Image Hosted by ImageShack.us
cemd - Blogcu <title> cemd - Blogcu



cemd

  • 3/1/2010 - Hiç gördün mü sevipte sarhoş olmayan!
  • Kategori: Begendiklerim


    Bir gün büyüklerimizden Şibli'ye bir topluluk gelir.


    Şibli Sorar:


    -Siz kimlersiniz?


    Cevab verirler:


    -Biz senin dostlarınız ...


    Bu cevab üzerine Şibli döneronlara taş atar. Kaçışmaları üzerine onlara şunu söyler:


    -Niçin kaçıyorsunuz ?Eğer siz hakiki dostlarım olsaydınızbenden gelen belalardan kaçmazdınız.


    Sonrada der ki;


    -Muhabbet ehli sevgi kasesinden içer yeryüzü ve şehirler onlara dar gelir. ALLAH'ı hakkıyla tanırlar Azametinden korkarlarKudretini hayret ederler. ALLAH sevgisi kâsesinden içerler.


    Onun ünsiyet denizinde boğulurlar ve gene O'nun münacâtiyle lezzettlere gark olurlar.


    (İmam-i Gazali İlahi Nizam)

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/12/2009 - İnsanı Allah dostu yapan DUA
  • Kategori: Dini yazilar
    İnsanı Allah dostu yapan DUA

    Mana âleminin yıldızlarından Beyazıd-ı Bistamî Hazretleri, henüz genç yaşında herkesin saygı duyduğu manevi bir kişiliğe sahip olur.Acaba o, böylesine baş döndürücü manevi bir yükselişi neye bağlıyor?

    Asya’da bozkırın ortasında soğuk mu soğuk günler yaşanıyordu. Annesiyle birlikte yaşayan ve onun hiçbir dediğini iki etmeyen, geleceğin Beyazıd-ı Bistamî’si küçük Tayfur adında genç bir delikanlı vardır. Bayezıd-ı Bistamî Hazretleri ilim tahsiline daha küçük yaşta iken başlar. Dikkatle derslerine devam eder. Bir gün okuduğu bir âyet-i kerime kendisine çok tesir eder.

    Ayet şöyle diyordur: "Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: Hem Bana hem de annene babana şükret! Unutma ki sonunda Bana döneceksiniz." (Lokman Sûresi, 31/14)

    Bunun üzerine eve döner. Annesi merak edip niçin erken döndüğünü sorunca, şöyle cevap verir: "Öğrendiğim bir ayet-i kerimede, Allahu Teâlâ, kendisine ve sana itaat etmemi emrediyor. Ya sana hep hizmet edeyim veya beni serbest bırak, hep Allah Teâlâ’ya ibadet ile meşgul olayım."

    Annesi: - Sen beni bırak, Allahu Teâlâ’ya ibadet et, der. Bundan sonra, kendini Allahu Teâlâ’ya veren hazret, emirlerinin hiçbirisini yapmakta gevşeklik göstermez ama annesinin hizmetini de ihmal etmez. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışır. Çünkü Allahu Teâlâ’nın emri de böyledir.

    Bu mertebeye nasıl ulaştı?
    17-18 yaşlarında herkesin saygı duyduğu manevi bir kişiliğe sahip olan Beyazıd-ı Bistamî Hazretleri’ne, bu mertebeye nasıl ulaştığı sorulur. "Annemin duası beni yüceltti" buyuran Beyazıd-ı Bistamî, başından geçen hadiseyi şöyle anlatır:

    - Annem, yaşlı ve hasta idi. Bir gece vakti havanın alabildiğine buz kestiği bir vakitte inleyerek, "Yavrum, su" dedi. Ben hemen yatağımdan kalkarak anneme su almak için dışarı çıktım. O anda kaplarda su bulamamıştım. Bakır tasla dışarıdan suyu alıp da içeri girdiğimde, annemi uyumuş buldum. Uykusundan uyandırmadım, bir müddet başucunda uyanmasını bekledim. Annem uyanınca yeniden, "Yavrum, su!" dedi. Ben de hemen diğer elimde soğuktan donmuş buz gibi tası verdiğimde, tasla beraber elimin derisinin kavladığını gören annem, çok üzülerek ağlamaya başladı. Bir yandan ağlıyor bir yandan da Allah’a şöyle dua ediyordu:

    "Yâ Rabbî! Ben Tayfur’dan râzıyım. Sen de ondan râzı ol. Sen bu fedakâr oğlumu görüyorsun, ne söyleyeyim Ya Rabbi, ne söyleyeyim, ne söyleyeyim, diye üç defa dedikten sonra “Allah’ım onu aziz eyle" deyip elini yüzüne sürdü ve “amin” dedi. Daha sonra Beyazıd-ı Bistamî sözlerini şöyle bitirdi: "O geceden itibaren bende bazı değişiklikler olduğunu fark etmeye başladım. Eğer Cenab-ı Hakk katında bir mertebem varsa bunun annemin duası hürmetine olduğuna kaniyim."

    Annenin rızasını kazan




    Bayezıd-ı Bistamî Hazretleri gençlikte yaptığı bâzı ibâdetlerden zevk alamıyordu. Bir keresinde bu durumu annesine anlatır ve yetişmesinde, terbiye edilmesinde bir kusur bulunup bulunmadığını sorar. Annesi epey düşündükten sonra:

    - Evlâdım tek şey hatırlıyorum. Sen daha küçüktün. Komşulara oturmaya gitmiştim. Kucağımda iken ağlamaya başladın. Bir türlü susturamadım. Seni susturmak için ocakta pişmekte olan tarhanaya komşudan izinsiz parmağımı batırıp ağzına koydum, der. Bunun üzerine annesinden, o komşuya gidip helallik dilemesini ister. Annesi helalleştikten sonra ibâdetlerinden daha engince zevk almaya başlar.

    Evet, asıl ismi Tayfur olan Beyazıd-ı Bistamî, halk içinde Hak’la beraber olmasının sırrını annesine hizmet etmede bulduğunu ifade etmektedir. Dün Allah’ın dostluğunu elde etmeye vesile olan anne-babaya hizmet, bugün de aynı dostluğu elde etmekte bizlere büyük kazançlar sağlayabilir. Anlaşılan o ki, Allah’ın rızasını kazanmanın en önemli vesilelerinden biri, annenin rızâsını almaktır. Ne mutlu evladına beddua değil dua eden analara! Ne mutlu annesinin hayır duasını alan evlatlara!
     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/12/2009 - Hicri yılbaşı gecesi...

  • Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

    İslamiyet’ten önce Araplar, Muharrem ayında savaşmak isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki aya da, Muharrem derlerdi. Böylece haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu.

    (Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

    Kıymet verilen dört aydan biri
    Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb’le beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen 4 aydan biridir. (Tevbe 36)

    Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır.) [Deylemi]

    (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]

    (Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut! Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

    Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, Ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

    Yılbaşı duası
    Sual: Hicri yılbaşında hangi duayı okumalıdır?
    CEVAP
    Muharrem ayının ilk günü aşağıdaki duayı 3 defa okuyanın, gelecek Muharrem ayına kadar bütün belalardan emin olacağı, Aşûre Günü [Muharremin onuncu günü] 3 defa okuyanın ise, ölümden de emin olacağı; çünkü o sene öleceği takdir edilmiş olana, bu duayı okumak nasip olmayacağı bildirilmiştir.

    Duanın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir:
    (Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü’l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es’elüke fîhe’l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihinnefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.)


    Yorum ( 18 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 5/12/2009 - Zikir kalbin cilasıdır ...
  • Zikir kalbin cilasıdır


    Zikrin sevabı ve FAZİLETİ konusunda çok fazla ayet ve hadisin gelmesi, onun Müminler için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Zikirle kalplerini ihya eden Allah dostlari, nimet ve faydalarını bizzat müşahede ettikleri için bu ibadeti bütün insanlara şiddetle tavsiye etmişlerdir. Bakara suresinde "Siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim" buyrulduğu gibi; zikir kulun yüce Rabbi ile beraber olmasına vesiledir. ALLAH Dostları; bir insanın Allah'ı zikretmesinin bundan başka faydası olmasa bile, bu müjdenin zikrin şeref ve faziletini anlatmaya, insanı zikre koşturmaya yeterli olacağını belirtir. Resulullah Efendimiz (sav) ashabına bir gün "Cennet bahçelerine uğradığınız zaman oradan bolca istifade edin; içine girin, yiyin için!" buyurur. Orada bulunanlar "Bu cennet Bahçeleri neresidir?" diye sorduğunda ise Efendimiz (sav) "Zikir halkalarıdır" der. Efendimiz'in işaret ettiği bu zikir bahçelerinde, ilahi aşk, muhabbet, rahmet, sekinet, nur, İhlas, edep, tövbe, göz yaşı, sevgi, feyiz, meleklerin teşrifi, istiğfarı ve hayır Duası gibi manevi meyveler mevcuttur. Bu nimetlerden elde etmek isteyen herkes o bahçeye koşmalıdır.


    Zikir vuslat yoludur

    Zikir, kulu Yüce Rabbi'ne yaklaştırır. Insanın marifet ve muhabbetini artırır, manevi derecesini yükseltir. İhlasla yapılan zikir kul ile Rabbi arasındaki perde ve engelleri kaldırır. Aynı zamanda kalbin cilasıdır, onu manevi kirlerden temizler, içindeki gafleti yok eder. Kalp, zikrin nurları ile aydınlanır ve parlar. Zikirle gelen nur insanın bütün vücuduna yayılır, her organ ondan bir pay alır, nurlanır; böylece de bütün vücut Allah sevgisiyle tatlanır. Zikir nurları içinde kaybolan kimsenin yüzü güzel, sözü tatlı olur. Bakışı feyiz akıtır, gülüşü huzur verir. Her hali hayri yansıtır. Bu kimse ALLAH'IN yeryüzündeki canlı şahididir. Kendisine bakana Allah'ı hatırlatır.

    Zikir manevi zevk kapılarını açar. Kul, zikir sayesinde Allah ile özel sohbet ve muhabbet eder. ALLAH zikredenin en yakın dostu olur, kalbini şenlendirir, onu Doyumsuz ve benzersiz zevklere ulaştırır. Büyük ariflerden İbrahim b. Edhem (Rh.A) bu zevki şöyle tarif eder: "Yüce Rabbim kendisini yedi çokça zikreden dostlarının kalbine öyle bir zevk koymuştur ki ve, eğer dünya Sultanları bunun ne kadar tatlı olduğunu bilselerdi, onu ele geçirmek için bütün ordularıyla Ariflerin kalbine hücum ederlerdi. Ancak ALLAH Dostları onu gizlerler, dünya Sultanları ise ondan habersizdirler. "


    Balık için su ne ise, kalp için de zikir odur

    Susuz balığın olduğu gibi, zikirsiz kalp de bir bakıma ölür. Kalbi ölen bir insandan ise hayırlı ve tatlı işler çıkmaz. Böyle bir insan nefsinin ve Şeytanın kolayca esiri olur. Şeytanı kalbimizden, işimiz, evimiz, Ailemiz, Cocuklarimiz ve soframızdan uzaklaştırmak istiyorsak, bunun tek yolunun ihlasla zikretmek olduğunu bilmeliyiz. Kötülüklere karşı en sağlam kale olan zikir insanı haramlardan kurtarır. Zikirle meşgul olan bir kalp ve dil,,, yalan gıybet laf taşıma, fitne yayma gibi haram ve boş işlere vakit bulamaz. Ibadet, hizmet ve zikir ile meşgul olmayan kimsenin boş işlerden korunması da mümkün değildir. Kalbe gelen günah arzularını zikirle söndürme ve hayra yönlendirme imkanı vardır. Zikir ile desteklenen kalp iyiyi kötüyü fark eder.

    Zikir mahşer gününe zafer biletidir. ALLAH mahşerde zikir ehlini özel himayesine alır, rahmet gölgesinde gölgelendirir. Resulullah Efendimiz'in (sav) müjdelediği gibi, Allah Teala'yı çokça zikreden erkek ve kadınların hesabı kolay olur. Zikir insanı en büyük felaket olan cehennem ateşinden korur. Zira Resulullah Efendimiz (sav), insanı ateşten kurtaracak en güzel amelin zikir olduğunu müjdelemiştir. ALLAH, müminleri kalplerine yerleşen Kelime-i Tevhid ve zikir üzere dünya ve ahirette sabit tutacağını haber vermiştir. (İbrahim, 27) Kulun yüce Rabbi'ni zikretmesi öyle büyük bir sermayedir ki, ömründe bir kere olsun samimi olarak "La İlahe İllallah" diyen kimse, bu zikrin bereketine ebedi ateşte kalmayıp cennete girecektir. Zikre ait bu müjdeler herkes içindir. Erkek-kadın, genç-ihtiyar, fakir-zengin herkes bu nimetlere davet edilmiştir. Kul kalbi ve dili ile ne kadar zikir çeker ve buna devam ederse o derece ilahi ikram ve müjdelere ulaşır. ALLAH dostlari iman ve namazdan sonra en fazla zikrin üzerinde durmuşlardır. Çünkü onlar zikirle elde edilecek nimetleri bizzat tatmışlar, onun kalp hastalıklarına kesin ilaç olduğunu görmüşler ve Zikri herkese tavsiye etmişlerdir.
    Insan ve cin şeytanlarının hile, vesvese ve kötülüklerinden korunmanın en güzel yolu sürekli zikir halinde olmaktır. Zikir kalesine giren kimse emniyette olur. Bunun için günlük vird, ders hizmetlerine edebince devam eden kimseye büyü, sihir, vesvese gibi şeyler kolay kolay zarar vermez ve.
    Kısaca, Allah'ı zikir kalbin hayatı, tadı, ilacı, gidasi, cilasıdır. Zikirsiz kalp Zayıflar, hastalanır, kararır, kapanır, katılaşır ve sonunda Manen ölür. Bu Halden Yüce ALLAH'a sığınırız.


    Gizli zikre özel defter

    Rasululllah Efendimiz (sav) kalp ile yapılan gizli zikrin faziletini şöyle anlatmıştır: "Hafaza meleklerinin işitmediği gizli zikir, açık zikirden yetmiş derece daha üstündür. Kıyamet günü olduğunda Allah Teâlâ bütün halkı hesap için toplar. Amelleri yazan melekler, Yazdıkları ne varsa getirir ortaya koyarlar. Allah onlara 'Bakın hele, kul için yazmadığınız bir şey kaldı mı? " diye sorar. Melekler de 'Rabbimiz! Biz bu kulun Bildiğimiz ve gördüğümüz her şeyini yazdık' derler O zaman Allah o kula 'Senin bizim yanımızda gizli / özel muhafaza edilmiş bir defterin var. Onu melekler bilmezler. Onu ben yazdım, karşılığını da ben vereceğim. O senin yapmış olduğun gizli zikirdir "buyurur."

    Işte Allah dostlari bu özel deftere amel yazdırmak için çalışırlar. Gizli zikrin en güzel sonucu, kulun Rabbi ile huzur bulması, O'na aşık olması ve ismini yüce ALLAH'IN özel defterine yazdırmasıdır. Bu, sadıkların işidir, sıddıkların yoludur. Nakşibendi büyüklerinin meşrebi, Aşıkların mesleğidir. Sâdâtların verdiği ders budur.


    M. Saki EROL


    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/12/2009 - “artık bana güzel bir sabır yakışır!”
  • Kategori: Siir


     
     
    şimdilik avuçlarıma alamıyorum gülü,

    dikenlerini avuçlayabiliyorum.

    razı oluyorum can’ımın yanmasına;

    can’ımı yakıyorum avuçlarımı sıkarak…/



    ey benim sîne-i nurum,

    ey benim nûr-u aynım,

    ey benim sabrı cemîl’im,

    ey avuçlarımı dikenlerine rağmen kendine toprak bildiğim gül’üm,

    şimdilerde yakubî bir soluktur içime çektiğim,

    dilimin kıyısına dokunan, bir baba yüreğinin niyazı kadar beyaz;

    “artık bana güzel bir sabır yakışır!”

    dilim, yusuf’umu besleyen bir dua için dokunur söze.

    bir yusuf kuyumda ağlar, arşta yükselirken adı

    bir yusuf nazarımdaki kıymetini bilmez, eza olurken ahvali sol yanıma…

    bir yusuf, yusufluğunu bilmez;

    ve ben korkarım bir hasetlik canına dokunur yusuf’un diye…

    ben korkarım karanlık eza olur yüreğe diye…



    ey benim derûnumdaki sevda,

    yarınlarıma dair hüsn-ü zannım,

    hatrına niyaza dokunur dilim her dem,

    hatrına yüreğim buruk heyecanlar yaşar doğan günle,

    hatrına boyun bükerim sevgili’ye,

    hatırı sayılır olurum diye yar nazarında..



    ey benim avuçlarımı kanatan sevda,

    derinliğim kadardır avuçlarımda açtığın yara,

    ne içimi imar ediyorsun sevinçle,

    ne de sûretime mutluluğun resmini çizebiliyorsun.

    ben üzerine titriyorum bir çocuk gibi,

    büyümeni istiyorum,

    büyütmeni istiyorum beni yâr nazarında..



    ey benim lisanını hala anlayamadığım sevda,

    sükûtun dağlar gibi içimde,

    rengin gece misali.

    leyl’im der susarım şimdilerde -sen gibi-,

    yücelirim “yâr” makamına diye…



    ey cemil’in letafeti,

    yûsufî güzellikte değil sûretim

    yakub kadar sabırlı da değilim,

    ama bilirim ki içimde büyürsen;

    sultanı olacağım bir beldenin.

    gözlerim aydınlanacak,

    aydınlık olacağım mısır’a..



    ey içimdeki sevda,

    içimin nil’i olursan, ereriz huzura;

    can oluruz bir kurak beldeye…



    bu güzel ve anlamli sözleri yazan saire sonsuzlarca tesekkurler ..
    yazarin ismini bulamadim .. :(

     

     


    Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!



    Ya lale
    açmalıdır göğsümüzde yahud gül..
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 30/11/2009 - Muhip Olmak Güzeldir





  • Yüce Dinimiz islam sevgi ve merhamet dinidir. Allah Rasulü s.a.v. ashabına daima Şefkat ve merhameti tavsiye etmiştir. Onun hiçbir sözünde ve işinde en küçük bir kin ve haset izine dahi rastlanmamıştır. O, kendisine zulmedenler için bile doğru olanı talep buyurmuş ve onlar hakkında hayır duada bulunmuştur.

    Allah Rasulü s.a.v. Müminler arasındaki sevgi bağına da büyük ehemmiyet vermiştir. Nitekim hadis-i şeriflerde Müminler arasındaki muhabbet bağını artıracak tavsiyeleri pek fazladır. Selamlaşmak ve hediyeleşmek bunlardan sadece ikisidir.

    Tasavvuf ehli arasında eskiden beri çokça kullanılan 'Muhip' diye bir kelime vardır. Bu kelimeleri sufi olmadıkları halde sufiliğe ve tasavvuf ehline yakınlık duyan, muhabbet besleyenler kişiler için kullanılmış bir terimdir. Kelimenin manası 'yedi, muhabbet besleyen' demektir. Eskiden beri, kendisini Muhip sayan kimseler tasavvuf ehline karşı büyük sevgi beslemişler, onlara saygı ve hürmet göstermişlerdir.

    Tasavvuf yolunun büyükleri de muhiplerine ilgisiz kalmamış ve manevi tasarrufları içine muhipleri de katmışlar, onları kendilerinden saymışlardır. Nitekim Cüneyd-i Bağdadi hazretleri "Sufilik iddia edenleri, yani Muhip olanları takdir edin ki gerçek sufi olsunlar. Eğer yüce himmetleri olmasaydı başka bir şey iddia ederlerdi. "Buyurmuştur.

    İmam Kuşeyrî KS, "Risale" isimli eserinde "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Hadis-i şerifini zikrederek Muhip olmanın önemine işaret etmiştir. Yani tasavvufta velilerle gönül birlikteliği önemli bir mertebedir.

    Şihabüddin Sühreverdî k.s. hazretleri, bir araya gelip Hakk'ı zikredenlerin faziletinden bahsederken, onların arasında tesadüfen bulunan bir kişinin de bedbaht olmayacağını bildiren hadis-i şerife dikkat çekmiştir. Yine tasavvuf büyükleri "Bir kavme benzeyen onlardandır." Hadisini de "velilere benzemeye Özenen, onlara muhabbet besleyen onların zümresindendir." Şeklinde yorumlamışlardır.

    Muhip terimi tasavvuf yoluna intisap etme hazırlığında olan kişiler için de kullanıldığı gibi, kendini tasavvuf ehline layık görmeyen mütevazi kimseler de "Biz ancak muhibbiz" demişlerdir.

    Muhiplik aslında oldukça güzel ve sağlam bir anlayışın işaretidir. Bu anlayış Cemiyet içindeki meşrep farklılıklarına gösterilen hüsnü kabulün eseridir. İslâm'ı yaşamaktan maksat, Allah'ın emirlerine eksiksiz uymak ve Sünnet üzere olmaktır. Müslümanlıkta esas budur.

    Tasavvuf büyükleri İslâm'ı hakkıyla yaşamaya gayret gösterdikleri kadar, diğer insanlara da yol göstermişler ve onlara rehberlik etmişlerdir. Bu sebeple hiç kimseyi hor görmemiş ve hangi durumda olursa olsun, onların kalbini yumuşatmaya ve Allah'ın emirlerine doğru yönelmelerini sağlamaya çalışmışlardır. Dolayısıyla muhiplere büyük önem vermişlerdir. Zira muhiplik Müminlerin gönüllerinde filizlenen güzel bir sevgi tohumudur.

    Asr-ı Saadet'te vuku bulan şu hadise bu konunun önemini belirtmektedir: Daha İslam'ın ilk yıllarında Fahr-i Kainat Efendimiz sav Çeşitli devlet reislerine mektuplar gönderir ve onları Allah'ın dinine davet eder. Bunlardan biri de Mısır meliki Mukavkıs'tır. Alah Rasulü sav'in mektubunu büyük hürmetle karşılayan Mukavkıs, gelen elçiyi de hediyelerle donatır. Fakat müslüman olmaz. Yine de Mısır melikinin bu davranışı, Allah Rasulü sav'e hediyeler göndermesi, onun İslâm'a muhabbeti ve hürmeti olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple İslâm kaynakları ondan övgüyle bahsetmiştir.

    Ataullah İskenderî k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur: "ARKADAŞIN Hayırlısı, senden ona dönecek bir şey beklemeden seni sevendir." Tasavvuf ehline muhabbet besleyenler de bu meyanda değerlendirilmişlerdir. Aslında tasavvufun asıl gayesi Allah'ın dininin hakkıyla yaşanmasıdır. Yoksa mutasavvıfların maksadı etraflarında insanlar toplamak ve bu insanların sayısını artırmak değildir.

    Şah-ı Nakşibend k.s. tasavvuf ehlininin maksadını şöyle izah buyurmuşlardır: "Yolumuz ender bulunan bir yoldur. Kopmaz sapasağlam bir tutamak gibidir. Bu yol, Peygamber Efendimiz sav'in yoluna dört elle sarılmak ve Ashab-ı Kiram'ın izini takip etmek esaslarına dayanır. Ben bu hakikate, yolun başında olsun sonunda olsun, hep Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ihsanıyla ulaşmışımdır. Bu yolda Allah'ın kereminden başka bir güzellik görmedim. Sünnet'e uymak en büyük ameldir. "

    Tarih boyunca birçok devlet reisi tasavvuf ehline muhabbet beslemiş, onlara yakınlık göstermiştir. Mesela büyük Osmanlı padişahı Kanunî Sultan Süleyman, ömrü savaşlarla geçmiş bir sultandır. Fakat aynı zamanda ilim ve tasavvuf ehline de hürmet göstermiş ve muhabbetini hiç gizlememiştir. Nitekim büyük padişah aynı zamanda önemli bir şairdir ve oldukça hacimli bir Divanı vardır. Sultanın şiirlerinde kullandığı mahlası da Muhibbî'dir. Yani 'muhipliğe mensup olan, Allah dostlarını sevenler zümresinden olan' demektir.

    Anadolu'da yetişmiş önemli velilerden biri olan Yunus Emre Hazretleri de şu mısralarında gönül ehli olmaktan ve gönül yapmaktan bahsetmiştir:

    "Ben gelmedim Davi için
    Benim işim sevi için
    Dostun evi gönüllerdir
    Gönüller yapmaya geldim. "

    Günümüz için düşünüldüğünde, Tarih Boyunca takip edilen bu yoldan alacağımız dersler vardır. Tasavvuf yolundan maksat mürit sayısını artırmak değildir. Yukarıda da ifade Ettiğimiz gibi Ehl-i Sünnet olmak üzere ve İslâm'ı hakkıyla yaşamaktır.

    Cüneyd-i Bağdadi k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur: "Sufi yeryüzü gibidir, iyisi de kötüsü de üzerine basar. Kötü olan her şey üzerine atılır ama ondan hep iyi şeyler çıkar. Tasavvuf ehli bulut gibidir, her şeyi gölgelendirir. Yağmur gibidir, her şeyi sular, ayrım yapmadan insanların ağırlığını Yüklenir, onlara iyilikte bulunur. "

    Ebu Turab Nahşebî k.s. hazretleri de şöyle buyurur: "Sufi o kişidir ki, hiçbir şey onu bulandırmaz, her şey onunla saflaşır."

    Tasavvuf ehlinin eskiden beri güzel ahlâkla, nezaketiyle, inceliği ile öne çıkması şüphesiz yukarıda soylenen özellikleri dolayısıyladır. Onların muhabbet ehli olması, geniş kitlelerin onlara karşılıksız muhabbet beslemesi, muhip olması da yine bu sebebe dayanmaktadır.

    Tasavvuf, büyük olana talip olmak ve yokluğa mahkum olanı terk edip, baki kalacak olanı tercih etmektir. Sufi hizmet ehlidir ve Hizmetin büyüğüne taliptir. Küçük hesaplarla, dünyalık hesaplarla uğraşmaz. Bu yüzden asla ŞAHSİ davranmaz, gönlünde haset barındırmaz. Insanlar arasında ayrım yapmaz. Insanları ve insanlar da onu sevimli bulur ve ona Muhip olur sever.

    Sonuç olarak Muhip olmak da muhipliğe bir kapı açmak da tasavvufun edep ve erkânındandır. Tasavvuf terbiyesine önem veren kişiler gerçekte kimleri sevdiğini ve kimlerin de onları sevdiğini düşünmelidirler. Gönlümüz Hakk'a meyyalse güzel akıbete dair umutlarımız artacak demektir.

    Rabbimizin tevfik ve inayeti ile ...

     
     

    Mübarek EROL • 130. Sayı Semerkand / BAŞYAZI
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/11/2009 - Hâl Dili
  • Kategori: Dini yazilar
    Her Tavır Bir İşaret
     


    Ahmed Haznevî k.s. Hazretleri, tasavvuf yolunun önderleri olan sâdât-ı kiramdan bahsederken gözyaşlarına engel olamazdı. Onlardan bir söz işitince adeta gözlerinin içi gülerdi. Kalbin derinliklerinden gelen bu sevinç ve muhabbete de herkesi ortak ederdi.

    Mürşidi Muhammed Diyâüddin k.s. Hazretlerine ve bu yolun büyüklerine çok bağlı olan Ahmed Haznevî k.s. bir hatırasını şöyle anlatıyor:

    “Nurşin’e gittiğim günlerdeydi. On beş gündür Muhammed Diyâüddin’in dergâhında kalıyordum. Malum, savaş yıllarıydı. Yiyeceğimiz darı ekmeği ve darı çorbasıydı. O günlerde Muşlu bir ağa köye geldi. Hazret’i ve mollaları yemeğe davet etti. Hazret de kabul etti. Buna ben de çok sevindim. Ne iyi olur, güzel yiyecekler ikram edilir, diye düşündüm. Çarıklarımı özenle hazırladım. Bütün mollalar hazırlanmıştı. Hazret tam yola çıkmak üzereyken beni kastederek:

    – Molla Ahmet burada kalsın, biz gidelim, dedi.

    O an bunu neden söylediğini anlayamadım. Onlar gittikten sonra kendimi hesaba çektim ve:

    – Molla Ahmet, bütün suç kendinde. Sen güzel yemekler yemeyi düşündün. Tamahkâr oldun. İşte Hazret bu yüzden seni götürmedi, diye yorumladım.” (Altın Silsile, Semerkand Yay.)

    Bu Mertebeye Nasıl Ulaştın?

    Bir gün Bayezid-i Bistâmî k.s. Hazretlerine:

    – Bu manevi derecelere ne ile ulaştın, diye sorarlar. O da şu cevabı verir:

    – Önce dünyevî sebepleri bir araya topladım. Bunları kanaat ipine bağladım. Sonra sıdk (doğruluk) mancınığına koydum ve ümitsizlik denizine attım. Böylece rahata kovuştum. (Abdülmecîd Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/11/2009 - Allah'ın Rahmet Kapısına Teşvik
  • red rose dsc01772 a4 813065 

    Ciddi olarak Allah’a isyan etmekten kaçın. O’nun rahmet kapısına devam et. Bütün gücünü ve kuvvetini Allah için harca. Taatında sarfet. Yalvar, ihtiyaçlarını O’na arz et. Başını önüne eğ, kork, Hak’kın gayrına nazar etme. Hevaya koşma, yaptığın işlere karşılık bekleme. Ne dünyayı iste. Ne de ahiretin güzelliklerini taleb et. Hiçbir şeyden Hak taleb etme, kendini bir kul gör. Şunu iyi bil ki; kul ve elindeki bütün mal mülk efendisinindir, hiçbirine karşı hak iddiasında bulunamazsın.

    Edepli ol... Hak katında her şey ölçülüdür. Ne geç olacak erken olur, ne de erken gelecek sonraya kalır. Zamanı gelince nasibin gelir. İstesen de istemesen de hakkını alırsın...

    Senin için gelmesi mukadder olan şeylere hırs göstermen yersizdir. Senin için olmayan, başkasının hakkı olan şeylere, hasret çekmen yakışıksızdır.

    Halen kimseye mal olmayan şeyler iki kısımdır: Birincisi senin olması ihtimalidir. Eğer böyle ise o şeye neden hasret çekip üzüntü duyarsın. Bugün olmasa dahi, yarın o senindir. Nasıl olsa bir gün ona kavuşursun. İkincisine gelince, senin olmayacak şeylerdir. Bu durum ciddi ise, yine üzüntün ve çektiğin yorgunluk boştur. Nasıl olsa sana gelmez. Onun ardından koşman sana ne fayda sağlar. Sana, ancak boş yere zahmet çekmek kalır.

    Allah yolunda, ne gibi bir terbiye tavrı takınmak gerekse onları bulmağa çalış. Bulunduğun halde Allah’a kulluk et. Hazır vaktini O’nun yoluna harca. Başını ondan başkası için eğme. Gözlerini O’ndan gayrı şeye atma. Allah-ü Taâla şöyle buyurdu:

    - “Gözlerini, dünya adamlarına verdiğimiz nimetlere uzatma. Onlar geçici şeylerdir. Dünya süsüdür. Biz onları tecrübe ediyoruz. Rabbın sana verdiği, hem devamlı, hem de sonsuzdur. “
    Kalbini muhafaza et, kalbini... Huzur içinde yaşa,huzur içinde... Şahsiyetini elde tut, elde... Sessiz olmaya çalış, sessiz... Daima yerinde konuşmaya alış, uygunsuz şeylerden çekin. Kurtuluş yollarını ara... Uçurumlardan sakın. Ruhî ve derunî kuvvetler önünde başını eğ; kalb alemine dal... Utan... Utan... Allah... Allah... Allah... Sonra yine Allah... Taa, iş sonuna varıncaya kadar böyle...

    O zaman ölmeden evvel ölürsün, o devreye kadar çektiğin elemler sona erer. Îlahi rahmet, fazilet denizine girersin. Orada temiz olunca çıkarılırsın. Çıkınca, çeşitli nurlar gönlüne dolar. Bilinmeyen sırlara sahip olursun. Hiç kimsenin bilemiyeceği sırları öğrenir, garip diyarlar görürsün.

    Daha sonraları, rahmet kapıları önünde perde perde açılır. Sen orada, aldığın ilhamlarla açık açık konuşmağa başlarsın. Benliğin ölmüştür. Bu durumda ilahi varlık seni tamamen kapamıştır.

    Bu halde, sana verilen artık alınmaz.

    Yokluğu olmayan bir zenginliğe erişirsin. Kuvvetini kimse yenemez. Yüksekliğine kimse erişemez.

    Eriştiğin bu makam, Hz. Yusuf makamıdır. Ona söylenen şu hitap sana da söylenir:

    -

    Hz. Yusuf’a gelen bu hitap, zahirde Mısır sultanının ağzından çıkmıştır. Aslında o sultan, Hak lisanına bir perde sayılırdı. Esas söz; Allah’ındı... O, zahirde bir padişah sayılır, ama onun temsil ettiği makam, nefis, marifet, ilim, yakınlık, hususiyet yüksek derecede idi. Arif olanlar bu hali daha iyi anlarlar.

    Dünyalık nimetlerin çoğalmasına ne hacet var. Elinde az da olsa seni geçindirecek kadar dünyalığın mevcuttur. Bu arada sana gereken en önemli iş kanaat sahibi olmaktır.

    Haline razı ol, fazlasını isteme, gelirse al. Her şeyi Hak’tan bil. Helalinden almağa gayret et. Yolun böyle olsun. Bütün gayretini Hak yolunda sarf et. Her istediğin ve her arzun Allah yolunda devam etsin. Ancak bu şekilde hareket edersen doğruyu bulman mümkündür. İyiliğe bu yoldan varılır. Gerek dünya gerekse ahiret güzelliklerini, Allah rızasını kazandıktan sonra bulabilirsin. Bir Âyet-i Kerime de mealen şöyle buyurulur:

    - “Onların yaptıklarına mükafat olarak, öbür alemde verilecek nimetlere kimsenin aklı ermez. O göz kamaştırıcı nimetleri hiçbir nefis bilemez.”
    Beş vakit namazı, vaktinde eda etmekten daha güzel bir şey olamaz. Günahları bırakıp, Hak yoluna girmekten daha hayırlı bir şey tasavvur edilemez. Bizim anlattıklarımızdan daha yararlı bir söz söylenemez. Allah, bunları yapmayı bizlere nasip etsin. Cümlemizi, sevdiği yolda muvaffak buyursun.

    HZ Abdulkadir Geylani (Futuhul Gayb)




    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/10/2009 - Allah´a (c.c) Yakınlık Üzerine


  • Rüya gördüm, bir ihtiyar bana sordu:

    - Kul için Allah'a (CC) yakınlık nasıl olur?

    Cevap olarak:

    - Bunun ilki ve sonu var.

    Dedim ve sonra devam ettim:

    - İlki var; fani, kötü işleri bırakmak; sonu ise Allah'tan (CC) razı olmak. O'na (CC) teslim olup candan bağlanmaktır

    Hz. Abdulkadir Geylani (k.s)(Futhu'l Gayb)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/10/2009 - Bedâyı-i cihana bak, Cemâli kibriyayı gör
  • Kategori: ALLAH -cc-
    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    Rahmeti hudutsuz, inayeti sınırsız, merhameti sonsuz bizlere hidayet ve saadet bahşeden, Cennet ve Cemâlini ikram ve ihsan eden bilcümle alemin haliki, rezzakı ve mürebbisi olan yevm-i kıyametin Mâliki ve Meliki Allah-u Zül Celal vel Kemal Hazretlerine hamd ve sena ederiz. Herkesin gözü O’nun lütuf ve keremindedir.

    Kitabı kâinata bak, meâli kibriyayı gör
    Bedâyı-i cihana bak, Cemâli kibriyayı gör
    Şevahiki cibâle bak, Celâlı kibriyayı gör

    Zemine bak, semâya bak kemali kibriyayı gör.

    Kainatın efendisi Hz.Muhammed (s.a.v) alemin ebedi hükümdarı manevisi kevneynin şeyhin şâhı daimisi, hayrü’l beşer, imam sakeleyn, hâtemünnebiyyin ve seyyidül mürselindir. Hak ve tevhid akidesinde en açık beyanda bulunan, örnek hayatıyla insan oğluna İslâm yolunu, hidayet ve sermedi saadeti gösteren iki cihan serveri Hz. Muhammed ve onun ezvacı tahiratına, ehl-i beytine, ashabına ve etbaına salatü selam olsun

    Allah-u Teala Hazretleri, ilk olarak Peygamberimizin nurunu kendi nurundan halk etmiştir. Ne kadar ilahi fazilet, kutsi meziyet ve mümtaz vasıflar var ise insanı kamil olarak en güzel hasletler onda toplanmıştır. O yüce yaratan, Habibini insanlık âlemine rehnümâ, hidayet mürşidi ve hayrü’l enam olarak göndermiştir.

    Evet bütün ehli kemal, kemali ve feyziO’ndan almışlardır. O’nun nurunun girmediği gönüller gafil, O’nun sevgisinden mahrum kalan kalpler karanlık, O’nun şefkatinden mahrum kalmış insanlar da bedbahttır. Allah (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.v.) ve halifelerini (r.a.) insanlık alemine İslâm’ı tebliğ ve irşad için bir hidayet güneşi olarak göndermiştir.

    Allah-ü Teala insanı milyonlarca mahluk içerisinde mümtaz, mükemmel ve mükerrem olarak yaratmıştır. Mü’minler bu güzel vasfı idrak ederek Allah’ın kelamına ve Resulünün beyanlarına kulak verip bunları ihlasla yaparsa muhakkak felaha erer, saadet-i uzmaya nail olur. Cenab-ı Hakkın Meleklere karşı iftihar ettiği mükerrem insanlar zümresine dahil olur.

    Rabb-ı zül Celalimizin varlıkların efendisi ve mahlukların en şereflisi olarak yarattığı insan için hakkı sevmek, hakka hizmet etmek ve akibette Cemâl-i Hakk’a ermekten daha büyük hazz-ı manevi yoktur.

    Zerrelerden kürrelere kadar bütün kainat insanın emrine muti ve musahhar kılınmış, adedi yüz binleri aşan peygamberler insanların hidayeti için gönderilmiş, içindeki irfan desdeleri ile nur kaynağı ilahi kitaplar insanların önüne ve yönüne ışık tutsun diye indirilmiştir. Allah dostları da her devirde insanlara nur saçmışlar, ışık tutmuşlar, kâmil insanlar yetiştirmişlerdir
    Allah-ü Teala şöyle buyuruyor: “ Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim...” (Maide Sûresi Âyet, 3)

    Bunun içindir ki, mü’minlerin güçlerinin yettiği ölçüde Kur’an ve hadisleri öğrenmeye ve anlamaya cehd ve gayret ettikleri görülür. Yağmur damlaları yeryüzüne indiğinde arzı ihya ettiği gibi Kur’an’ın nur kelimeleri ve onların lâhûtî manaları gönüllere nüfus edince, insana hakiki hayatın manevi zevkini tattırır. Gerçek İslâm kitaba inkiyat, sünnete ittibadır. Saadet asrını haliyle, kaliyle yaşamaktır. Hakiki müslümanlık da budur. Hak ehli olan usûlü va’z eder gayeyi gösterir. Hak aşığı ise evvela usulü bulur, sonra gayeye ulaşır.

    Şeriat-ı garra ve sünnet-i seniyyeyi bihakkın yaşamak nefis tezkiyesi ve kalb tasfiyesiyle mümkündür. O da manevi bir yola sülük etmekle elde edilir ve de lazımdır.

    On dört asırdan beride böyle olagelmiştir. Günümüzde de buna şiddetle ihtiyaç vardır. Böylece müslümanlar Kur’an-ı Mübinde ve sünnet-i seniyyede tarif edilen izzet ve şereflerine kavuşabileceklerdir. Biiznillah ehlullahın sohbetiyle mürde ve gafil gönüller bahar günleri gibi yeşerir ve hayat bulur. Onun içindir ki Allah’ın velileri ölmez diridirler. Onlar Allah’ın Hayy ismine mazhar olmuşlardır. Bu veli kullar dar-ı dünyadan berzah alemine imanlı olarak geçiverirler. O veli kullar ki dünya zevkini ehline, ahiret zevkini yine ehline bırakıp Allah ile beraberolmuşlardır. Onlar cennet ve cehennemi unutup ancak Allah için ibadet ederler.O’nunla bulundukları an iki cihanda cennet, O’ndan ayrı oldukları an iki cihan da cehennem olur. Ancak O’nu bilirler. Başkalarına gaib olan onlar tarafından bilinmiştir. Vücudları bir yerde iken gönülleri arşta, kürside sohbette bulunurlar. Onlar vücudlarıyla miraç etmezler. Fakat ruhlarıyla miraç ederler. Cenab-ı Hakk’ı gözleriyle görmezler, fakat esrarıyla müşahede ederler. Onlar dinar ve dirhemsiz ağniya, taleb-i ilimsiz ümeradırlar. Onların akvâli, nebevi; ef’ali, melekî; ahlâkı ilâhîdir. Onlar iki cihan nurunun maiyyetinde gönüllü kurbanlardır. Hakiki zakir ve veliyyi kamil,şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerine müstenit İslâm dininin cihan şumul vahdet akidesini bihakkin taşıyan onu bizzat yaşayan ve tatbik eden zattır. Onun için ariflerin sohbeti aynî ibadet ve tevhiddir.

    Bu makam velilerin hali olup, kesret aleminde vahdet müşahede eden evliyayı muhakkıkîn bu sermedi zevki söze sığdırmak, tarif etmek için hususi bir lisanla konuşmuşlardır ki onun adına tasavvuf denir. İslâm ve hakikat bilgisi, saadet ve selamet yolu, huzur ve beka duygusudur

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bir El Tutki O da Seni Tutsun.
    free counters

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • cansofi
  • Nasihatler.Net
  • Bilvanis.Net
  • Menzil.Net
  • yakaza
  • Madca .1
  • Madca.2
  • Hayata gülümse
  • Sahranehir
  • revival
  • uslu
  • seymes
  • hezar
  • ferzane

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • zikrullah
  • benyako
  • Blogcu Yardım
  • cansofi
  • digilak
  • 2563
  • farukterzi
  • Sayfa: 1 - Toplam: 30
    | Sonraki Sayfa
    www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması