cemd
2/7/2009
-
bilmem menzil nasıl anlatılır
 Bazı şeyler vardır anlatılır İçine bal şerbet katılır Yorgan döşek yatılır Bilmem menzil nasıl anlatılır Bazı şeyler vardır söylenir Hoş sohbet olur dinlenir Agh edilir inlenir Bilmem menzil nasıl söylenir. Bazı şeyler vardır görürsün Anlar anlamaz yürürsün Sonunda sende menzile varırsın Bilmem menzil nasıl görünür. Biri vardır gavs derler adına Herkes gider ama anlayana Sözler denir dinleyene Bilmem gavs nasıl anlatılır Boyu bosu endamı yerinde Şeriati yaşar kendi halinde Anlamayan der bu iş nice Bilmem gavs nasıl anlatılır Menzil menzil dedikleri bir ince yoldur İkramı izzeti her şeyi boldur Sende var sende küpünü doldur Bilmem menzil nasıl anlatılır. Oraya varmayan yanıyorum bir görem der Bunu kendinde hasret beller Her varana bakar eller Bilmem menzil nasıl anlatılır. İçinde ki ateşi söndürme Alemi kendine güldürme Oraya varınca yüzün döndürme Bilmem menzil nasıl anlatılır Gavsım der yanar durursun Hasretim der acıyla avunursun Bırak sevdan içinde dursun Bilmem menzil nasıl anlatılır. Bir çokları vardı vatana Kimseler inanmadı anlatana Anlatan neyi ne bilsin Bilmem menzil nasıl anlatılır. Der: yusuf sözüm burda bitiyor İyi düşün adam olana bir söz yetiyor Bilmem menzil nasıl anlatılır |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/5/2009
-
sennn babammmm.....
 Geç kalmış bir mektup benimkisi...Çok geç..Hani, hep kaygısı taşınılıp da bir türlü yerine getirilemeyen..Bugün ilk defa sana yazmayı deniyorum..İlk defa sana anlatmayı..
Biliyorum yazmaya çalıştıkça yine engel olamayacağım damlalarıma...Biliyorum ki ne kadar yazarsam yazayım yazdıklarım azaltmayacak özlemimi...Ne söylersem söyleyeyim söyleyemediklerim hep en fazla olacak..
Sen hayatımdaa en güvendiğim,enn inandığım,ilk beklediğim... Sen ilk özlediğim...Sevdiğim ilk adam.... SEEENNN BABAAMM... Nasıl geçerdi zaman yanında sahi..Nasıl sıcacıktı kucağın...Nasıl da en korkulanlar sıradan olurdu yanında..Nasılda güvenliydi yanın Hafif bir yağmur var dışarıda. Ve seni çok özleyen kendi büyük ama yüreği küçücük kalan bir kızın var içerde. Şimdi bir kere sarılmak için her şeyimi vermeye hazır. Hani söz vermiştik baba.. kaydımı sen yaptıracaktın. Seni üniversiteli babası yapacaktım. Hani söz vermiştin. Hep yanı başımda olacaktın. Şimdi öyle uzaksın ki.. öyle bir özlem ki yakan içimi. Nasıl anlatırım şimdi hepsini. Her BABA kelimesini duyduğumda karnıma yumruk yemiş gibi oluyorum... Önce gözlerim vurgun yiyor. Sonra da, yüreğimdeki vurgunlar kim bilir kaç defa yenileniyor. Anlamıyorlar baba, anlamıyorlar. Senden bahsedince, herkes geçtiğini sanıyor. Koskoca beş yıl oldu gidişine, bitti sanıyorlar. Saklıyorum baba, her şeyi saklıyorum annemden. Göz yaşlarımı, yüreğimi saklıyorum. Onun yanında ağlarsam o da üzülür. O yüzden hep kaçıyorum senden bahsedilince ya da konuyu değiştiriyorum. Öyle çok ihtiyacım var ki sana baba...Şimdi kış, çok soğuk..Kediler sokaklarda kaldı...Hatırlar mısın camın önüne gelen kediyi nasıl içeri almıştık..Annem kızacak diye endişelenmiştik biraz ama yinede bırakmamıştık onu dışarıda...Sobanın önünde iyice ısınmıştı.........
Neyi anlatayım ki baba, hangisini. Ya da sorularımı mı sıralayayım sana. Benim buz tutan yüreğimi kim ısıtacak. Ben mezun olunca kim gurur duyacak baba benimle.. Ben kime göstereceğim gururla diplomamı. Kin en zor zamanlarımda yanı başımda duracak. Düştüğüm zaman kim tutup kaldıracak baba. Kim her bişeyim olacak. Kim şehvetsiz şefkat gösterecek. Kim senin gibi uyandıracak sabah namazlarına. Kim korkulu kabuslarımdan uyandıracak? Yok, babacığım. Hiç kimse yok.. soldurdular gülünü, açmadan daha. Küstürdüler. Maskeyle dolaşan sadece bir beden. Ben seninleyim. Gurur duymanı istedim hep benimle. Hep iyi şeyler yapmaya çalıştım ve senin küçük kızın olduğumu hiç unutmadım. Sana bol bol hediyeler gönderiyorum. İyi bir kul olmaya çalışıyorum ki iyi amel defterin hiç kapanmasın. Öğrencilerime o kadar çok anlatmışım ki seni, inan, keşke bizim babamız da öyle olsa diyorlar. Onlar da sana hediyelerini unutmuyorlarmış . Dualarını hep arkamda hissettim ve dimdik yürüdüm. Biliyorum bir yerlerden bakıyorsun bana ve söylediklerimi duyuyorsun. Senn.. Babammm. Unutma sakınnn. Hiçbir baba senin gibi olmadı, olamaz. Küçük kızın unutmadı seni ve hiç unutamazzzz. Seni çoookkk seviyorummm. Rüyama gelll ne olurrrrr:(((
Not:Okuyanlardan küçücük bir ricam birer Fatiha okur musunuz acaba... nurşehla... |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/5/2009
-
IDEAL dostluklar... ceşitler...
        Ana sevgisine yar sevdasına benzemez Kenetlenmektir arkadaşlık Geceleri gecelere bağlayan sohbetlerde Ağlamaktır.. beraberce yas tutmaktır. Özlemektir gurbetlerde ... | | |
Gönüller birdir dünyalar ayrı olsa da... |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/5/2009
-
Adım: Ayrılık

Düşerim ansızın titrek yapraklar gibi… Saçlarım birden sonbahar olur. Anlarım; veda titrek bir mevsim! Anlarım; aynalar değişen resim...
Sen her adımda bir çığlık gibi… Kavuşurken bile bakışın ayrılık gibi… Hani ilkbahar, hani çiçekler… hani “vuslat” ya… Kalbimin bir yeri ah, bin yeri kırık gibi…
Beni götür buralardan, bu uçurumlardan… Ağlarım; ağlasa bir çocuk bir köşede. Adım: “İnsan…” benim; adım: “Ayrılık…” adım: “An…” benim. Benim işte, benim; bütün yangınlarda yanan...
Hani şu çiçek ta ne zamandan… Hani titreyerek bana verdiğin… İşte bir kitabın arasında/n güler. Güler ve güler… Güler ve söyler; duyarsan!
Gözlerime bak; nice “dün/ler” var orda; eski… Kulaklarında yankısı pörsümüş zamanların… İstesen de istemesen de… düştün ya buralara! Şimdi aynalarda çocukluğunu, şimdi aynalarda gençliğini ara!
Hangi zamanları ördün; hayallerin nerde? Perde perde açılıp kapanan günlerden geliyorsun. Alnına yıllar düştü; yıllar ki ağır düş/tü!
Şimdi –daha bir- düştü düşecek kırılgan zamanların, ey titrek yolcusu; anların ah, anların… Sen ve veda kol kola mevsimler gibi taze… Doğduğundan bu güne sen böyle kaç cenaze!
Ali Hakkoymaz |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/5/2009
-
GÖRÜŞECEĞİZ

Dilimi kilitlemiş dünya… Kelimeler anlatmak istediklerimi anlatamasa da, bu aralar usulca gözlerimle anlatmayı seçiyorum.
Otobüs penceresinden el sallayan bir çocuk , beni tanımasa da gözleri ile haykırıyor… - Görüşeceğiz …
Uzunca bir yol, elleri ile çekmekte olduğu tekerlekli bir araba, tekerlekli arabada utanarak giden yaşlı bir baba … Yere bakan gözlerini kaldırıp, gözlerime fısıldıyor… -Görüşeceğiz …
Kuşlar mevsimlerini bilip göçe uğrattılar beni, ötüşlerinden anladığım kadarıyla; -Görüşeceğiz …
Kar kaplayıp sakladığında toprağı, güneş okşayarak erittiğinde karı, bahar geldiğinde söylediğinde baharı, rüzgar esip kurutup kopardığında yaprağı sessizce anlattıkları; -Görüşeceğiz …
Bir anne ve göz kapakları dünyaya kapanmış bir bebek… Annenin elinde gözyaşlarıyla ıslanmış bir mendil…Toprak atılırken kürek kürek…Annenin gözlerinde ki kelime; -Görüşeceğiz…
Hiç tanımadığım uzaklardan gelmiş bir grup yolcu , dillerinde bilmediğim dualar, yüzlerinde tanıdıktı tebessüm…Farklı olsa da kelimeler,anlaştığımız tek yer; -Görüşeceğiz…
Gece kararttığında odayı, güneş alıp gittiğinde başını… Günümün yarını olacakmış gibi kurguladığım da zamanı… Uyku çöktüğünde gözlerime, benim için önemli olanı, ölümün küçüğü uykuyla susturduğumda…Alıp verdiğim her nefes sonrasında; -Görüşeceğiz…
Aşuk maşuktan geçerken, Mecnun Leyla’sını Mevla’da bitirirken,Yunus ağlarken yane yane, Mevlana ‘’hamdım,piştim,yandım’’ diyerek dünyadan geçerken, her birinin de zikrettiği; -Görüşeceğiz…
Adem Havva’dan ayrılırken, Meryem kelimesi İsa’ya son kez bakarken, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i gözlerinde okşarken, Yakup gözleriyle Yusuf’u özlerken, içlerinde sakladıkları; -Görüşeceğiz…
Adım adım yaklaşırken Kabe’ye, gözlerin yerde…Aniden kaldırıp gözlerini Kabe’ye, gözlerinde nedenini bilmediğin gözyaşların ile… Kabe’den uzaklaşırken gözlerinden dökülen vedanın duası; -Görüşeceğiz…
Şimdi bahar, kabul olmasını istediğimiz duamız var. Göremediğimiz yüze , duyamadığımız sese, hissedemediğimiz kokuya, anlayamadığımız dile, şefkate, merhamete, tevazuya, inceliğe ihtiyacımız var. Gelip geçen insanlığa, ÖRNEK OLAN İNSAN(sav) Şimdi bahar, kabul olmasını istediğimiz tek dua;
Gözlerimiz gözlerinizi göremese de gönlümüz görüştü sizinle Efendim… Gönüllerin bir olduğu yerde Görüşmek Duası ile Efendim… Amin MİHRİCAN KESKİN
|
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/5/2009
-
Ellerini Alıştır Vedaya... Ve Duaya...

Son defa bakıyorum sana bulutlar, gökyüzü… elveda! Kuşların çığlığı, s/ağırlığı dünyanın... elveda! Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe kalanlarım... üzülmeyin; biter bir gün, acı yanlarım… Salkım saçak sancılarım… elveda! Ey gel geç Leyla, ey dünya… Ey kör sevdalarım... elveda... Ey, çöllerin Serabı… Ey, yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin... elveda...
Atamadığım çığlıklarım... Yollardaki izim... Dinmeyen sızım... Besteleri boynu bükük sazım... elveda...
Gün b/atımları, hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa... Bu her akşamki kıyamete... Ah, ben ki sabahlardan geliyorum... Birdenbire bu vakitli elveda?
Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya… Bak, avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü... Titrek bir istasyona, çığlık bir v/edaya hazır mısın?
Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! Sonbahar yaprakları kaç veda mektubudur! Ömrümüz kaç elveda... Kaç sonbahar, kaç çığlık... Saydın mı aynalarda değişen yüzlerini...
Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya… Yol uzun... Her adım bir ayrılık... Kapı arkası gurbet ya... Yaka paça götürüyorlar bizi... Çocukluğumuzu, gençliğimizi...
Bilsen ki her an bir zelzele... Duysan ki ne velvele... Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya... Ve duaya... Her derde devaya...
ALİ HAKKOYMAZ
|
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/5/2009
-
Ağlıyorsun. Çünkü hüzünlüsün
 Ağlıyorsun. Çünkü hüzünlüsün ve güçsüzsün. Ağlıyorsun. İşte sen busun. Kırılgansın. İncinmişsin. İncitmişsin. Terk etmişsin. Terk edilmişsin. Varsın. Yoksun. Ayrısın. Birleşmişsin. Gitmişsin. Gelmişsin. Hayat ayaklarının altından kayıyor. Yalpalıyorsun. Başın dönüyor. Zemin un ufak oluyor. Gökyüzündeki güneşe ve göğün maviliğine karşın duyguların griye dönmüş. Kalbine bulutlar toplanıyor. Boğazın sıkışıyor. Daralıyorsun. Çatlayacak kadar sıkışıyorsun. Boşalman gerek. Bir şekilde insanın içindeki basınç düşmeli. Dayanamıyorsun. Ağlıyorsun. Kalbindeki bulutlar gözyaşı sağıyor. Ağlıyorsun. Ağlayabiliyorsun. Farkettin mi? Ruhundaki acılar kristalize oluyor. Gözyaşı oluyor. Hava kitlesinin soğuğa maruz kaldığında yağmura dönüşmesi gibi. Ruhun üşüyor. Titriyorsun. Çıplaksın. Korunmasızsın. Kendini koruyamıyorsun. Ruhun yardım edemiyor sana. Kalbin yardım edemiyor sana. Hep birlikte ağlıyorsunuz. Kalbin için de kendin için de ağlıyorsun. Aç bir kedi görüyorsun. Aç bir çocuk dikkatini çekiyor. Yetim bir çocuk kalbine dokunuyor. Sararan yapraklar kalbini delip geçiyor. Özlüyorsun. Buram buram özlüyorsun. Ağlıyorsun. Ağladıkça... Kalbin delik deşik. Herşey seni yaralayabiliyor. Ne kadar naziksin. Ne kadar kırılgansın. Çünkü insansın. Ağlıyorsun. Yorgunsun. Yaşamaktan yorgunsun. En çok gönül yorgunusun.. Yaşadıkların kalbinin tabanına birikti. Belki çok şey yaşamadın. Ama çok ağır şeyler yaşadın. Kalbini deliyor sanki yaşadıkların. Ağlıyorsun. Kalbini yıkıyorsun. Biraz da olsa gevşiyorsun. Ölüm meleği şu an gelse itiraz etmeyeceksin. Dünyanın içindesin. Ama dünyadan soğumuşsun. Gitmek istiyorsun. Öteye geçmek istiyorsun. Ağlıyorsun. Neye mi? Herşeye. Herşey üstüne üstüne geliyor sanki. Çaresizsin. Boşluktasın. Hayattasın ama hayatta olduğunu hissedemiyorsun. Dur. Ağladığın için zayıf olduğunu mu söylüyorsun? Sakın söyleme bunu. Lütfen söyleme. Hadi geri al sözünü. Çünkü insansın. İşte bu yüzden meleklerden üstünsün. Çünkü melekler gözyaşı dökemez. Çünkü meleklerin kalbi delik deşik olamaz. Çünkü melekler gönül yorgunluğu nedir bilemezler. Ağlayan insanlara üzülmüyorum biliyor musun? Ağlayan bir insan gördüğümden “neden ağlıyorsun, ağlama, güçlü olmalısın” demeyi çok uzun yıllar önce terkettim. Ağlayan bir insan görsem gözyaşlarını silmek için bir mendil uzatmak geçer içimden. Bu bana dünyanın en kutsal davranışlarından biri gibi gelir. Çok yıllar önce ruhumun keskin bir acıyla üşüdüğü bir anda en sevgili arkadaşımın bana sarılıp cebindeki mendili gözyaşlarımı silmek için verdiği gibi. O mendil kağıttan değil bezden gri renkli bir mendildi. Hayatta en sevdiğim şeylerden biri nedir biliyor musun? Ağlayan bir insana mendil uzatmak. Eğer sen ağlarken sana mendil uzatacak biri yoksa, bu sen olmalısın. Ağlayabiliyorsun. Ne kadar güçlüsün. . . alıntııı.. |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/5/2009
-
Aşk yolunda mecnun olunca, gökler gibi dönmeğe başlar..

Aşk yolunda mecnun olunca, gökler gibi dönmeğe başlar. Ey aşıklar, ey aşıklar! Onun yüzünü görenin aklı başından gider, huyu değişir. Deli divane olur, kendinden geçer.
Kendine gelince, sevgiliyi aramaya koyulur. Onda dünya sevgisi kalmaz Dükkanı bile yıkılır. Zerredeki su gibi, yüz üstü sürünerek ona doğru koşar durur.
Aşk yolunda mecnun olunca, gökler gibi dönmeğe başlar. Böyle bir hastalığa tutulan, sonunda onun dermanını bulur.
Aşk, nice gönülleri yaraladı. Nice uykuları kaçırdı. Onun büyüleyen nergis gözleri Firavun´un sihirbazlarının bile ellerini bağladı.
Bütün padişahlar o benzeri olmayan sevgilinin dilencisi, bütün güzeller onun güzelliğinden kırıntılar almışlardır. Arslanlar bile onun mahallesindeki köpeklere karşı kuyruklarını kısmışlar, ona teslim olmuşlardır.
Göklere bir bak, ermişlerin kalesini seyret! Onun burcunda, kale bedeninde nice ışıklar var, nice meş´aleler yanıyor.
Ey karanlık gecelerde, göklerde parlayıp duran ay, sen onun yüzünü mü gördün? Güzelliği, nuru ondan mı aldın? Ey gece! Sen onun saçlarını mı gördün? Hayır hayır, olsa olsa onun siyah saçlarının bir telini mi gördün?
Bu gece siyah elbiseler giymiş, her halde yaslı olacak, kocası ölmüş bir kadın gibi siyah elbiselere bürünmüş.
Ey gece! Bu feryadıma, bu fıganıma senden yardım istemiyorum. Çünkü, sen de benim gibi onun çevgeninin önünde bir top gibi yuvarlayıp duruyorsun.
Onun çevgenine top olan, saadet topunu elde eder de, gönül gibi onun çevgeninin önünde top olur, başsız ayaksız koşar.
Sen aşka dayan, çünkü aşk baştanbaşa odur, onun yüzüdür. Onun gözüdür. Bu tarafa dönmüştür. Seni gözetmektedir. Zaten aşkın varlığı yüzünden gözden, görüşten başka bir şey değildir.
Aşkın şekli yoktur. Fakat işi gücü şekil yapmaktır. Ey gönül! Sen bir türlü şekilden suretten geçemiyorsun. Çünkü onun cinsinden değilsin.
Temiz, lekesiz gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile topraktan meydana gelen bedenin sesini ayırt eder. Bu ses onun ceylan şekline girmiş arslanının kükreyişidir.
Bu aşk bana misafir oldu. Canımı vurdu, yaraladı. Bu aşk, herkese nasip olmaz. Bu sebeple bu hal bana yüzlerce lütuftur. Yüzlerce ihsandır. Bana vuran, ele, kola yüzlerce aferin.
Ben elimden, ayağımdan vazgeçtim, araştırmayı bıraktım. Ey araştırması ile bizim araştırmamızı süpüren, yok eden aziz dost!
Ne zamana kadar, ´´Hey gönül!´´ deyip duracaksın? Şu gönül sevdasından vazgeç de sus artık! Gönül onun ´´Hu´´ sesini duyunca, artık benim hay ve huyumun bir değeri kalmaz.
HZ.MEVLÂNÂ (K.S) |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/5/2009
-
gül, askın mihrabıdır

O gül, aşkın mihrâbıdır,tende cânım “Gül” diyor, Mihrâbıdır “Gül” uşşâkın,âh eder bülbül diyor, Tende cânım âh eder, dil-beste gönül diyor, “Gül” diyor, bülbül diyor, gönül diyor,Rasûl diyor.
*** O, Efendiler Efendisi, ALLAH ’ın müjdesi, insanlığın müjdecisi, O, hem “Halîl” hem “Habîb”, hem “Sıddık” hem “El-Emîn” O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi…
Bakın ne buyuruyor muhabbete ve zıddına dair: Sana günah olarak, husümeti devam ettirmen yeterlidir, çünkü bu, gıybete kapı açar.
Muhabbeti sâdık olanlar, sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder… O’nun yolunun altın silsilesinden Bayezid-i Bistamî’ye (k.s.) müracaat eden bir derviş:
“Beni ALLAH ’a (c.c.) yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince. Bayezid (k.s.) ona, şu öğütte bulunur: “ALLAH ’ın veli kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü ALLAH (c.c.), her gün o ariflerin kalplerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!..”
Süleyman (a.s.), Sebe melîkesi Belkıs’a îmana davet eden bir mektub gönderdi. O zaman putperest olan Belkıs mektubu okuyunca: “Beyler, ulular! Bana şerefli bir mektup gönderildi. Mektup Süleyman’dandır. Rahman ve Rahim olan ’ın adı ile başlamaktadır.” dedi. Bu tâzim dolayısıyla bazı alimler: “Belkıs, Süleyman’ın (a.s.) mektubuna hürmet edip değer verdiği için îman ile şereflendi.” demişlerdir.
Peygamberlerin ve evliyanın hakîkatinden uzak kalmış, onlardan feyz alamamış, esrar-ı ilahî’den nasipsiz olan ve şekilden öteye gidemeyen kimseler için Hz. Pir Mevlana (k.s.) buyurur: “Sen, solmuş ve ruhu çürümüş bir gönlü teneşir tahtasına yatırıp taraf-ı ilahî’ye götürüyorsun!..” Cenab-ı Hakk sana buyurdu ki: “Ey küstah ve cür’etkar! Burası kabir midir ki, huzuruma ölü bir kalb getiriyorsun?!.”
“Git de huzuruma esrar-ı ilahî ile diri olan bir gönül getir ki, dünyanın yeşillik ve gülistanlığı onun sayesindedir.”
|
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/5/2009
-
Makbul Bir İştiyak...
 Dostlardan biri anlatıyor; Gavs hz.lerinin emaneti teslim aldığı ve silsilenin beklendiği ilk zamanlardı Herkesler akın akın gidip tevbe tazeliyor ve biat ediyorlardı. Sofiler kendi- ni Gavs a teslim etmek telaşı ve iştiyakındaydılar. İşi bilenler kendilerini teskin edecek bir işaret peşindeydiler.
Özel arabaları ile gelen bir ailede de bunlardan biriydi. Ziyaretlerini tamam- lamış, tevbe tazeleyip biatlerini yapmış adablarını ifa etmiş arabaları ile dö- nüşe geçmişlerdi.
Köyün içindeki şimdi kaldırılmış olan benzinliğe gelince araba içindeki sofi- leri bir ağlama tuttu ki susturmak mümkün değil. Feryad ederek biatlerinin kabul olduğuna dair bir işaret istiyorlar. Gavs ın kendilerini teslim aldığına dair bir teberrük arıyorlar.
Benzinliğin önünde bir dinlenme bankı vardı asmanın altında. Sofiler sağ taraflarına bakınca Gavs ı orda gördüler. Oturuyorlardı ve tebessüm ede- rek arabaya bakıyorlardı. Sofiler şoföre ikaz ettiler ki geçme gidip izin al ziyaret et öyle geç diye. Araba durdu kendiliğinden ki gitmiyor. Şöfor isti- yor ki bir kenara çekeyim de öyle gidip ziyaret edeyim. Mümkünü yok ki araba hareket etmez. Epeyce uğraştan sonra çaresiz beklediler sofiler. O an Gavs hz. leri kalkıverdiler oturdukları yerden ve salına salına yürüdü- ler arabaya doğru. Ve o muhteşem nazarları ile bir tebessüm uçuruverdi- ler sofilere yürüyüp gittiler hane-i saadetlerine arabanın tam önünden ge- çerek...
Sonra araba hiç bir şey olmamış gibi devam ediverdi. Arabadakileri bir huzur aldı ki gülmekten gözlerinden yaş geldi hepsinin. Anlatan diyor ki "Sanki biraz önce ağlayan biz değildik taaa Malatyaya kadar güldük bu nasıl bir teberrük, bu nasıl bir muhabbetti..."
Arabada eskilerden Gavs ın sadığı olan sofi kardeşimiz dönüverdi bize ve;
"Rabbim tevbenizi ve biatınızı mübarek eylesin Gavs hz. leri sizlere teber- rük buyurdular mübarek nazarları ile de teveccüh ediverdiler..."
Ya Rabbi nasıl sevindik nasıııll...
SIBYAN
__________________ Bilvanis . netten alıntıdır Aleyke |
Yorum (
0
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
Bir El Tutki O da Seni Tutsun. |
|