CEMD - Blogcu <title> CEMD - Blogcu



CEMD

  • 5/2/2010 - HOŞTUR BANA SENDEN GELEN ...
  • Kategori: Deneme yazilari

    Hadid suresinde, "Ne arzda, ne de nefislerinizde hiçbir musibet isabet etmez ki herhalde bir kitapta yazılmış olmasın." (Ayet:22) buyuruluyor.

    Arzda musibet, arzda herhangi bir zarar ve harabeye sebep olan afetler, ziyanlardır. Kuraklık, kıtlık, sel, deprem, salgınlar v.s. gibi her türlü zarara şamil olur.

    Nefislerdeki musibet de ölüm, hastalık, yara, bere, işkence, açlık, susuzluk, züğürtlük v.s. gibi acı ve ızdıraplardır. Bütün bunlar Cenab-ı Hakk’ın ilmi ezelisinde veya levh-i mahfuzda yazılmış bir takdirdir. Öyle ki bunlar, yer ve nefisler ve o musibetler yaratılmadan evvel yazılmıştır. Bu, Allah’a kolaydır. Zira o madde ve zamandan müstağnidir. O yazılmış ise sahibini bulur, gelir çatar.

    Surenin devamında: "O yazı şu hikmet içindir ki, kaybettiğiniz dünya nimetlerine gam yemeyesiniz, yerinmeyesiniz." - Allah’ın takdiri böyle imiş diye müteselli olup, metanet ve sabrınızı koruyasınız. "Size verdiği ile de güven içinde mağrurlanmayısınız." (Ayet/23) Sonunu düşünesiniz, zira hepsinin mukadder yazılı olduğuna inanan, kalpleri Allah’ın zikrine yumuşayan kimseler, acı tatlı kaderin tecelliyatı karşısında insanlık icabı üzülüp, mütehassıs olsa da şaşırmaz, ne gammın ızdırabına, ne de sevincin gurur ve heyecanına kendini kaptırır. Hepsinin Hak’tan indiğini ve nice gizli hikmetlerin bulunduğunu bilerek her halükarda gönlünü Allah’ın mağfiret ve hoşnutluğu neşesine bağlayıp huşu ve rıza hisleriyle vazifesine bakar. (Elmalı Tefsiri, Hadid, 22-23)

    "O ki takdir etti de hidayet buyurdu." (A’la/3)

    "Yarattığı her şeye gereğince, ilmi iradesiyle bir kader tayin eyledi. Cinslerinde, fertlerinde, sıfatlarında, fiillerinde, ecellerinde bir ölçü, had, miktar tayin etti. Her şey yaratılış gayesine göre biçimlendirildi. Kainattaki eşya, hayvanat ve insanda akıllara hayret veren büyük bir kudretin, idare ve hidayet tecellilerine göre muntazam bir tasarım ve nizam içinde hükmettiği görülür. Akıl ve din hidayeti ise bütün bu tanzimatın fevkinde, kat kat üstündedir. (Elmalılı Tefsiri, A’la/3)

    İnanan için ;




    “Hoştur bana senden gelen

    Ya gonca gül, yahut diken

    Ya hıl’at-u, yahut kefen

    Lütfun da hoş, kahrın da.”

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 27/1/2010 - GAVS-I SANİ HZ. (k.s)
  • Kategori: Gavsi Sani ks



     


     


     

     

     

     


     

     


     


     


     

     


     

     


     


     

     


     

     


     




     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 27/1/2010 - böyle dua ettiniz mi ?
  • Kategori: Dua
     
    Böyle dua ettiniz mi..
    Dua ederken aşağıda belirtilen on kuralı uygularsanız, duadan çok daha fazla yararlanabilirsiniz:





    1- Her gün bir köşeye oturun. Hiçbir şey söylemeyin. Yalnız Allahı düşünün. Böyle yaparsanız dimağınızı Allaha açmış olursunuz.




    2- Sonra basit cümlelerle sesli olarak dua etmeye başlayın. Kafanızda olan herhangi bir şeyi yaradana söyleyin. Allahla kendi günlük dilinizle konuşun, o sizi anlayacaktır.



    3- Her gün işe giderken, trende veya otobüste dua edin. Dua ederken gözlerinizi kapayın, dünyayla ilişkinizi kesip yalnızca Allahın varlığını hissedin. Bunu her gün yaptıkça Allah’ın varlığını daha iyi hissedeceksiniz.



    4- Dua ederken Allah’tan her gün bir şeyler istemeyin, onun yerine bize bahşettiği nimetler ve yaptığı yardımlar için teşekkür edin.





    5- Dua ederken dualarınızın sevdiklerinize ulaşacağına, Allah’ın da onları sevip koruyacağına inanarak dua edin.




    6- Dua ederken aklınıza hiçbir olumsuz düşünce getirmeyin. Yalnız olumlu düşüncelerle ilgili dualar etkili olur, bunu aklınızdan çıkarmayın.





    7- Daima Allah’ın sizin için yapacaklarını kabul edeceğinizi belirtin. Allah’a isteklerinizi de belirtin, fakat Allah ne yaparsa onu kabul edeceğinizi de ifade edin. Onun sizin için yaptıkları, sizin isteklerinizden her zaman daha iyi olur. Bunu da sakın unutmayın.




    8- Herşeyi Allah’ın ellerine bıraktığınızı belirtin. Allah’tan size en iyi şeyleri yapma yeteneği vermesini isteyin. Hareketlerinizin her türlü sonucunu Allah’ın kararına bırakacağınızı belirtin.





    9- Sevmediğiniz ve size kötü davranan insanlar için de dua edin. Gücenme, manevi gücün ortaya çıkmasında en büyük engeldir.




    10- Kendileri için dua edeceğiniz insanların bir listesini yapın. Bu listeye sizinle doğrudan ilişkisi olmayan, uzaktan tanıdığınız insanların ismini de yazın. Ne kadar çok insan için dua ederseniz, duanın faydasını o kadar çok görürsünüz.

    DUALARINIZDA BENİDE UNUTMAYIN

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/1/2010 - Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s) buyurmuşlar:
  • Kategori: Gavsi Sani ks

    Tövbe aldıktan sonra tövbenizi bozmayın.
    Bir insan üç gün kumarbaz ile gezse kumarbaz, sarhoş ile gezse sarhoş olur.
    Aynı şekilde bir insan üçgün evliya ile gezerse evliya olur.
    Kendinize dikkat edin, biz de size dua edeceğiz.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Gavs Hazretleri buyurdu ki:

    Sofinin Nakşibendi olması için en az beş bin vird çekmesi lazım.
    Ancak vird çektikten sonra Nakşibendi olur.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Nasıl ki, bir işçi o gün işe geldiğini bildirmek için karta basıyor yevmiyesi yazılıyorsa
    aynı şekilde sofi virdini çektiği zaman karta basmış gibi olur.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Sofi kendisi hatmeye girdi ama virdini çekmediyse
    yalnızca kendi hatmesinin sevabını alıyor, diğer hatmelerden sevap alamıyor.
    Eğer virdini çekmişse
    dünyanın neresinde hatme yapılıyorsa onların hepsinden sevabını alır.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Kalp bir çocuk gibidir, kalbe ne öğretirsen oda onu söyler.
    Yeni dillenen çocuğa nasıl mama, baba demeyi öğretiyorsan,
    kalbe de “ ” demeyi öğretmen gerekir.
    Onun ağzının olduğunu düşüneceksin ve dediğini düşüneceksin,
    demeye zorlayacaksın.
    Çok değil üç ay, beş ay sonra kalbin demeye başlayacaktır.
    Gayret etmek lazım.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Kalp iki kısımdır: Kalb-i hayvani ve Kalb-i insani.
    Kalb-i hayvani bir et parçasıdır, bu hayvanlarda da bulunur.
    Kalb-i insani ise, o et parçasının içinde bir nurdur.
    Günahlardan dolayı o nur, Arş-ı A’lâ’da dokuz bin yıllık mesafedeki bir ağaca yapışır.
    Ancak kalp zikrullahla temizlendikren sonra yerine döner.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)




    ’tan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gaflettir.
    Mürşid, ’ın yarattığı (dağ, deniz v.s) hiçbir varlık ve hiçbir şahış düşünülemez.
    Sadece celle celâlühû düşünülür.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Virdlerinizi sağlam çekin, ara vermeyin.
    Bir çekip bir çekmemek kalbi tahriş eder.
    Nasıl ki doktorun verdiği ilacı bir alıp bir almazsanız faydası olmaz bu da öyledir.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Her fırsatta kalbiniz zorlayın.
    Yatarken, otururken, kahvaltıyı beklerken, dilinizi damağınıza yapıştırın,
    (ders olarak çektiğiniz virdin haricinde) sayı tutmadan ve dilinizi oynatmadan
    ” deyin.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Kalbinize dedirtmeye çalışın. Bir müddet sonra kalp zikre geçer.
    Fakat biz zikrin çokluğunda değiliz. Biz zikrin huşu ve hudusundayız.
    Zikir huşu ve huduyla çekilmez, gafletle çekilirse nefse bir şey olmaz.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Vird,zikir kalbin kirini pasını temizler. İnsan günah işlemeye başlayınca kalp yara alır.
    Bu durum odanın içinde yanan bir sobaya benzer. Soba devamlı yana yana boruların içi kurum bağlar,
    temizlenmezse zamanla boruları tıkar, dumanı geri teper, odanın içindekileri zehirler ve öldürür.
    Aynen bunun gibi, zikirde kalbin isini (kurumunu) temizler.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)




    Gafletle vird çekmeyin, önce gafletten uyanın.
    Gafletle değil yirmi sene, yüz sene bile çekseniz hiçbir şey olmaz, fayda bulamazsınız.
    Tat da alamazsınız. Fakat hakiki vird çeken bir kimse öyle bir lezzet alırki,
    virdinin bittiğine üzülür.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Hakiki , gerçek rabıta ve zikir zulmeti atar, sofi başka türlü zulmeti atamaz.
    Gafletsiz zikir çekmek için evvela günlük yaşantınıza dikkat edin.
    Yediğiniz içtiğiniz şeyler, konuştuğunuz kişiler, namazınız, abdestiniz, 
    alış verişiniz dürüst olması lazımdır.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Virdi zor çekmenin veya çekememenin sebepleri şunlardır:

    Haram nazar, günahlar, haram yiyecek, zulmetli gıda, gıybet, televizyon,
    kötü arkadaş, dünyaya meyil, ehl-i dünya ile ünsiyet, ailevi huzursuzluk,
    gafil birinin bulunduğu ortamda oturma, yirmidört saat dünya ile meşgul olma.
    Bunlar varsa ne kadar zikir yapılırsa yapılsın, istenen faydayı sağlamaz.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Zikir çekilmezse kalbe ’ın (c.c) nuru gelmez.
    Ya ne gelir?
    Şeytanın vesvesesi gelir ve ’ı unutturuncaya kadar (vesvese) devam eder.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Virdini bir gün çekmeyen sofi, 90 gün geriye gider.
    Yani üç ay önceki hali ne ise o hale döner.
    Bir de ne az ne fazla, verilen sayıda çekmek lazım.
    İlacı az alırsanız faydası olmaz çok alırsanız zararı olur.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Sofi üç gün zikir çekmezse kalbi hasta olur.
    Beş- on gün, bir- iki – üç ay, dört ay zikir çekmezse kalbi (iyice) hasta olur ve ölür.
    Zikir kalbin hakkıdır.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Kur’an okumak gibi ibadetler insana sevap kazandırır; ancak kalbin tedavisi zikirle olur.
    Lafza-i Cêlal zikri kalbi tedavi eder. Uykum var, canım istemiyor, yorgunum diyerek zikir çekmemek olmaz.
    Zikri devamlı, ara vermeden (her gün) ve yarımda bırakmadan gafletsiz çekmek lazım.


    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)


    Vusulsüzlük, usulsüzlüktendir.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)



    Sadatların himmeti yanında, okyonuslar bir zerredir.

    Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

    -_____________________________
    Bilvanis.net ten alintidir

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/1/2010 - Gözlerim gözlerine bakmak içindir
  •  

    Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :

    Resülullah aleyhissalatu vesselam'a: "En efdal insan kimdir?" diye sorulmuştu. "Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes" buyurdular. Ashab: "Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu'l-kalb ne demektir?" diye sordu.

    "(Mahmüm kalb), Allah'tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur" buyurdular."
    (Kütüb-i Sitte, 7256)

     

     


    Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma. Karanlık karanlığa düştü. Gece
    gecenin üstüne indi.

    Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş
    kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı,
    unutmadım.

    Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme… Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım.
    Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak
    yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma
    katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü
    güldürürdü, unutmadım.

    Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan
    sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli,
    dağlar yollardan saklanır oldu. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine
    girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah
    etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım.

    İçimde hep su sesi arıyorum. Denizler kurumuş… Lâl dudaklar susmuş..
    Kıyılardan çekilmiş hayat; kemikler un ufak olmuş. Çöllerinden geçiyorum
    sensizliğin. Sessizliğin çığlığını büyütüyorum yüreğimde. Gelişin bir taze
    bahardı, unutmadım. Kalbine girdiğim yollara pusular kurulmuş. İnsan insana
    kavuşmuyor artık. Anka kuşları dirilmiyor yeniden. Küller bile yanmış
    yakılmış; ateş yeniden kendine gebe kalmıyor artık. Hıçkırıklar yalanın
    harmanına karışmış; gelmiyor gelemiyor yittiği yerden. Bakışın canlara can
    katardı, unutmadım.

    Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları
    gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden
    serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu
    için aydınlık. Yağmur senin göğsüne dokunduğu için serin. Rüzgâr senin
    tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokundu diye göklerin
    kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı, unutmadım.

    Günahlarımı biliyorum, utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; yüzüme bakamıyorum.
    O kadar unuttum ki, unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak
    ediyorum. Ürperiyorum. Ürperiyorum. Ya tanımazsan beni… "O beni sevmedi!"
    dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi? Hayır, hayır, böyle
    olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura
    doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir
    hülyânın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana, sana susadım.

    Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi
    dünyada. Sen gittin, rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz
    oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden
    usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin, alev üşüdü. Sen gittin, aşk
    kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği
    bana. Baharlardan hep seni sordum.

    Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün
    göklerde geziniyor. Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor
    kanatlarını. Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar
    göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki
    dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle n'olur! Her hecenin arefesinde
    seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, nereye baksam
    sana dokunuyorum.

    Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar. Senin kıyılarını
    kucaklayan kocaman bir derya olayım. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların
    hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen
    kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar
    ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin hasretinle yanar
    her yanım, bütün ufuklardan seni umarım.

    Çöldeyim, susuzum. Dudağın bana Leylâ. Kuyularda Yusuf'um. Sözlerin bana
    Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim'im. Gözlerin bana deryâ. Sancılar içinde
    Meryem'im. Bakışın bana İsâ. Yaralar içinde Eyyub'um. Hasretin bana şifâ.
    Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ.



    25.09.2005
    Senai Demirci

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 13/1/2010 - Güllerin Efendisine...( SAV )
  •  

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed

     

     

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed

     

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed

     

     

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 


     resim3f.jpg

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

    118tvdg4.jpg

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

    kirmizigul9nq7bk.jpg

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

    67xk.jpg

     

    Allahümme Salli Ala Seyyidine Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina

    Muhammed 

     

     

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/1/2010 - İnternet Âhlakı..
  • Kategori: Her telden

     
     
     
     

    Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
     
    (Fecr sûresi, 14. âyet)
     
    Rabbimiz bu yasaklardan sakındığımız taktirde bizlere ebedî saadetin kapılarını açıyor, bizleri cennetiyle müjdeliyor. Bizi bizden iyi bilen, bizlere şah damarımızdan yakın, daha önemlisi bizlerin yaratıcısı olan Rabbimiz bilgimize sunuyor bu âyetleri. O hamurumuza, fıtratımıza uygun olanı bildiği için fıtratımızı bozan şeyleri bizlere yasak kılıyor. Bu İlahî mesajı göz ardı etmek hem dünya hem ahiret saadetimizi tehlikeye sürükler. Yapmamız gereken, Rabbimizin koyduğu kurallar çerçevesinde bir hayat inşa etmek.
    Ahlâk terimini açıkladıktan sonra ahlâk’ın insan hayatı üzerine etkisinden bahsedelim. Nasıl ki din insan’ın hayatını tamamıyla kapsıyorsa, kapsamak zorunda ise, ahlâk da yaşamın her alanını kapsamak durumunda. Attığımız her adımda, sergilediğimiz her davranışta ahlâk kurallarına endeksli olmamız gerekmekte. Bu durum “reel”de olduğu gibi, “sanal” olarak tanımladığımız İnternet ortamında da geçerlidir. Aksi taktirde ahlâktan, insanlıktan uzaklaşmış oluruz. Evet, ahlâktan uzaklastığımız oranda insanlığımızı yitirmiş durumdayız.
    “Reel” dünyada olduğu gibi İnternette de bazı kurallara uymalıyız. Mesela, bizlere yapılmasını istemediğimiz davranışları sergilememek gibi. Her ne kadar muhattabımız bilgisayar gibi görünsede, gerek sitelerde, gerek forumlarda, gerekse sohbet odalarında, etten kemikten insanlarla muhattab olmaktayız. “Sanal” kelimesine takılıp vicdanımızın sesine kulak tıkayamayız, “medenî yaşam” kurallarını görmemezlikten gelemeyiz.
    Örneğin, olumsuz bir alışkanlık olan “yalan”dan söz edelim. Yalan söyleyen insan gerçeği istediği şekilde, şahsî menfaati doğrultusunda çarpıtan kişidir. Kimliğini gizleyenlerin bir zararı yoktur, bizim sorunumuz kendine yeni bir kimlik oluşturanlarla. En büyük zararlarından birini sayacak olursak, insanlara güvensizliği öğreten bir davranış olmasıdır. Ayrıca yalan söyleyen insan, zamanla “yalancı” olma vasfına bürünecektir. Öyle ya, söylediği ilk yalanı muhafaza etmek üzere yalan söylemeye devam edip, yalan batağına saplanacaktır… Koruma amaçlı veya “oyun” olarak algılanıp doğruluktan uzaklaşıldığı taktirde, yalanla inşa edilmiş bir kalede hapis olunacaktır. Yani yalan söyleyemeyi alışkanlık hâline getiren insan kendine ve muhattab olduğu kişiye hem ahlâkî hemde imanî açıdan zarar veren bir davranış sergilemekte. Hangi boyuttan bakarsanız bakın, olumsuz bir davranışla karşı karşıyayız. Görünürde masûm gibi tanımlanabilen, fakat ahlâksızlık girdabına sürükleyebilecek bir tutum.
    “Muhammed’ül emin”, “El emin” olarak bilinen bir peygamberin (s.a.v.) ümmetiyiz. Emin, güvenilir bir peygamberin ümmeti olarak kendimizi sorgulamalıyız. En güzel örnek olan, Kur’ân ahlâkı üzere olan bir peygamber’e (s.a.v.) yakışıyoruz muyuz, ona layık mıyız? Güvenilir sıfatını, ünvanını kendimize hangi taktirde yakıştırabiliriz? Kendimizi müslüman, mü’min olarak tanımlandıran bizler, nasıl olur da İslam’a aykırı olan davranışlarda bürünme lüksünde bulunuruz? Hangi ruhsatla, neye güvenerek Rabbimizin öngördüklerine karşı gelebiliyoruz, O’nun sözüne karşı gelmekten korkmuyoruz?
    Bazılarınız “Muhammed’ül emin” olmasına rağmen peygamber efendimizin (s.a.v.) yalan söylemeye ruhsat verdiğini öne sürebilirler. Fakat bu ruhsat belirli durumlarda verilmiştir;
    “İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim; ancak şu üç durum müstesna: 1) Harpte, 2) İnsanların arasını bulmada, 3) Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı —ailenin düzeni için söylediklerinde…”
    (Müslim)
    Ahlâk konusunda İnternetin zararlarından bir diğeri ise insan ilişkilerinde bazı sınırların şeffaflaşması veya yok sayılması. Kadın-erkek ilişkilerine değinecek olursak, belirli sınırlara riâyet edilmediği taktirde diyaloglar “sanal” da olsa zinâya kadar varabilecek durumlara gebe kalabiliyor. Bu sınırların aşılmaması için “laubalilik safhası” olarak adlandırabileceğimiz seviyeye ulaşmadan kendimize “dur!” ihbarını vermesini bilmeliyiz. Daha önce de vurguladığım gibi, bilgisayarın karşısında bulunsakta, bir insanla irtibattayız. Bu insanın karşı cinsten biri olduğu durumlarda ahlâk kuralları daha da önem arz etmekte. Dikkat etmek ve davranışlarımızı ahlâk kurallarının denetimi altında tutmalıyız. “Tanışma siteleri” rezilliğine ise hiç değinmiyorum… Eminim ki dinî hükümlerden haberdârsınızdır.
    İnternet’in “sanal”, “elektronik” olması sebebiyle, Rabbimizin hükümlerini geçersiz sayamayız! Ahlâk kurallarına uymamakla karşımızdakinin hakkına girmiş oluyoruz. Evet, şu hellalikten başka telafisi olmayan, kendimizi sakındığımız kul hakkı. Şehitlerin bile hesabından kurtulamadıkları kul hakkı…
    “İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karşıklık çıkarmayın. Sizi ve nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.”
    (Şuarâ sûresi, 183-184. âyetler)
    Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    (Maide sûresi, 8. âyet)
    Kul hakkına değinmisken, mp3, e-kitap, çesitli software indirmek gibi bir hataya çoğumuzun düştügü hatırıma geldi. Lisanssız programlar hariç, hiçbir ücret ödemeden indirdiğimiz, İnternette bulunduğu için kolaylıkla istifade ettiğimiz dosyalar ve programlar kul hakkına giriyor. Bunların telif hakları mevcut olmasına rağmen, elimizin altında olduğu için “modern hırsızlık” olarak nitelendirebileceğimiz bir işe kalkışıyoruz. Haliyle, karşımızdaki insan’a verdiğimiz maddî zarardan ötürü kul hakkına girmiş oluyoruz. Ayrıca kanunlarla yasaklanmış olması sebebiyle bu yasağın değeri artmış oluyor (Rabbimizin koyduğu kurallara ve O’nun vereceği cezalardan korkmayanları dünyevî cezalarla korkutmakta fayda var). Aynı şekilde bazı kardeşlerimiz kendilerine ait olmayan bir bağlantıyla İnternete girebiliyorlar (şirket veya şahsın izni olmadığı halde, ki hak geçmemesi için hem şirketin hem şahsın onayı olmalı). Hem İnternet hızını düşürmekle hem kullanıcının performansını düşürmekle hakka giriliyor (bu bağlantı sınırsız değil ise, maddî bir zarara da yol açılıyor). Birde hackerlerin durumunu düşünün…
    “Bir kimse kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (Kıyamet) önce helâlleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir.”
    (Buhari)
    Bu hadis-i şerif’in hemen ardından bir âyet-i kerime zikredelim inşaAllah;
    “Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak Allah günahları affeder. O Gafur ve Rahimdir.”
    (Zümer sûresi, 53. âyet)
    “Sanal” ortamın getirdiği iletişim rahatlığına aldanmamak gerekir. “Anonim” olmamız sebebiyle kendimizi fazlaca özgür hissetmemiz bizlerin ahlâk kurallarına aykırı bir yol tutmamıza sebep olmamalıdır. Ahlâk kurallarını göz ardı ettiğimizde zihnimizden Rabbimizin bizi gözettiğini çıkarmamak gerek. Her an kaydedildiğini bilincine yerleştiren bir insan, günah işlemekten korkan, her attığı adıma dikkat eden bir insan hâline gelecektir. İnsanımıza tabir-i caizse “Allah’ın kamerası” yetmiyor olacak ki “mobese kameraları” türedi her köşe başında… Doğrusu, “mobese kameraları”na evlerde de ihtiyaç duyulacağı günden endişe ediyorum. İnsanların gözetiminden, polisten, hakimden, dünyada insanlar tarafından verilecek cezalardan korkan, fakat yüce Rabbimizin uyarılarına kulak asmayan insanlar’ın ahlâkî durumlarını tartmaya kalkışsak ne gibi sonuçlar elde ederiz acaba?
    İletişim(sizlik) çağında yaşadığımızı düşünürsek, İnternet kendine has bir iletişim tarzı geliştirdi. Bizlere empoze edilmek üzere gayret sarfedilen bu üslubu yok sayıp yüce dinimizin insan ilişkilerinde öngördüğü kurallara uymakla yükümlüyüz. Ancak bu durumda güven içinde, karşılıklı saygı çerçevesinde ve sağlıklı bir şekilde İnternet bizlere fayda sağlayacaktır.
    Ahlâk kurallarına “sanal” ortamda da dikkat ettiğimiz sürece, İnternet ağında bulunan kirliliklerden kendimizi muhafaza etmiş, bir kalkan oluşturmuş olacağız. Fakat, unutmamak gerekir ki, ahlâksızlığın evimizin içine kadar sızmasına göz yummanın yanlış bir tutum olduğu gibi, kabuğumuza çekilmek aynı şekilde yanlıştır. Böyle bir yolu izlemek, bizleri kötülüklerden korumak yerine dış dünyayı daha da tehdit edici bir duruma getirecektir. Bunun yerine, sağlam değerler üzerine bina edilmiş bir insan eğitmek gerekmektedir. Sünger misali iyi-kötü ayırt etmeden herşeyi benimseyen bir nesil değil, herşeyi akıl süzgecinden geçiren bir nesil yetiştirmeliyiz Allah’ın izniyle.
    Herşey’e ayak uydurmaya çalıstığımız bu çağda, hiç olmazsa İnternetin ahlâkî dejenerasyonuna ayak uydurmamak gibi bir özgürlügümüz bulunmakta. Ahlâkın çöküşüne veto etmek hem hakkımız, hemde vazifemiz olmalı!
    Unutmayalım ki İnternetle dünya elimizin altında olduğu gibi, dünya kadar günah, dünya kadar kötülük elimizin altında olabilir…
     
     
    İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.
    (Ankebut sûresi, 2-3 âyet)
    Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
    (Bakara sûresi, 208. âyet)
    Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.
    (Maide sûresi, 105. âyet)
    Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
    (Tevbe sûresi, 119. âyet)
    Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
    (Nahl sûresi, 90. âyet)
    (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.
    (Ankebut sûresi, 45. âyet)
    Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
    (Enam sûresi, 162. âyet)
    Kur’ân ahlâkı üzere olanlara selâm olsun !

    Nilgün Eryılmaz

    18.11.2009

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 5/1/2010 - GAVS -I SANİ (ks)
  • Kategori: Gavsi Sani ks


    ”Ama madem biz sofi olduk ;
    Ma
    dem bir ALLAH dostunun elini tuttuk mutlaka onun ahlakıyla ahlaklanmalıyız.

    Eğer sofi o ALLAH dostunun ahlakıyla ahlaklanırsa kimse o kişiye ters bakamaz herkes o kişiyi sever hele hele ailesi daha çok buna sevinirler daha çok mutlu olurlar.”


       
    GAVS -I SANİ (ks) 

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/1/2010 - Hiç gördün mü sevipte sarhoş olmayan!
  • Kategori: Begendiklerim


    Bir gün büyüklerimizden Şibli'ye bir topluluk gelir.


    Şibli Sorar:


    -Siz kimlersiniz?


    Cevab verirler:


    -Biz senin dostlarınız ...


    Bu cevab üzerine Şibli döneronlara taş atar. Kaçışmaları üzerine onlara şunu söyler:


    -Niçin kaçıyorsunuz ?Eğer siz hakiki dostlarım olsaydınızbenden gelen belalardan kaçmazdınız.


    Sonrada der ki;


    -Muhabbet ehli sevgi kasesinden içer yeryüzü ve şehirler onlara dar gelir. ALLAH'ı hakkıyla tanırlar Azametinden korkarlarKudretini hayret ederler. ALLAH sevgisi kâsesinden içerler.


    Onun ünsiyet denizinde boğulurlar ve gene O'nun münacâtiyle lezzettlere gark olurlar.


    (İmam-i Gazali İlahi Nizam)

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/12/2009 - İnsanı Allah dostu yapan DUA
  • Kategori: Dini yazilar
    İnsanı Allah dostu yapan DUA

    Mana âleminin yıldızlarından Beyazıd-ı Bistamî Hazretleri, henüz genç yaşında herkesin saygı duyduğu manevi bir kişiliğe sahip olur.Acaba o, böylesine baş döndürücü manevi bir yükselişi neye bağlıyor?

    Asya’da bozkırın ortasında soğuk mu soğuk günler yaşanıyordu. Annesiyle birlikte yaşayan ve onun hiçbir dediğini iki etmeyen, geleceğin Beyazıd-ı Bistamî’si küçük Tayfur adında genç bir delikanlı vardır. Bayezıd-ı Bistamî Hazretleri ilim tahsiline daha küçük yaşta iken başlar. Dikkatle derslerine devam eder. Bir gün okuduğu bir âyet-i kerime kendisine çok tesir eder.

    Ayet şöyle diyordur: "Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: Hem Bana hem de annene babana şükret! Unutma ki sonunda Bana döneceksiniz." (Lokman Sûresi, 31/14)

    Bunun üzerine eve döner. Annesi merak edip niçin erken döndüğünü sorunca, şöyle cevap verir: "Öğrendiğim bir ayet-i kerimede, Allahu Teâlâ, kendisine ve sana itaat etmemi emrediyor. Ya sana hep hizmet edeyim veya beni serbest bırak, hep Allah Teâlâ’ya ibadet ile meşgul olayım."

    Annesi: - Sen beni bırak, Allahu Teâlâ’ya ibadet et, der. Bundan sonra, kendini Allahu Teâlâ’ya veren hazret, emirlerinin hiçbirisini yapmakta gevşeklik göstermez ama annesinin hizmetini de ihmal etmez. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışır. Çünkü Allahu Teâlâ’nın emri de böyledir.

    Bu mertebeye nasıl ulaştı?
    17-18 yaşlarında herkesin saygı duyduğu manevi bir kişiliğe sahip olan Beyazıd-ı Bistamî Hazretleri’ne, bu mertebeye nasıl ulaştığı sorulur. "Annemin duası beni yüceltti" buyuran Beyazıd-ı Bistamî, başından geçen hadiseyi şöyle anlatır:

    - Annem, yaşlı ve hasta idi. Bir gece vakti havanın alabildiğine buz kestiği bir vakitte inleyerek, "Yavrum, su" dedi. Ben hemen yatağımdan kalkarak anneme su almak için dışarı çıktım. O anda kaplarda su bulamamıştım. Bakır tasla dışarıdan suyu alıp da içeri girdiğimde, annemi uyumuş buldum. Uykusundan uyandırmadım, bir müddet başucunda uyanmasını bekledim. Annem uyanınca yeniden, "Yavrum, su!" dedi. Ben de hemen diğer elimde soğuktan donmuş buz gibi tası verdiğimde, tasla beraber elimin derisinin kavladığını gören annem, çok üzülerek ağlamaya başladı. Bir yandan ağlıyor bir yandan da Allah’a şöyle dua ediyordu:

    "Yâ Rabbî! Ben Tayfur’dan râzıyım. Sen de ondan râzı ol. Sen bu fedakâr oğlumu görüyorsun, ne söyleyeyim Ya Rabbi, ne söyleyeyim, ne söyleyeyim, diye üç defa dedikten sonra “Allah’ım onu aziz eyle" deyip elini yüzüne sürdü ve “amin” dedi. Daha sonra Beyazıd-ı Bistamî sözlerini şöyle bitirdi: "O geceden itibaren bende bazı değişiklikler olduğunu fark etmeye başladım. Eğer Cenab-ı Hakk katında bir mertebem varsa bunun annemin duası hürmetine olduğuna kaniyim."

    Annenin rızasını kazan




    Bayezıd-ı Bistamî Hazretleri gençlikte yaptığı bâzı ibâdetlerden zevk alamıyordu. Bir keresinde bu durumu annesine anlatır ve yetişmesinde, terbiye edilmesinde bir kusur bulunup bulunmadığını sorar. Annesi epey düşündükten sonra:

    - Evlâdım tek şey hatırlıyorum. Sen daha küçüktün. Komşulara oturmaya gitmiştim. Kucağımda iken ağlamaya başladın. Bir türlü susturamadım. Seni susturmak için ocakta pişmekte olan tarhanaya komşudan izinsiz parmağımı batırıp ağzına koydum, der. Bunun üzerine annesinden, o komşuya gidip helallik dilemesini ister. Annesi helalleştikten sonra ibâdetlerinden daha engince zevk almaya başlar.

    Evet, asıl ismi Tayfur olan Beyazıd-ı Bistamî, halk içinde Hak’la beraber olmasının sırrını annesine hizmet etmede bulduğunu ifade etmektedir. Dün Allah’ın dostluğunu elde etmeye vesile olan anne-babaya hizmet, bugün de aynı dostluğu elde etmekte bizlere büyük kazançlar sağlayabilir. Anlaşılan o ki, Allah’ın rızasını kazanmanın en önemli vesilelerinden biri, annenin rızâsını almaktır. Ne mutlu evladına beddua değil dua eden analara! Ne mutlu annesinin hayır duasını alan evlatlara!
     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bir El Tutki O da Seni Tutsun.
    free counters

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • zikrullah
  • benyako
  • Blogcu Yardım
  • cansofi
  • digilak
  • 2563
  • farukterzi
  • Sayfa: 1 - Toplam: 31
    | Sonraki Sayfa