ALLAH’ın rahmetiyle iyiliği ister hale dönüştürdüğü ve bu mücadele esnasında öldüğü takdirde zafer içindedir. Bu sebeple nefis eğitiminde başarılı olanlara cennete girecekleri zaman da ALLAH şöyle buyurur;

    2) Fecr 27 / 593- Ey huzura kavuşmuş nefis 28) Sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak dön Rabbine 29) Gir kullarımın içine 30) Gir cennetime.

    ÖNEMLİ BİR NOT:

    İslam’ a leke olmak istemeyenler ve özellikle hizmet etmek isteyenler bu merhale yani nefsi arındırma eğitimini mutlaka ya kendi nefislerinde, ya grup veya cemaat kararı ile ya da bir âlim kontrolünde uygulamalıdırlar. Çünkü kâmil insanlar hem toplum hayatında hem de süper güçlere karşı bilimsel, teknik ve kültürel yarışta gönüllerde silahtan daha güçlü bir etki göstermekte ve saygınlık nedeni olmaktadırlar.

    Buna karşı insanlar nefis terbiyesine tabii tutulmazlar ise o zaman nefsi emmâre toplumu oluşur. Bilim ve teknik ne kadar gelişse de bunalım toplumu olmaktan ileri gidemezler çünkü işlenmeyen madenler gibi eğitilmeyen insanlar da fayda sağlayamazlar.




    NEFSİNİZLE TANIŞTINIZ MI?
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/10/2009 - (MENZİL E )Hayirli yolculuklar dostum..
  • Kategori: Gavsi Sani ks


     

    Unutma, yolcu degisir, yol degisir, ama menzil degismez.
    Yolcuya bakip, yolu tanima.

    Yola bak, yolcuyu tani, yolcu hakkindaki kiymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olmasi degil; Asil vahim olan yolcunun yolsuz olmasidir; Yolsuz, hedefsiz, amaçsiz, saskin, hercai ve seyyal…

    "En dogru yol : en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatiyorlar.

    Onlar, karanlik evlerinde kaybettiklerini sokak lambasinin altinda arayan saskinlardir.

     Aldirma…
    Ayagina batan dikenler, aradigin gülün habercisidir.

    Dikenine katlanmaktan sözedenler, asikmis gibi davrananlardir.
    Gerçek asik olanlarsa, dikenini de severler.

    Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, su gerçegi de hiç unutma : Yürümekle varilmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
    Yol boyunca; Yola çikip da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayagina çelme takanlari, yolda metafizik uyusturucularla keyif çatanlari, tel örgülerle çevirdigi yolu, kendisine zindan edip volta atanlari, maratona 100 metre kosucusu gibi hizli girip, 50. metrede yola yatanlari, yürüyusün uzun ve yolun zahmetli oldugunu görünce, yolculuk üzerine zar atanlari , yürümeyi birakip, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanlari, ayagina batan tek bir dikenin faturasiniçikarip, ömür boyu tafra satanlari, beyaz atli kurtariciyi gözlemek için ufka bakip bakip dagitanlari, yanlis kilavuzlara
    kizip yolu satanlari göreceksin.

    Aldirma, yürü. Gögsüne yüreginden baska muska takma.

    Vahiy haritan, Nebi kilavuzun, akil pusulan, iman sermayen, amel azigin, sevgi yakitin, ahlak karakterin, edep aksesuarin , merhamet
    sifatin, seref ve izzet adin olsun.

     

    Dogru yol :
    insanlarin çogunun gittigi yol degil, düsünen öz akil sahiplerinin yoludur.
    Yolda verecegin her molayi özellestiri duraginda vermelisin. Unutma, tevbe özelestiridir. Kendisini hesaba çeken, baskalarinca hesaba çekilmekten kurtulur.

    Her molada yolda olup olmadigini, yürümen gereken menzil istikametinde
    yürüyüp yürümedigini kontrol etmen, pisman olmaman için elzemdir. Yön tayini syk syk gerekli olabilir.

    Haritayi saklayabile-cegin en güvenilir yerin yüregindir.

    Bir sey daha : Pusulayi sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut; Ibreyi saptirirlar da haberin olmayabilir.

    Yol emniyetin için gerekli olan sartlarin basinda bilinç gelir.

    Bilincini tahrif edecek her türlü uyusturucudan uzak durmalisin.

    Hobilerinin, fobilerinin, korkularinin bilincin üzrindeki saptirici etkisini iyi hesap etmelisin.

    O'ndan baskasindan korkarsan , korktugunun basina musallat edilecegini kesinlikle bilmelisin.

    Yolda düsecegin en büyük tuzak, yersiz korkularinin tuzagidir; Yani, kendi benliginin sana kazdği tuzak.


    zIRiKi

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/10/2009 - Menzilin Gülü



  • Muhammed Raşid K.s hazretlerinin zamanında Mübarek k.s caminin onarımıyla uğraşıyormuş eksikleri belirlemek için sofinin birine demişki kağıt kalem al ben söyleyeceğim sen yaz.

    Mübarek başlamış gezmeye gördüğü eksikleri tek tek söylemiş sofiye sofide yazmış.

    Hazret K.s demiş sofi kağıdı ver bakayım sofi vermiş Mübarek kağıdı okuyunca tebessüm etmiş kağıtta şunlar yazılı.

    Menzil köyü negüzel benim şeyhim ne güzel kurban olam ben menzilin gülüne canım feda yoluna.(hepsini hatırlayamadım)

    Gören abiler mübareğin çok hoşuna gittiğini söylemişti

    __________________
    Bilvanis.net ten alintidir
    Nevfel

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/10/2009 - Bir menzil sabahı
  • Kategori: Gavsi Sani ks


    Serin bir rüzgar esersede aldırış etmezsiniz

    Bir menzil sabahı yaşadınız mı hiç

    İzin verirsiniz sizi üşütmesine

    Hatta üzerinize bir yağmur tanesi düşse bile

    Bu damlanın içinize düşmesini ne kadar isterdiniz

    Sonsuz bir sevgiliye açılan kapı vardır burada

    Ve kapının ardında gelen güzeliğin kokusu vardır

    Önceden gelen ve hep duymak istediğiniz..

    Bilincinize yerleşen bir silüet vardı ya

    O nu görebilme arzusu içinizde alevlenirken

    Bir gün göreceğim diye gelmişsinizdir ve oradasınızdır..

    Nurlu bir sancağın nurlu gölgesindesinizdir artık

    Ne bir kaygı duyarsınız yürümeyen işlerden

    Nede bir telaş vardır dünyanıza ait

    Gam ve keder sadece geride kalmıştır geldiğiniz yerde

    Küçülmüştür, gözünüzde bitmeyen telaşlarınız

    Sadece sevgiliye ulaşmanın verdiği

    Masum bir bekleyiş vardır..

    Sabırla bekleyen heyecandan titreyen

    Bir serçe misali yüreğinizde..

    Acaba?


    Acaba bir kez nazar eder mi?

    Duasında bende varmıyımdır? diye

    Düsüncelerimin ucunda o var

    Gözyaşlarımın her damlasında o var

    Öyle bir sevgi ki

    Beni ALLAHa ulaştıracağına inandığım

    Beni O na yaklaştıracağına inandığım

    Sonsuz kere sonsuzluğunda

    Huzuru yakaladığım

    O var

    ALLAHım c.c var Rasüllah s.a.v var

    Bizleri duanızda unutmayın

    Sultanım  x
    _______________
    Aleyke
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/9/2009 - Semazenlerin Başı Neden Dönmez
  • Kategori: Hz_Mevlana

    Semazenlerin başı neden dönmez?
    Bütün sır semazenlerin dönerken başlarını hafif
     eğmelerinde yatıyor. “Sema yaparken başa 20-25
     derecelik bir eğim veriliyor. Bu eğim iç kulaktaki
     denge sirküler kanallarının eşit derecede
    uyarılmasını sağlıyor.
     İşte bütün sır burada.

    "Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.
    Yöndemli semazenlerin eğitimleri sırasında yaptıkları
    egzersizlerin nöroloji ve KBB hekimlerinin uyguladığı
    vestibüler testlere çok benzediğini belirtiyor.
    “Modern tıp yöntemlerini semazenlerin 700
    yıldır kullanmakta olduğunu görmek hepimizi
    hayrete düşürüyor.”
     diyen Yöndemli semazenlerin çalışmalarından
    çıkarılacak derslerle otomobil ve deniz tutmasının
     da önlenebileceğine inanıyor.

    Semazenlerin yüzyıllardır ayinlerinde sergiledikleri
    yetenekleri hakkında ilk bilimsel çalışmayı yapan
    Yöndemli kitabın
     ilk bölümünde
    Mevleviliğin adap ve ahlâk anlayışını musiki ruh
     ve beden terbiyesini ele alıyor.

     Yöndemli kitabın ikinci bölümündeyse sema
     gösterilerine tıbbi bir bakış açısı getiriyor.
    Yöndemli Türkiye’deki araştırma ve fikir
    hayatının cılızlığından yakınıyor.
    Yöndemli “Türkiye’de Mevlevilik hakkında
     yayınlanan kitap sayısı 50’yi bile bulamazken

    Napolyon hakkında sadece Fransa’da yayınlanan
    kitapların 100 bini aştığı belirtiliyor.
    Semazenler ABD’de ya da Avrupa’da olsaydı
    haklarında şimdiye kadar 50 bin cilt kitap yazılırdı.
     Ben konuyu daha çok kulak-burun-boğaz uzmanı
    olarak değerlendirdim.” diyor. "

    5200 tur döndükleri halde nasıl yorulmuyorlar?

    Semazenler Tennure adı verilen kumaştan bir elbise giyer.

    Etek biçimindeki bu elbise dönerken açılır.

    Açıldığında kumaş ile yer arasında bi potansiyel enerji oluşur.

    Ayrıca dönme sırasında açılan kumaş bir merkez kaç kuvveti kazandırır.

    Bu merkez kaç kuvveti tennurenin kapanmasını önlerken aynı zamanda dönerken yakılan enerjiyi %90 azaltır.

    Yaptığım testlerde elbise giyilmeden yapılan sema esnasında yorulma kat kat artıyor ve denge sağlanılamıyor.

    Dengeyi sağlayan kulak olsada bu konuya Tennurenin de büyük katkısı var.

    Semadan önce neden Abdest alınır?

    Sema yapmadan önce abdest alınmasını her ne kadar maneviyat ve işin gereği olsada bilime bakan yönüde var.

    Abdest su ile alınır.

    Bildiğiniz üzere su vücuttaki Negatif enerjiyi alıır ve götürür.

    İşte vücuttaki bu negatif enerjinin yani (-) yüklü maddelerin yeri çekmemesi (zemin + yüklüdür.) için abdest almak gerekir.

    Nerden biliyorsun derseniz testleri bizzat kendim yaptım..

    Sema yapmadan önce Abdest alınmadığında denge kaybı artıyor.

    Semazenlerin kafasında gödüğünüz takke neden silindir biçimindedir?
    Bildiğimiz üzere insana doğadan bi enerji girişi olur.

    Bu enerji girişi bıngıldak denilen yerden yani kafatasının tam üstünden olur.

    Ve yine bildiğimiz üzere bu enerji saat yönünn tersine döner atomlarda öyle bizde öyle.

    Peki enerji ile ne alakası var? Şöyle:

    Biz döndüğümüz zaman başımız kendi etrafında daire çizecek şekilde dönmez.

    Kendi etrafında (0) çizen yani dönüş hızı sıfır olan sol orta kulak zarıdır.

    Biz ve enerji aynı yönde döndüğü için bir hiza söz konusudur.

    Çakı gibi dönmek terimi Orta kulağın sıfır çizerek bizim tam enerji merkezi içinde dönmemizdir.

    alıntı
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bir El Tutki O da Seni Tutsun.
    free counters

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • cansofi
  • Nasihatler.Net
  • Bilvanis.Net
  • Menzil.Net
  • yakaza
  • Madca .1
  • Madca.2
  • Hayata gülümse
  • Sahranehir
  • revival
  • uslu
  • seymes
  • hezar
  • ferzane

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • zikrullah
  • benyako
  • Blogcu Yardım
  • cansofi
  • digilak
  • 2563
  • farukterzi
  • Sayfa: 1 - Toplam: 30
    | Sonraki Sayfa
    www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması