cemd - Blogcu


cemd

  • 26/8/2008 - Sen, yürekler nasıl fethedilir sanıyorsun ki ?
  • Kategori: Dini yazilar

     


    “Yapmadıklarınızı niçin söylersiniz?..”
    Demek ki tesiri yok!..
    Hatırlasana o Resûlü.. Günde yüz kez tevbe eden..
    Ayakları şişinceye kadar namaz kılan,
    Her durumda, her konumda hep en önde olan,
    O Canlar Cânanını...

    O öyleydi de ondan, etrafında pervane olurdu canlar..
    O öyleydi de onun için, tam 15 asır sonra bugün,
    Adı anılınca; yüreğin titrer, burnunun direği sızlar..
    Gözyaşların bile tanır O’nu..
    “GÜL” denince; O’nun kokusunu alır canlar..

    Ve O, öyle olduğu için,
    Bugün; ateşler içindesin, ama bak yanmıyorsun!..

    Evet; Yapmadıklarınızı niçin söylersiniz!..
    Eskiden söylemez, yaparlarmış.. Bugünse hep söylüyor, yapmıyoruz..
    Var ya;
    Çok iyi bir hatip olsan, binlercesine hitap etsen,
    Seni ağızları açık dinleseler...
    Avaz avaz haykırsan..

    Gönlünü kuramamışsan eğer ...
    Gecelerde yoksa bir aydınlığın..
    Kirpiklerin sağanaklarda ıslanmamışsa..

    O’na adanmış sözlerin, işlerin ve hatta hayallerin yoksa....
    Savunduklarının, söylediklerinin tatbikçisi değilsen,
    Vallahi tesir etmez!...

    Sen, karşılığı cennet değil, yalnız O’nun rızası olan emanetini,
    O’na satabilmişsen,
    Merak etme o zaman!..Konuşmasan da öyle tesirli olacaksın ki...
    Yüreğinden vuracaksın insanları..

    Sen, yürekler nasıl fethedilir sanıyorsun ki?
    Ayşe Reşad

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/8/2008 - Gavs a Hasret Gönül
  • Kategori: Gavsi Sani ks

     

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 23/7/2008 - Ya Siz? En son nezaman Tevbe ettiniz..?
  • Kategori: Dua


    Bir kul, Allah-u Zülcelal' e karşı tevbe ettiği zaman, yerle göğün arasında yetmiş tane kandil yanar. Tabii melekler bunu gördükleri zaman bir münadi şöyle der: "Filan oğlu filan, Rabbi ile sulh (barış) yaptı." Çünkü kişi şeytanın yanında olduğu zaman, şeytan Allah-u Zülcelal' e düşman olduğu için, sanki o da düşman olmuş olur. Şeytanın yanından ayrılıp Allah-u Zülcelal' e karşı tevbe ettiği zaman, kendi Rabbi ile sulh yapmış olur.

    Öyle ise İslam Dini'nde bu tevbeden daha güzel bir şey var mıdır? İnsan için öyle büyük ve kıymetli bir nimettir ki, anlatmakla bitiremeyiz. Onun için tevbenin kıymetini iyi bilelim. Bazı insanlara; ‘Gelin tevbe edin' dediğimiz zaman o kimseler: "Allah, benim gibi bir adama azap verir mi?" diyerek bir kibrin ve ucbun (kendini beğenmişliğin) içine giriyorlar. Fakat Allah dostlarının onu gördüğü gibi, o da kendini görseydi, kıyamet gününde Allah-u Zülcelal' in azabına ne şekilde müstahak olduğunu anlayacaktı.

    Allah-u Zülcelal, bize karşı çok merhametli olmasına rağmen, O'nun bu merhametini maalesef değerlendiremiyoruz. Allah-u Zülcelal'e hamd-ü senalar olsun ki, bize çok büyük bir nimet olarak iman vermiş ve bu imandan sonrada tevbe nasip etmiştir. İnsan kendisinde bir ilerleme olmayıp yerinde saydığı zaman veya geri gittiği zaman, hemen tevbeye kaçmalıdır. "Acaba Allah-u Zülcelal bir günahtan dolayı bana gazaba mı geldi?" diyerek hemen tevbeye sarılmak lazımdır. Aylarca tevbeyi terketmek çok yanlıştır. Nice günahlar vardır ki, hepsini unutuyoruz fakat kıyamet gününde bu günahların hepsini zerre zerre göreceğiz. Bunların hepsi Allah-u Zülcelal' in yanında kayıtlıdır. Fakat o günahları şimdi unutmuşuz hiç hatırımıza gelmiyor. Onun için umumi olarak Allah-u Zülcelal' e karşı tevbe ederken, Allah-u Zülcelal bu unutmuş olduğumuz günahlarımızı da sevaba çevirecektir inşaallah!

    Ya Siz? En son nezaman Tevbe ettiniz..?

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 23/7/2008 - Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim;
  • Kategori: Dini yazilar

    Ilık bahar rüzgârları gibi ferahlatsın yaralarımı. Sürüklesin sonbaharı, eylülü hatta hüznü bile. Ben ikindi vaktinin yorgun tutsağıyım. Uzayan gölgemle birlikte kısalan ömrüm, kızıllaşan gökyüzüne dalmış sönük gözlerim var. Muhtaçlığımı, acizliğimi katıp duama bir tutam tevekkül istiyorum Rabbim; bakışlarıma, yitiklerime, kaybedişlerime. Bir tevekkül istiyorum Rabbim; gözlerimin kapandığı yer umut, açıldığı yer Allahu Ekber!

    Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!


    Suskunluğumun adı olsun. Ayaza çekmiş gecelerimin sızılarını sustursun önce. Dindirsin bütün hesaplarımı, kavgalarımı, anlamsız gürültülerimi. Sakin ve suskun bir teslimiyette bulayım âlemin huzurunu. Biliyorum, sessizlik gecenin üzerinde bir yük değildir sadece. Her kalem kâğıtlara önce sessizliği yazar ve her sessizlik önce aşka bular kendini. Meryem suskunluğuna bulanmış aşk-ı tevekkül istiyorum senden ey Rabbim. Yalnızca senden ve yalnızca senin aşkını istiyorum. Bir inşirah, bir genişlik, bir tevekkül… Kalemimin ilk hecesi sükût, son hecesi Nûn…

    Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!
    Tebessümler bıraksın yüzümde. Baharı bekleyen tohumlarım filizlensin kalbimin otağında. Ufak bir çocuk saflığıyla bürünsün duam ellerime. Gözyaşlarım beklediğim muştularımı beslesin. Bir tevekkül bahşet ey Rabbim gönlüme, duama, sabrıma. Yeni bir dirilişi müjdeleyen bir bahar örülsün hayatıma. Gözyaşlarımın dilini bilen sensin, tut kelimelerimin niyazını, tut ellerimi, tut beni ey Rabbim ve bir tevekkül kondur yüreğime…



    Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!


    Armağanım olsun. Yağmur damlası gibi usulca ıslatsın çatlamış ruhumu. Bütün dayanaklarımı ve bütün tutamaklarımı bırakıp ardımda senin sağlam ipine sarılayım sımsıkı. Seni bulayım hep aramaklarımda. Titresin kalbim ismini her duyduğumda. Şah damarı yakınlığında değsin alnım secdeye. Atmasına izin verdiğin kalbim senin aşkınla atsın. Senin isminle başlasın başlamaklarım. Ben aceleye meyyal gönlümle hicretini tamamlayamayan bir muhacirim. Ellerim boş, boynum düşük, dizlerim titrek. Bir tevekkül istiyorum Rabbim; sana giden yollarımı açan, yüreğime bir fetih, hasretlerime bir vuslat… Fazlından bir tevekkül istiyorum ey Rabbim beni sana bağlayan, yalnız sana, sadece sana.

    La ilahe illallah

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/7/2008 - Ben seni yazmaya mecbur muyum?
  • Kategori: Dini yazilar


    Ben seni yazamaya mecbur muyum?
    Kalemime taht kuruşunun sebebini izah edecek bir kelâma dahi muhtaç olduğumu görmüyor musun? Bahara eren Boğaz’ın erguvanları gibi geçici bir güzellik midir yoksa aşk dediğim? Ben hiç uslanmayacağım, belli… Her dem yolculuklara gebe takvimlerin emzirdiği bir bebek olmaktan kurtulamayacağım! Sen keyfine keyif katarken yarı ömrünün fevkinde, her sabah saçımın bir telinin daha beyazladığını seyrettiğim aynalarda, cinnet ötesi dürtülerle kucaklayacağım benim olmayan manzaraları… Hem sen değil misin, kanatmaktan vazgeçmeyen, içimdeki müzmin yaraları?


    Ben seni yazmaya mecbur muyum?
    Hasretlerin dokuz boğum olduğu bir mevzuya sürüklenirken fikrimin en gafil ânları, nice bin şairi kahra yâr etmemiş mi yâr bildiği cânânları? Sen yâr mısın gerçekten? Şu gönül dediğim virânenin her karışında var mısın? Yoksa! Yoksa varlığımın yokluğa yeltendiği bu zeminde, özüme set çeken duvar mısın? Yarım olmanın adına hasret nâmını yakıştırmanın acısıdır belkide beni böyle söyleten! Belki, belkilerin bile boş laftan ibaret olduğunun ispatıdır her satırım! Anladım! Kalbim gibi, aşkım gibi, varlığım gibi… Çiğnenip geçilmiş meğer hatırım!

    Ben seni yazmaya mecbur muyum?
    Hem sen yazmaya değecek bir acıdan başka ne oldun ki bana? Evcilleştirdiğim acıların huzurunda, seni semaya kalkan bir semazen gibi döne döne tasvir ediyor olmamın bana ne faydası var? Bir Berceste uzunluğunda bir âh ile dolaştığım âlemin dar oluşunu, gözyaşlarımın aşk ikliminde zavallılaşan yüreciğime misilsiz kâr oluşunu, gülleri ağlatan gülen gülün kem nazar ile soluşunu mu yazarım sanırsın? Sanırsın da… Aldanırsın ey peri!

    Ben seni yazmaya mecbur muyum?
    Bu sual perçinlendi dilimin ucuna… Devrilip giderken hüsran denilen dehlizlerin en korkuncuna, Şeyh Galip’in yıllar öncesinden yaptığı bir izah şu an ki halimi tasvire yetip de arttı bile… Bu aşk dedikleri… Var iken yok olmaya imrenmekmiş bile bile… Sözümün hamlığını, Şeyh Galip’in terennümüyle kemâle eriştirmek ânı bu ân…

    “Kevser-î âteş-nihâdın âdı aşk
    Dûzah-ı cennet-nümânın âdı aşk
    Bir lûgat gördüm cünûn isminde ben
    Anda hep cevr ü cefânın âdı aşk”1

    Ben seni yazmaya mecbur muyum?
    Gidişinle bir serencâmın keder dolu nihâyeti başlarken göz bebeklerimde, ağlamaktan daha fazlası gerekiyordu yangın yerine dönen gönlüme… Aşkın tarifsiz geometrisinde, bütün açı ortaylarını yitirmiş hayallerimin; buruk tesellilere dokunacak kadar ömrü de yoktu aslında… Yâr olaydın… Yâr olaydın! Âh deli gönlüm ihtiyâr olaydın da tek bahtiyâr olaydın. Bir nefes alıp vermede bir saadete ereydin de, sonra ansızın solaydın!

    Renklerin gayba uzandığı demlerde, yok olmak istidâdında ağlayan karanfillerin kızıl arzularında, bir şal misali döküldü omuzlarımdan hicrânın şûh yükü… Ümmi satırlarımın yalvarışlarını duymayacak kadar uzakları mesken tutan huma kuşuna intizarım var benim… İntizardan öte itirazım var benim…

    Aşk… Şiirlerimden sürgün ettiğim son imge… Temalarım tutarsızlaşırken kalemimin ucunda, ebruları kesafetiyle boğan renk oldun âh…! Şimdi her heyecanım günah… Surda gedik açan her gülle, senin elinden çıktı bilesin… Bilesin eşkıya tasavvuruyla avuçlanan her goncada sana âh etmekteyim… Sen tükenmeyi ne bilirsin…? Ben usul usul bitmekteyim…!

    Menziller turkuaz kanatlı turnalara yol verir sanma… Sorma bana… Söylesem de inanma! Ben aynalarda seyrettiğim benle, aynaların billur meçhuliyetine yelken açtım bundan gayrı… Bil ki kalmadı, hayır isterken yitirdiklerimin hayrı…! Yeter…! Tırnaklarını çek yüreğimin üzerinden… Dudakların bükülüp durmasın dimağımın köşesinde… Nefesini katma esen rüzgara… Dağlara haykırma bana söyleyemediklerini… Git başımdan heyula ! Destursuz gelme böyle her gece… Gecenin suskunluğunu kabulden sayma sakın… Bana senin yokluğun senden daha yakın… Adı zûl şimdi… Her dem tattığım firâkın…

    Ben seni yazmaya mecbur muyum?
    Kalem ve kağıt… Ellerimde dalga dalga kabaran bir ağıt! Ya gel, bu hüznü, efkâra esir düşmüş şahikalardan dağıt! Ya da kara toprağın bağrına uzansın bir defa daha bir garip yiğit… Şiirle düğümlenen sözün, yazıyı da kördüğüm etmesi yadırganmaz. İşte o düğümün yeridir şimdi:


    Yarını düşünmekten bugüne kanmaz oldum!

    Bülbüllüğüm rivâyet, güle aldanmaz oldum…

    İlkbaharın neşesi sıyrıldı sözlerimden,
    Lâlelere darıldım, aşka inanmaz oldum…

    İntikam alır şimdi, aynalar gözlerimden,
    Nicedir sabahları şevkle uyanmaz oldum…

    Yolların nasibi yok, titreyen dizlerimden,
    Şikâyetim var benim, kahra dayanmaz oldum…

    Bitip tükendim Yâ Rab, ümitle yanmaz oldum!
    Saadet hırkasını giyip soyunmaz oldum…
    ………/………


    Güçer Kafa /SAYHA

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/7/2008 - Eyvâh / Ahh İlişti umuduma..
  • Kategori: Dini yazilar




    Gelsin acı kahvemin dem tadındaki muhabbeti. Görsün iliklerime işlenmiş Ah’ın acısını.. Gözler ki Allah için gözyaşı akıtır olmuş, gözler ki bir yâr derdine amâ olmuş ağmalakdan.

    Eyv(ah) Ahlar ilişiyor Umudlarıma..
    Gönül bağı sağlam olan itidal
    Beni fikirleriyle çürütebilirse eğer bu bağlamda
    Ağır adımlarla ilerleyen sorularım, orda cevapsız kal..

    Eyy.. Ammar’ın Annesi Sümeyye.. Şehidem.. Müslümanların şehid annesi.. Belli etme yetimliğini Ammar’a.. Diğer adı Yasirler bilmesin sahipsizliğini. Ah etmesinler Can’larına.. Çölün yüz kızartan hayâsını taşırım. Siyahi asıllık; kapkara bir çocuğun kirli yüzünden alır süzülmüş kaidelerini.. Ölü ruhların aynalarında buldum; kendime ayırdığım acının fıgânı.

    Bir zerre sen.. Zerrenin içinde kendimi bulmak öyle zor ki. Gölgeler koşar adım ilerliyor.. Bâbil’in asma bahçelerinde ki son aşık bu mekandan ne vakit göçmüştür.? Sadıksız bir ateşi uzatıyor Nemrut elleriyle. At(la)ma sakın. Dönüş yok bu seferden yangına.

    Gece karası çekti yine sürmelerini .. Gün döküldü geceye. Renk cümbüşüne bürünür İstanbul.. Ey Şehr-i Yâr...!! Eyv/ah-lar ilişti umudlarıma. Duyar mısın sesimi _? Mebyetim yok. Rezan-i yürüyüşün gözlerimin önünde. Ücür-i cezile sahibi sen .. Heyhat !! Bir ah’da sen iliştir vesâhlarıma..

    Misk’ü amber’im. Kokunu duymak ötelerden. Efkâr efkâr tütüyor bir yerlerde…Bu duyulan Sevdanın kokusu.. Yıkanmış bir Minareden sesin duyulur olmuş yürekleri inletircesine.. Bir ikindi vakti..Alır götürür beni sevdanın kentine. O ses.. Yüreğimin belli ki uzun bir zamandır sabırla duymak istediği ses..

    Ucubenin yakarışıyla Rahman’a hep yalvarmıştım bir kez olsun duyabileyim..

    ve duyuyorum. Semanın katlarına fersah fersah yükseliyor..

    Allah-u ekber!! Allah-u ekber..!!
    En sonunda duydum. Göğe erdi tüm umudlarım. Ah iliştirdim bir kez umuduma..

    Yüreğine akayım en sessiz figânımla.
    Silindi hatıramdan yitirdiğim umudlarım
    Tahriş olmuş yanlışlıklarda buldum..
    Cennettir senli hayat her kadına..


    Korkularım manâ veremediğim bir tutarsızlık arz ediyor. Gönüller dara düşünce eller Yaradan’a açılır. Son kez açtım ellerimi senin için. Ardıma bile bakmadan uzaklaşmam gerekir.

    Yalnız birisiyim ben. Şiirlerinde kendime pay çıkarmak çalışan aciz bir günahkar. Ah’ım sana tutsak. Ahh dedi yüreğim .. Tüm küllerini güllere inat savurarak..Eyv/ah.. Ah ilişti umudlarıma. Bir sana, Bir Allah ‘a utanarak..

    Aşiyân 06/temmuz

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/7/2008 - Toplumsal gereklilik "Sılâ-ı Rahîm"
  • Kategori: Deneme yazilari

     

    Hamd Alemlerin Rabbine, salât ve selam onun elçisi biricik Efendimiz (s.a.v.) üstüne olsun.
    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla...

    "Ey insanlar! Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının" (Nîsâ-1)

    Rabbimizin bizlere bahşettiği bu yüce dinde bizler için nice önemli mevzular bulunmaktadır. İşte güzel dinimiz İslâm'ın üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan biri de meşhur kullanım tarzı sıla-i rahîm olan akrabayı arayıp sormak, ziyaret etmektir. Günümüzde önemini yitiren önemli hususlardan biri olan sıla-i rahim maddeci ve nefisperest kişilerin kurbanı olmuştur. Müslümanın, müslümanın kardeşi olduğunu unutup fâni hayatın meşgalesinde alabora olması bu nimetten hakkıyla faydalanamamaya sebep olmuştur. Oysa Fahr-i Kainât Efendimiz (s.a.v.) "Akraba ile bağlarını kesen cennete giremez" (Buhârî; Edep, 10) buyurarak hem bir müjde hem de bir tembih vermektedir ümmetine.

    Dini bir görev olmanın yanında, toplumsal bir gereklilik olan sıla-i rahim faal hayatın işlerliğini yitirmemesi konusunda oldukça önemli bir konuma sahiptir. Çoğu zaman bir selama, bir tebessüme muhtaç insanlar mevcut yoksunluktan dolayı hayata küsmektedir. Kişilerin hayata tutunmasını, ilişkilerini kuvvetlendirmesini sağlayan bu zaruri ihtiyaç fert olarak bizlerin yapması gereken hayati fonksiyonlardan biridir ayrıca. Mümin kendisi için istemediği şeyi diğer mümin kardeşi için de istemeyeceği için bizler yalnız kalmamak istiyorsak akrabalarımızı, eşimizi, dostumuzu yalnız bırakmamalıyız. Hele teknolojinin hızla geliştiği bu modern çağda birbirinden bîhaber yaşamak olanaksız olduğu gibi, başkalarının dışardan olumsuz tavırlar takınmasına da sebep olabilmektedir.

    İfrat ve tefrit çizgisini her daim korumamız gerektiğini vurgulayan yüce dinizimiz islam, nasıl ki kabilecilik, ırkçılık düşüncelerini reddediyor ise bunun zıddı olan akrabadan uzak kalmayı, onlarla ilişkileri kesmeyi veya zayıflatmayı da yasaklamaktadır. Birbirimizi sadece kötü günlerde değil iyi günlerde de arayabilmek, sorabilmek insan olmanın gereklerindendir. Allahu Teala Nahl süresi 90. ayetinde bizlere bunu sıkı sıkıya öğütlemektedir. "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardım etmeyi emreder." Mevla, tüm emirlere olduğu gibi bu emre de uyabilmeyi, uhrevî ve dünyevî yaşantımızı düzeltebilmeyi, hakkı hakk sahibine hakkıyla verebilmeyi ve hakiki müminlerden olabilmeyi hepimize nasib-i müyesser eylesin. Gelmiş geçmiş günahlarımızı bu vesileyle affeylesin.


    İlyas Uçar - Evvâh - Ebu Rudeyha
    10.07.2008 - 18:40

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/7/2008 - Mekke’nin yeni imarı böyle mi olacak?


  • Haber Merkezi / TİMETURK

    Suudi Arabistan'ın Harem-i Şerif'in genişletilmesi için başlattığı çalışmalar çerçevesinde binden fazla bina ve otelin yıkımına devam ediliyor. Yıkılan yerlere yapılacak yeni Mekke'nin imar planını TIMETURK ele geçirdi.

    Mekke’nin yeni imar fotosunda, genişletilen Harem-i Şerif’in ilerisine kitap şeklide ve her odası Kabe’yi görecek yapılmış birçok otel bulunuyor. Arap basını günlerdir, bu yeni imarın Mekke için uygun olup olmadığı tartışıyor.
    -------------------------------

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/7/2008 - dua
  • Kategori: Dua


    ...dua...

    Dedi i: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım. Kasas 24.


    Dediler ki: «Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.
    Araf 23

    Rabbim, beni, annemi-babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla...
    Nuh 28

    ...Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, yalnız sana yöneldik, dönüş Sana'dır.
    Mümtehine 4

    Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım. Rabbim onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.
    Müminun 97-98

    Rabbim, bağışla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.
    Müminun 118
    ...Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.
    Müminun 109


    Rabbimiz, kafirler için bizi fitne (deneme konusu) kılma ve bizi bağışla Rabbimiz. Şüphesiz Sen, üstün ve güçlüsün, hüküm ve hikmet sahibisin.
    Mümtehine 5

    Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.
    Al-i İmran 16

    Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir; gerçek şu ki, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır). Şüphesiz o, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir konaklama yeridir.
    Furkan 65-66


    Ey kalplari halden hale değiştiren (Allah'ım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.
    (Tirmizi)
    Ey kalplare tasarruf eden Allah'ım! Kalplerimizi Sana itaat etmeye yönelt.
    Müslim

    ______________________________
    Allah’ım!
    Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
    Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
    Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
    Yardan da, serden de geçemiyorum.
    Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
    Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!
    Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!
    Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!
    Varlığım Senin varlığının şahidi
    Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!

    Allah’ım!
    Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
    Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.
    Şeytandan SANA sığınır e’uzu billah deriz.
    Her işe Seninle başlar bismillah deriz.
    Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
    Versende aslanda elhamdülillah deriz.
    Hayran kaldığımızda maşallah,
    Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz.
    Sevindiğimizde Allahuekber,
    Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
    Canımız sıkıldığında fe-subhanallah,
    Zafer kazandığımızda nasrun minallah,
    Rızık kazandığımızda er-rizku ‘alallah deriz.
    Bir işi arzu ettiğimizde inşallah,
    Bir işi başardığımızda biiznillah deriz.
    Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,
    Söz verdiğimizde v’Allah ve billah deriz.

    Allah’ım!
    Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
    Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana!
    Bir lahza dahi bana bırakma beni!
    Sen bana yetersin, yetmem ben bana.
    Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
    Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen
    Gönlüme huzur,gözlerime nur, dizime derman ver!
    Sen “OL” deyince olur, olmaz “OL” demezsen.
    Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!
    Al işte ellerim, uzattım sana!
    Ne olur, ne olur bırakma beni bana!
    Sen bana yetersin, yetmem ben bana!
    Allah’ım, ellerimi bırakma!
    Allah’ım!
    Bırakma bizi
    Tut elimizi!

    Mustafa İSLAMOĞLU
    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/6/2008 - Kaşe-senai demirci
  • GÜL´ü kokladim terindir diye ,Seyrine daldim yüzündür diye ,Yapragina dokundum tenindir diye, Ben GÜL´e vuruldum SANA benziyor diye

    Meryem Betül kaşesini hazırlamış. “Dr. Meryem Betül Yıldırım” en tepede. “Başhekim” unvanı da altında. Ayrıca “İç hastalıkları uzmanı”. Yakında göreve başlayacak Dr. Meryem Betül. Paytak paytak yürüyen hayalinin elinden tutacak. Koşmayı öğretecek ona. Yaralı umutlarını şefkatle tamponlayacak. Kan kaybını durduracak.

    Nabızları düzensizleşmiş özgürlüğünün göğsüne uzatacak dinleme aletini. Ülkesine dair sevinçlerin ağrılı eklemlerine reçeteler yazacak. Büyüklerin gözlerinden beklediği “Aferin!”lerin kırık kemiklerine alçılar saracak.

    Meryem Betül’ünki hayalî bir kaşe. Varmış gibi geliyor ona. Öyle bir kaşeyi hak etmiyor daha. Olacaksa da, doktor olmasına çok var. Etütlerin ellerinden öpüyor bugünlerde. Dershanelerin loş merdivenlerinde ayak dirseği çürütmeye hazırlanıyor. En çetrefilli soruların hatırını soracak bir bir. Nazını çekecek çeldirici seçeneklerin. “ÖSS hapı” yutacak; yutabilirse. Ara sıra, terli kurşun kalemine sarılacak çaresizce. Silgi silgi özürler dileyecek çatık kaşlı sınav kâğıtlarından. Üniversite kapısında çarmıha gerilecek gözleri sonra. Dört bir yandan kapanacak bakışı. Saçlarından sürükleyecekler onu sonra. Saçlarından…

    İhbar ediyorum. Dr. Meryem Betül bir çete üyesi, belki de elebaşısı. Beş tane kaşe var hayallerinde. Hepsi de “Dr.” diye başlıyor. Hayal kaşeler. Umut kaşeler. Dua kaşeler. Rüya kaşeler. Var”mış gibi” kaşeler. “Dr. Sezen” de var meselâ. “Dr. Rümeysa” da… “Dr. Fatma Zehra” da… Hayal olmasına hayal ama sahte değil bu kaşeler. Çünkü sadece kalıplarını değil kalplerini koymuşlar bu kaşelerin ardına. Rüya olmasına rüya ama aldatıcı değil bu kaşeler. Çünkü soğuk ve donuk selüloz yüzeylere değil yüreklerine basıyorlar bu kaşeleri. Yok olmasına yok bu kaşeler ama asla yok edici değil, asla yakıcı değil. Çünkü gönüllerinin karasına kazımışlar harfleri; tuzu kuru plastiklere değil.

    Bugünlerde Meryem Betül’ler ak kâğıtlara kara kara yuvarlaklar çizerek ufuklar açmaya çalışıyor köreltilmiş hayallerine. Ama karanlık köşelerin yılışık duvar diplerinde acımasızca sivriltilmiş kara(r)ların paslı saçakları kapkara gölgeler düşürüyor yeni yetme hayallerine. Meryem Betül’ler ışıl ışıl gözlerinin beşiğinde, uçuşan saçlarının salıncağında, yeni yeni çizgilenen alınlarının ovasında, ülkesinin çocuklarına, hastalarına, yaşlılarına, yetim ve öksüzlerine dair el bebek gül bebek umutlar büyütüyor. Ama hoyrat kalemlerin ucundan, kalpsiz sloganların uçurumlarından, insafsız hırsların kana bulanmış tırnaklarından katran karası çığlar yuvarlanıyor umutları üzerine.

    “Etüt sonrasıydı” diyor Meryem Betül. “Az sonra bir arkadaş içeriye girdi. Laf arasında geçti. Keşke geçmeseydi. Dudak ardında kalsaydı söylenmeseydi. ‘Üniversitelerde başörtüsü serbestliği kesin reddedilmiş!’ O an beş çift göz anlamsız ve onlarca soruyla bakakaldık. Hayallerimin kapladığı gözlerimi gözyaşlarım doldurdu. Hiçbirine takmamıştım ama işte şu çok koydu: ‘Tasarısı bile sunulamaz.’ Çaylar soğudu. Gülücükler dondu. Hayaller buz tuttu. Üşüdük hepimiz. Hayallerimiz için beklediğimiz yurdumuzda, okulumuzda yalnızlaştık bir an. Milletimizin geleceğine tercih etmiştik, ailemizle geçireceğimiz vakitleri. Ama affedilemeyesi bir vefasızlık gördük koca koca adamlardan. Sonra durdum ve o kararı nasıl imzaladıklarını düşündüm. Hangi kaşeyi bastılar oraya?”

    Hayal kaşeydi onlarınki de… Bir zamanlar onların da hayali değil miydi o kaşeler? “Hâkim Bilmem Kim.” Bir vakitler onlar da kalplerine yazmış değil miydi henüz hak etmedikleri ünvanlarını? “Başsavcı Falanca…” Saçlarından çekiştirmişler miydi onları da? Hayallerinin üzerine kaşarlanmış kaşelerden kara(r)lar atılmış mıydı umarsızca? Onların da torunları yok mudur meselâ? Elinde terlemiş bir kurşun kalemle tir tir titreyen bir kalbe dönmüş cılız umut filizlerinin üzerini kalpsiz imzalarla çizmek üzereyken birden acımayı hatırlamaları mümkün değil mi acaba? Dalları yeni çiçek açmış o kırılgan tebessümlerin yanından somurtup da geçiverirken azıcık da olsa kaymaz mı gözleri, hiç istemeden tebessüm bulaşmaz mı dudaklarına? Çilekeş annelerin duasında büyümüş o gelinciklerin al al olmuş yüzlerine, hüzün çökmüş gözlerine yukarıdan da olsa nazar ederken, kıl kadar bir merhamet dokunmaz mı göğüslerine? Yüreğini bir duanın gözyaşına akıtıp da donduran o nazeninler için bir nefeslik insaf gelip titretmez mi o kararı imzalayan elleri?

    Meryem Betül’ün hayal kaşesi köşesinde suskunca bekliyor. “Olsun…” diyor yine de… “Cerrahpaşa Tıp olmasa da, başka bir yerden, başka bir şehirden, başka birilerinden alırım kaşemi” diye umutlanıyor. “Cennet” diye bildiği ülkesinden sınır dışı ediyor hayallerini, umutlarını, rüyalarını. “Yasak kızım” diyor amcaları. “Rüya görmek yasak.” “Hayal kurmak suç.” “Umutlanmak ayıp!”

    Meryem Betül’ün kaşesinin gerçekleşeceğine dair umutlarım hayli zayıf. Görünen o ki en temel tıp dersi anatomiyi ömür boyu geçemeyecek. Ne sorsa beğenirsiniz: “Senai amca, o amcaların kalpleri nerede?”

    Ne kadar ayıp! Ne biçim soru o öyle!.
    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bir El Tutki O da Seni Tutsun.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • cansofi
  • Nasihatler.Net
  • Bilvanis.Net
  • Menzil.Net
  • yakaza
  • Madca .1
  • Madca.2
  • Hayata gülümse
  • Sahranehir
  • revival
  • uslu
  • seymes
  • hezar
  • ferzane

    Kategoriler

  • ALLAH -cc-
  • ALLAH -cc-Dostlari
  • Ashabi kiram
  • Begendiklerim
  • Deneme yazilari
  • Dini yazilar
  • Dua
  • Garip ama gercek
  • Gavsi Sani ks
  • Gazete ve dergilerden Secmeler
  • Hadis-i Serif
  • Her telden
  • Hz- Muhammed -sav-
  • Kur an i Kerim
  • Menzil Hikayeleri
  • Muzik
  • Resimler
  • Semerkand Dergisi
  • Siir
  • Tarih
  • Tasavvufi yazilar
  • Video
  • Yorumsuz
  • Ziyaretci Defteri
  • Arkadaşlarım

  • digilak
  • benyako
  • silacan
  • zikrullah
  • farukterzi
  • cansofi
  • 2563
  • Sayfa: 1 - Toplam: 23
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa