cemd
18/11/2009
-
Hâl Dili
Her Tavır Bir İşaret

Ahmed Haznevî k.s. Hazretleri, tasavvuf yolunun önderleri olan sâdât-ı kiramdan bahsederken gözyaşlarına engel olamazdı. Onlardan bir söz işitince adeta gözlerinin içi gülerdi. Kalbin derinliklerinden gelen bu sevinç ve muhabbete de herkesi ortak ederdi.
Mürşidi Muhammed Diyâüddin k.s. Hazretlerine ve bu yolun büyüklerine çok bağlı olan Ahmed Haznevî k.s. bir hatırasını şöyle anlatıyor:
“Nurşin’e gittiğim günlerdeydi. On beş gündür Muhammed Diyâüddin’in dergâhında kalıyordum. Malum, savaş yıllarıydı. Yiyeceğimiz darı ekmeği ve darı çorbasıydı. O günlerde Muşlu bir ağa köye geldi. Hazret’i ve mollaları yemeğe davet etti. Hazret de kabul etti. Buna ben de çok sevindim. Ne iyi olur, güzel yiyecekler ikram edilir, diye düşündüm. Çarıklarımı özenle hazırladım. Bütün mollalar hazırlanmıştı. Hazret tam yola çıkmak üzereyken beni kastederek:
– Molla Ahmet burada kalsın, biz gidelim, dedi.
O an bunu neden söylediğini anlayamadım. Onlar gittikten sonra kendimi hesaba çektim ve:
– Molla Ahmet, bütün suç kendinde. Sen güzel yemekler yemeyi düşündün. Tamahkâr oldun. İşte Hazret bu yüzden seni götürmedi, diye yorumladım.” (Altın Silsile, Semerkand Yay.)
Bu Mertebeye Nasıl Ulaştın?
Bir gün Bayezid-i Bistâmî k.s. Hazretlerine:
– Bu manevi derecelere ne ile ulaştın, diye sorarlar. O da şu cevabı verir:
– Önce dünyevî sebepleri bir araya topladım. Bunları kanaat ipine bağladım. Sonra sıdk (doğruluk) mancınığına koydum ve ümitsizlik denizine attım. Böylece rahata kovuştum. (Abdülmecîd Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye)
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/10/2009
-
NEFSİNİZLE TANIŞTINIZ MI?

GÜZEL AHLAK SAHİBİ OLMAK İÇİN NEFİS TERBİYESİNDE SİSTEMLİ OLARAK AŞILMASI GEREKEN SAFHALAR
1) Nefsi Emmare ( Kötülüğü emreden nefis ):
1) Yusuf 53 / 241 - Nefis gerçekten kötülüğü şiddetle emreder ancak Rabbimin esirgediği nefis müstesnadır.
Dikkat edersek; insan dışındaki canlılar taş ve sopa ile durdurulabilir ama insan öyle değildir. O ancak nefis eğitimi ile kontrol altına alınabilir. Zira alttaki ayete bakarsak;
2) Kıyamet 5 / 576 - Hayır, insan önünde (ki vakitlerde) günah işlemek ister.
Nefsin egemen olduğu bu basamaktaki kişiler ilim, makam veya mal sahibi olabilir ancak gerekli nefis eğitimini alamamıştır.
Bu kişilerin; a) Şehvetperestliği ve saldırganlığı ön plana çıkar, b) Gücü yettiğince her kötülüğü ister veya işler ve yorulur, c) Bazen iyi işleri görülse de taklitten ileri gitmezler, d) Asla eleştirilmeye tahammül edemezler, e) Kendilerinde hiçbir kusur ve eksiklik görmezler, f) Bazı iyi şeyleri bile ters anlar ve kötülüğe yorumlarlar, g) Suçlama veya cezalandırmak için çevresindekilerde sürekli kusur ararlar ki bu tür insanlar adeta yontulmamış keresteleri çağrıştırmaktadır.
Şeytan ve nefsin hâkim olduğu bu kimsede ne kadar kötü özellik varsa mevcuttur.
Örneğin; a) Aç gözlülük ve tamah, b) Aldatma ve alay etme, c) Hırs ve haset, öfke, d) Cimrilik ve egoistlik, e) Gaflet ve kendini bilmezlik, f) Şirk ve bozgunculuk, g) Şer, iftira ve kıskançlık, h) Kibir ve gösteriş, ı) İnkar ve nankörlük, i) Bilgisizlik, bencillik ve kendini beğenme, j) Basitlik ve insanları hafife alma, k) Kötülük, zulüm ve işkence, l) Kendine hiç toz kondurmamak, m) Kâfir ve münafığın özelliklerini taşıdığı gibi hayvani özellikleri de taşır.
Nefsini ilahlaştıran ve bu sayılan kötülükleri aşamayanların kendileri rahat yüzü görmedikleri gibi çevrelerini de rahatsız ederler. Bu tür fertlerden oluşan toplumlarda huzur ve güven kalmaz, her şey tehdit altındadır. Çünkü nefis öyle bir vahşi yaratığa benzer ki istekleri verildikçe açlığı artar ve azar. İstekleri verilmez ise soğur.
Nefse uyanlar zamanla hem özgürlüklerini hem de onurlarını gözden düşürerek maddi ve manevi değerlerini kaybederler. Zira ahlaksızlık çabuk çürütür ve çabuk götürür.
2) Nefsi Levvame ( Kendisini ayıplayan nefis ):
1) Kıyamet 2 / 576 - Yine yemin ederim pişmankar nefse ki (muhakkak öldükten sonra diriltileceksiniz).
Bu kişide; a) Hile, b) Kendini beğenmişlik, c) Körü körüne tevekkül, d) Bazen başkasına üstün gelip ezme arzusu görülebilir. e) İlahi emirlere boğun eğse de her an tevbeyi bozabilir. f) Fırsat bulduğunda kusur işlese de bu merhaledeki kişi a) Artık kendi nefsindeki bu yanlış gidişatı beğenmez. b) İlmen ahlaken gelişmek ister. g) Bu kişinin nefsini kınayarak, olgunlaşma basamaklarından yükselmeyi istemesi ve azmetmesi ile ilahi makamda yemine konu olarak önemsendiği görülmektedir.
Bu basamaktaki kişiler; a) Bir problemle karşılaşınca suçu önce içten içe kendisinde arar ve kendini sorgular, b) Ancak kusur işlese de arkasından pişmanlık ve kendisini düzeltme gelir, c) Karşıyı suçlamadığı gibi gelişmeye çalıştığı için bu tür sorgulama toplumda yaygınlaştıkça gelişme birlik ve beraberlikte artacaktır. Bu nedenle bu insanlarla mutlaka ilgilenilmelidir.
3) Nefsi Mülhime ( İlham edilen nefis ):
1) Şems 7 / 594 - Nefse ve onu (insan biçiminde) düzenleyene 8) Sonra da o nefse isyanı ve itaati ilham edene ki 9) Muhakkak (ALLAH’ ın küfür ve isyandan) temizlediği nefis kurtulmuştur 10) Ve hüsrana uğramıştır ALLAH’ ın azdırdığı kimse de.
Eğitim süreci içerisinde olup kalbine gelen ilhamın şeytandan mı, melekten mi olduğunu anlamaya başlayan ve iyiliği tercih eden bir nefis merhalesidir ki, bu kişiler Araf 200 / 175’ de olduğu gibi “Şeytandan bir vesvese gelince hemen ALLAH’a sığınırlar” ;
Artık bir miktar ilimle aşağıdaki hasletleri kazanmıştır; a) Cömertlik, b) Kanaat ve istikrar, c) Sabır ve katlanma, d) Şükür, e) Sezgi ve tevazu, f) Tevbeye sadık kalma,
4) Nefsi Mutmaine ( Huzura eren nefis ):
1) Fecr 27 / 593 - Ey huzura kavuşmuş nefis!
Bu merhale artık imanın hâkim olduğu, maddeten kanaate, manen huzura ve istikrara ermiş olduğu bir safhadır.
Bu merhaledeki kişi; a) Tereddütsüz olarak ALLAH’ ı Rab edinir, b) Nefis hâkimiyeti ve tevekkülle kalbi yatışmıştır, c) ALLAH’ ın vereceği sevaplara inanır, d) Kaza ve kaderine razı olmuştur, e) Olgunlukla vaad edilenlere inanır, f) Marifet ve zikirden alınan gıda ile huzura erer, g) İnş ölüm anındaki müjde ile de huzuru devam eder.
Bu merhaledeki kişide aşağıdaki hasletler görülür; a) Cömertlik, b) Doğruluk ve kolaylık gösterme, c) Çok şükür etme ve güler yüz, d) Sabırlı ve olumlu yaklaşım, e) Hilm ( yumuşaklık ), f) Hakikat ve kalp huzuru, g) Teslimiyet ve tahammül, h) Rıza ve tevekkül, ı) Korku ve ümit arası bir yaşam, i) Gücünün üstündeki olayları ALLAH’ a havale etme,
Bu ve bundan sonraki merhaleye ulaşan kimselerde kesinlikle saldırganlığa, ahlaksızlığa, zanna, gıybete ve mahcup etmeye rastlanmamaktadır. Artık zikzak yok, sadık bir kişilik vardır.
5) Nefsi Radiye ( ALLAH’ ın razı olduğu nefis ):
1) Beyine 8 / 598 - …ALLAH onlardan razı olmuştur…
ALLAH’ın kimden razı olduğunu aşağıdaki ayetlerden daha iyi anlıyoruz.
2) Vakia 10 / 533- Hayırda öne geçenler, en önde olanlar (var ya) 11) İşte ALLAH’a en çok yaklaştırılmış olanlar onlardır.
ALLAH’ ın kuldan razı olduğu nefis merhalesidir ki bu bir insan için en büyük mutluluktur.
Bu merhaledeki kişide aşağıdaki hasletleri görülür; a) İlahi aşk, ALLAH için sevme, b) Zühd: Geçici dünyaya meyilli olmama, c) Eli açık olma, d) Hep iyiye yorumlama, e) Kusurları örtme, f) Şefkatli ve merhametli olma,
6) Nefsi Muradiye ( ALLAH’ tan razı olan nefis ):
1) Beyine 8 / 598 - …Onlar da ALLAH’ tan razı olmuşlardır…
Kulun ALLAH‘ tan gelen her türlü cefaya hoş geldin diyebilen ve tahammül edebilen bir nefis merhalesidir.
Bu merhaledeki kişilerde; a) İtiraz ve isyanın yerini teslimiyet almıştır, b) ALLAH’ tan başkasını adeta unutmuştur. Ayrıca; a) Takva ve huzur, b) Sevgi ve güzel ahlak, c) ALLAH ve Resulüne coşkulu bir sevgi beslemek, d) Çok geniş ve temiz bir kalp görülür.
7) Nefsi Sâfiye veya Kâmile ( Olgunluğa erişmiş nefis ):
1) İsra 65 / 287 - Doğrusu benim o gerçek kullarım var ya senin (Ey İblis) onlar üzerine hiçbir hâkimiyetin yoktur, Rabbim ise vekil olarak yeter.
Önceki tüm merhaleleri ve şeytani vesveseleri ve hayvani özellikleri aşarak billurlaşmış, İman ve ibadetin zevkini tatmış, örnek bir nefis merhalesidir ki, seçilmiş olan peygamberler hariç bir insanın çıkabileceği en yüksek ahlaki olgunluk makamıdır.
Bu merhaledeki kişi; a) Yalnız ALLAH’ı tercih ederek halkın içinde hak ile olandır. b) Sükutun, doğruluğun, ahde vefanın ilahi emirlere sıkı sıkı bağlılığın olduğu bir nefistir.Tam bir ALLAH sevgilisi ve dostu olmuştur ki artık o ALLAH’ tan başkasıyla huzur bulamaz. Daima iyilik ve yardım için koşar. Ona sığınarak olabilecek hiçbir sıkıntıya, tehlikeye veya felakete aldırmaz. c) Tatlı dilli, güler yüzlü, denizler gibi sakin ve mütevazi, kalbinde hiç kimseye kini ve nefreti olmayan, her şeye iyilik ile karşılık veren, yoklukta bile infak eden, kimseyi kınamayan, ALLAH’tan başka kimseden bir şey istemeyen, çok cömert, peygamberimizi canından daha çok seven, gecelerini ilim ve ibadet, gündüzlerini mücahit olarak geçiren insanlardır. Deniz dalgalarının pislikleri dışarı attığı gibi kâmil insan da kötülüğü emreden nefsi hem kendi çabası hem de ALLAH’ın rahmetiyle iyiliği ister hale dönüştürdüğü ve bu mücadele esnasında öldüğü takdirde zafer içindedir. Bu sebeple nefis eğitiminde başarılı olanlara cennete girecekleri zaman da ALLAH şöyle buyurur;
2) Fecr 27 / 593- Ey huzura kavuşmuş nefis 28) Sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak dön Rabbine 29) Gir kullarımın içine 30) Gir cennetime.
ÖNEMLİ BİR NOT:
İslam’ a leke olmak istemeyenler ve özellikle hizmet etmek isteyenler bu merhale yani nefsi arındırma eğitimini mutlaka ya kendi nefislerinde, ya grup veya cemaat kararı ile ya da bir âlim kontrolünde uygulamalıdırlar. Çünkü kâmil insanlar hem toplum hayatında hem de süper güçlere karşı bilimsel, teknik ve kültürel yarışta gönüllerde silahtan daha güçlü bir etki göstermekte ve saygınlık nedeni olmaktadırlar.
Buna karşı insanlar nefis terbiyesine tabii tutulmazlar ise o zaman nefsi emmâre toplumu oluşur. Bilim ve teknik ne kadar gelişse de bunalım toplumu olmaktan ileri gidemezler çünkü işlenmeyen madenler gibi eğitilmeyen insanlar da fayda sağlayamazlar.
NEFSİNİZLE TANIŞTINIZ MI? |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/9/2009
-
Ahdi Yerine Getirmek
 Henüz iman bakımından olgunlaşmadığın ve yakin hali hali yönünden hakikate ermediğin bir zamanda; bir kimseye her hangi bir şeyi vaad edersen sakın dönme; ta ki; imanın yokluğa gömülmesin ve yakin halin elinden gitmesin.
İmanın kalbinde kuvvetlendiği, yakin halin de hakikate erdiği zaman, sana manen şu hitap gelir:
- "Sen bugün bizim devletimizde kararlı ve eminsin."
Bu hitap sana tekrar tekrar ve her tekrarında ayrı bir şekilde söylenir...
Sen artık bu hallerden sonra seçkin olursun, belki daha üstün. Varlığın Hak varlığına kavuşur, iraden kalmaz. Aradığın her şeyi sende bulursun. Hayrete düşecek acaiplik görmezsin. Bu hallerin hiç biri seni şaşırtmaz...
Ne, gördüğün Hak'ka yakınlık gözlerini kamaştırır, ne de bulunduğun derece seni hayrete düşürür.
Himmetin yükseldikçe yükselir, maddi varlığın akar gider. Dileğini Hak'ka teslim edersin, yaratılmış şeylere değil. Gönlünü onların sahibine verirsin. Ne dünya ne de ahiret, hiç birini arzu etmezsin. Gönlünü mevlaya verir, kalbini O'ndan gayri her şeyden temizlersin. Çünkü; Allah'ın rızasına kavuştun; cennetine vaat aldın...
Netice: Hak işlerdeki manevi tecelliyi anladın ve onlardan hoşlandın... İşte, bu inam(++) ve ihsanlar imanından dolayı sana yapılıyor.
Anlattığımız hallerden birine erdiğin vakit, en ufak şahsi şey düşünecek olursan öteye geçemezsin; düşünmezsen bir evvelki halin daha ilerisine, daha üstün ve güzeline kavuşursun. Evvelkinden hoşlanmaz öbürüne koşarsın...
Sana bütün ilim ve anlayış kapısı açılır, bu sayede içinden çıkılmayacak en ince meseleleri çözersin. O meselelerdeki hikmet kapılarını açar, saklı iyilikleri meydana çıkarırsın...
Seyyid Abdulkadir Geylani Hz (Futhu'l Gayb)
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/8/2009
-
kuyruk sokumu kemiği
Lütfen dikkatlice sonuna kadar okuyun (tavsiyem)
KUYRUK SOKUMU KEMİĞİ İLE İLGİLİ HZ. PEYGAMBERİN HADİSLERİNDE BULUNAN MUCİZEVÎ BİLGİ
Dr. Muhammed Ali el-Bâr
Hz. Peygamberin hadisleri insan bedeni ile ilgili pek çok hususu açıklamıştır. Bunların birçoğu bilim adamlarınca çok yakın zamanlarda açıklanabilmiştir. Hatta hadislerde yer alan bazı gerçekleri hakkıyla anlayabilmek için fen bilimlerinde ilerlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Onun gerçeğin ta kendisi olduğu kendilerine apaçık belli oluncaya kadar ayetlerimizi onlara hem afakta hem kendi nefislerinde göstereceğiz.” (Fussilet Suresi, 41/53)
Kuyruk sokumu ile ilgili hadisler, insan embriyosunun tamamının kuyruk sokumundan oluştuğu gibi kıyamet gününde de insanın topraktan yaratılınca Allah’ın emriyle yeniden kuyruk sokumu kemiğinden teşekkül edeceğini açıklamıştır.
Kuyruk sokumu kemiği ile ilgili bazı hadisler şu şekildedir:
Buhari es-Sahih’te Ebu Hüreyre’den naklen Hz. Peygamber’den şöyle rivayet etmiştir:
“Sura üfürmeler arasında kırk vardır” Hadisi Ebu Hüreyre’den işiten ravi “kırk gün mü?” diye sordu. Ebu Hüreyre “Bilemiyorum” dedi. Ravi “kırk ay mı?” diye sordu. Ebu Hüreyre “Bilemiyorum” dedi. Ravi “Kırk yıl mı?” diye sordu. Ebu Hüreyre yine “Bilemiyorum” dedi. Ebu Hüreyre bu süreyi gün, ay, yıl ile sınırlamak istemedi. Ebu Hüreyre hadisi şöyle devam etti: “Daha sonra Allah gökten bir su indirir, insanlar bir bitki gibi yetişirler. İnsan bedeninde bir kemik hariç her şey toprağa karışmış ve yok olmuştur. O kemik de kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet gününde yeniden yaratma bu kemikten olacaktır.” (Buhari, Tefsir, Zümer Süresi, 86. ayet tefsiri; Nebe Süresi, 18. ayet tefsiri).
Müslim es-Sahih’te benzer bir rivayeti Ebu Hüreyre’den nakletmiştir: “Toprak her insanın tüm bedenini yer, ancak kuyruk sokumu kemiği hariç. İnsan bu kemikten yaratılmıştır, yeniden yaratılması da yine bu kemikten olacaktır.” Hadisin bir diğer lafzı şöyledir: “Bir kemik hariç insan bedeni toprağa karışır ve yok olur. O da kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet gününde yeniden yaratılış da o kemikten olacaktır.” Müslim, Fiten.
Müslim’de yer alan bir diğer rivayetin lafzı şöyledir:
“İnsanda bulunan bir kemiği toprak hiçbir zaman yemez. İnsan kıyamet gününde ondan yaratılır” Ashap bunun hangi kemik olduğunu sordu. Hz. Peygamber kuyruk sokumu kemiği olduğunu söyledi.”
Ebu Davud Sünen’de Ebu Hüreyre’den naklen şöyle rivayet etmiştir: “Toprak her insanı yer, ancak kuyruk sokumu kemiğini yemez. İnsan ondan yaratılmıştır ve yine ondan var edilecektir”. Ebu Davud, Sünne.
İmam Malik de bu hadisi Muvatta’da el-Cenaiz bölümünde aynı lafızla nakletmiştir.
Nesai de bu hadisi el-Cenaiz’de nakletmiştir. İbn Mace de Sünen’de Zühd bölümünde, Ahmed b. Hanbel Müsned’in çeşitli yerlerinde nakletmiştir. İbn Hibban Sahih’de yukarıdaki lafızlarla birçok yerde nakletmiştir. Bu rivayetlerden biri Ebu Said el-Hudri’den nakledilmiştir. Ebu Said Hz. Peygamber’den toprağın kuyruk sokumu kemiği haricinde insanı yediğini nakletmiştir. Hz. Peygamber kuyruk sokumu kemiğinin bir hardal tanesi gibi olduğunu ve insanın bu kemikten yaratıldığını belirtmiştir. Bu rivayet haricinde, konuyla ilgili diğer rivayetler Ebu Hüreyre’den menkuldur.

Embriyolojide kuyruk sokumu kemiği
18 günlük bir insan embriyosu
Placenta tamamlanmış, embriyo rahim duvarına yapışmış, başlangıç çizgisi ve hamilelik boyunca uzayan sırttaki hücre açılması gözükmüştür. Bunlar iç ve dış disk tabakaları olan endoderm ve ektoderme kadar ulaşır, böylece başlangıç çizgisi ortaya çıkar. Başlangıç çizgisi olmasaydı ceninin diğer kısımları oluşmazdı, hızlı gelişim aşamaları belirmezdi. Ceninin farklı katmanları arasındaki farklılık ve çeşitlilikler belirmezdi. Böylece de farklı olanlar meydana gelemezdi.
Embriyoloji bilimi kuyruk sokumu kemiğinin başlangıç çizgisi (primitive streak) olduğunu açıklamıştır. Bu başlangıç çizgisi cenininin tüm tabakalarının ortaya çıkmasının özellikle de sinir sisteminin ardından oluşur. Daha sonra bu çizgi kaybolur, geriye sadece kuyruk sokumu kemiği kalır.
Başlangıç çizgisinin oluşumu
Sperm yumurtayı dölledikten sonra zigot hücresinden embriyonun özü meydana gelir. Daha sonra hücre bölünmeleri başlar, adeta dut görüntüsü alır. Daha sonra içinde sıvı oluşup da orta kısmı meydana gelince küre gibi bir görüntü alır. Bu nedenle bu yığın asıl ve öz hücre grubu olarak isimlendirilir. Bu yığın daha sonra döllenmenin altı ya da yedinci gününde blastula denilen rahim duvarına tutunur. İki hücre grubundan meydana gelmiştir:
a. Dış : Cytotrophoblasts adı verilen ve rahim duvarına tutunarak hücre gruplarını sabitleyen hücreler. Aynı zamanda hücre gruplarının rahimde yer alan kan ve sıvılardan beslenmesini sağlar.
b. İç: Cenin, Allah’ın izniyle, bu yığından meydana gelir. Bu kısım ikiye ayrılır:
1. Ektoderm
2. Endoderm
İç tabaka olan endoderm tabakası döllenmenin sekizinci gününde ortaya çıkar. Dış tabaka olan ektodermin yüzeyinde küçük bir yarık vardır. Bu yarık plasentanın başladığı yere denk gelir. Plasenta hücreleri ektoderm hücrelerinden meydana gelir.

Dokuzuncu günde endoderm hücrelerinden bir hücre şeridi oluşur ve ekstra embriyonik mezoderm hücrelerine ulaşır. Böylece primary yolk sac meydana gelir.
13. günde Cytotrophoblasts hücrelerinden chorionic villi olarak bilinen oluşumlar meydana gelir. Bu oluşumlar ceninin kesesini rahme sabitler. Cenin burada ağaç gibi dallanır. Endoderm hücreleri ikincil yolk kesesini oluşturacak şekilde gelişir. Bu arada birinci yolk kesesi küçülür.
İkinci haftanın sonunda birbirine bitişik iki diske benzer:
1. Ektoderm. Amnion kesesini oluşturur.
2. Endoderm: Yolk kesesini oluşturur.
Bu iki disk cephalic portion olarak bilinen ön kısımdan birleşirler. Bu birleşme alanı prochordal plate olarak bilinir. Aynı şekilde bu iki disk caudal portion olarak bilinen arka kısımdan da birleşir. Bu birleşme alanı ise cloacal plate olarak isimlendirilir.
14. günde iki disk uzayarak armut şeklini alır. Enli olan kısım ön kısımdır. Ektoderm hücreleri arka kısımda başlangıç çizgisini (primitive streak) oluşturacak şekilde gelişir. Başlangıç çizgisi ilk olarak döllenmenin on beşinci gününde ortaya çıkar. Böylece hızlı bir bölünme faaliyeti başlar ve ortada mezoderm adı verilen yeni bir tabaka meydana gelir.
16 günlük iki cenin.
 A işaretli alanda başlangıç çizgisi görülmekte. Bu çizgi ceninin arka kısmına denk geliyor. B işaretli resimde başlangıç çizgisine doğru uzayan bir kesit görülmekte. Bu kesit ektoderm hücreleri bölünürken bu alanda başlangıç çizgisinin nasıl oluştuğunu, ektoderm ve endoderm tabakaları arasında mezodermin meydana gelişini gösteriyor.
Başlangıç çizgisinin ortaya çıkmasının neticesinde sinir sistemi ve notochord ortaya çıkıyor. Mezoderm tabakası da başlangıç çizgisinin ortaya çıkmasıyla beliriyor. Böylece ceninde organ oluşumu başlıyor. Başlangıç çizgisinin oluşmaması halinde bu organlar asla meydana gelmez. Ceninin disk şeklindeki ilk aşaması organ oluşumu aşamasına gelemez. Çünkü sinir sistemi başlangıç çizgisinde yer almaktadır.
Başlangıç çizgisi bu denli önemli olduğundan dolayı Britanya’daki Warnock komisyonu, (insan embriyosunu gelişimi uzmanlarından oluşan) doktorların ve araştırmacıların suni döllenme üzerinde deney yapma zamanını başlangıç çizgisinin oluşmasıyla sınırlamışlardır. Komisyon bu deneylerin başlangıç çizgisi oluşmadan önce yapılmasına izin vermiş, oluşmasından sonra ve sinir hücrelerinin başlangıçları göründükten sonra bu tür araştırmaları yasaklamıştır.
Başlangıç çizgisi meydana geldikten sonra şu olaylar gerçekleşir:
1. Notochord (embriyonun sırt tarafında omurgayı oluşturacak olan hücre kümesinin oluşturduğu uzun kordon) ortaya çıkar ve primitive node kadar uzanır. Bu aynı zamanda hensen düğümü olarak da bilinir.
2. Yuvarlak cenin diski armut şeklini almaya başlar. Böylece iki ucu ortaya çıkmış olur. Enli kısım baş kısmıdır, ince kısım ise ayak kısmıdır.
3. Üçüncü haftanın sonunda Ektoderm tabakasından sinir uçları görünmeye başlar. (20-21. günler) Sinirlerin oluşum aşaması (nöral plate) başlangıç çizgisine kadar uzanır. Bu aşama uzar ve sinirler katlanır. (nöral folds). Aşağıda olan kısım nöral akış adıyla bilinen yöndür. Bu akış hızla katlanır ve nöral tüpleri kapatmaya çalışır. Bu tüpler iki yerde açık kalır: Başucu ve ayakucu.
Başucu açıklığı: Ön sinir açıklığı (anterior nöral pore) veya röstral nöral pore olarak adlandırılır. Ön sinir uçları 25. günde kapanır. Arka sinir uçları ise 27. günde kapanır. Böylece sinir tüpleri kapanmış olur. Sinirlerin büyük bir kısmı beyni meydana getirir. Son kısım ise dikensi bir ilik olan kuyruk kısmıdır.
Sinir uçlarının kapandığı zamanda otic placode olarak adlandırılan işitsel sinirlerin ve lens placode olarak adlandırılan görme sinirlerinin oluşum safhası gerçekleşir.
Beyin, sinir tüplerinin yüksek üçte ikilik kısmında oluşur. Dikensi ilik ise aşağıda yer alan üçte birlik kısımda meydana gelir. Bu doku düzeyindedir. (Dördüncü ve beşinci).
Dokular (somites) kafatası alanında dörtte birlik bir yer tutar.
4. Mezoderm tabakası, hücre gruplarından meydana gelmiş embriyonun merkezinin çevresinde yoğunlaşarak oluşur. Omurga ve kaslar oluşur, alt ve üst sinir uçları mezoderm tabakasından meydana gelir. kas ve iskelet sistemi burada oluşur.
Mezoderm tabakası üç kısma ayrılır:
Birinci kısım: Embriyonun merkezinin yanında yer alan mezodermdir. Ceninin duyu organlarıdır. Sinir sistemi ve dokular burada meydana gelir. 3. ve 5. haftalar arasında embriyoda dokular çok net görünür. İskelet sistemi ve kaslar da burada oluşur. alt ve üst sinir uçları oluşmaya başlar.
İkinci kısım: Orta tabakadır. Orta mezoderm tabakası olarak bilinir. Üreme ve üriner sistem burada oluşur.
Üçüncü kısım: Lateral mezoderm denilen dış mezoderm tabakasıdır. İkiye ayrılır: İç kısım ve duvar kısmı. Bu iki kısım arasında intra embriyonik ceolom adı verilen bir alan vardır. İç karın zarı, akciğerlerin zarı ve kalp zarı burada yaratılır. Kan damarları, kaslar, sindirim sistemi bu alanda meydana gelir.
Başlangıç çizgisi embriyonun bölümlerinin oluşmaya başlamasında önemli bir yere sahiptir. Diğer aşamalar ve organlar burada meydana gelir. Organların oluşum aşaması olarak bilinen dönem (organogenesis) başlangıç çizgisi, Sinir sistemi, dokular, oluşmadan gerçekleşmez. 4. haftanın başından 8. haftanın sonuna kadar başlangıç çizginsin varlığı devam eder. Embriyonun başlıca sistemleri ve organları bu dönemin sonunda neredeyse tamamlanmıştır. Geriye ince ayrıntılar ve gelişim kalmıştır.
 Açıkladığımız aşamalar
1. 2. haftanın sonunda embriyo alaka halindedir. Başlangıç çizgisi ortaya çıkmıştır. Armut şekli belirmiştir. Geniş alan baş kısmıdır. Dar alan ise ayak kısmıdır. Başlangıç çizgisinin ortaya çıkması ile notochord (embriyonun sırt tarafında omurgayı oluşturacak olan hücre kümesinin oluşturduğu uzun kordon) da ortaya çıkar. Bunu da hızla dokular ve sinirler izler.
2. Dokuların başlangıcı sinirlerin oluşum aşaması ve sinirlerin katlanmaya başlaması ve sinir akışı gerçekleşir. (22 günlük embriyo)
3. Yedi çift doku meydana gelir. Sinir akışı başlar. Sinirler dokuları kilitlemeye başlar. Ortasında nöral kanallar olan sinirler oluşur. Ancak bu kanallar iki yönden açıktır. Baş ve ayak uçları. Sinirlerin oluşum aşaması baş kısımda gerçekleşir. Diğer aşamalardan daha geniş bir hacme sahiptir. (22 günlük bir embriyo)
4. Bir çiğnemlik et olma aşaması başlar. İki tarafta 10 çift doku vardır. (23 günlük). Baş kısmı ve ayak kısmı hariç sinir uçları kapanır. Sinirler özellikle baş kısımdakiler, Baş kısmın en tepesinde rostrum adı verilen sinir gelişir.
5. Bir çiğnemlik etin iki tarafında 19 çift doku meydana gelir. (25 günlük). Baş kısımdaki sinirlerin katlanmaya başladıkları açıkça görünür.
Sinirler baş kısımdaki açıklıkları kapatmaya başlar. Sinir kanalları damarların içinde oluşur. Bu kanallar beyinde ve beynin iç kısmındaki sinirler olacaktır. Dikenli ilikte olan spinal kanal olarak adlandırılır. Burada beyin sıvısı meydana gelir. Bu sıvının dimağın ve dikenli iliğin korunmasında önemi büyüktür.
Başlangıç çizgisinin durumu
Başlangıç çizgisinin önemi büyüktür. Çünkü notochordun ve mezoderm tabakasının oluşmasını sağlar. Başlangıç çizgisi dördüncü haftanın sonunda önemini yitirir. Katlanmaya başlar ve kuyruk soku bölgesinde gizlenir. Bu zayıf iz gözle görünmeyecek hale gelinceye kadar katlanır.
Hz. Peygamber insanın kuyruk sokumu kemiği dışında bir azasının kalmayacağını belirtmiştir. Allah bedenleri diriltmeyi dileyince gökten üzerlerine bir yağmur yağdıracak ve insan bu başlangıç çizgisinin kalıntısı olan kuyruk sokumu kemiğinden diriltilir.
Sonuç
Kuyruk sokumu kemiği ile ilgili hadisler Hz. Peygamberin mucizelerindendir. Embriyoloji bilimi insanın kuyruk sokumu kemiğinden meydana geldiğini ve oluştuğunu açıklamıştır. Bu kemik başlangıç çizgisi olarak kabul edilir. Bu çizgi hücrelerin bölünmesine ve ayrılmasına, daha sonra sinir sisteminin meydana gelmesine sebep olur. (Önce sinir akışı, daha sonra sinirler ve en son sinir sistemi). Bu başlangıç çizgisi katlanır ve ancak küçük bir izi kalır. O iz de kuyruk sokumu bölgesindedir. Bu bölgede de kuyruk sokumu kemiği bulunmaktadır. İnsanın kıyamet günü yeniden yaratılması da Hz. Peygamber’in buyurduğu gibi, yine bu kemikten olacaktır. |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/7/2009
-
Sadece Bakma, Güzel Gör...

Göz, neyi görürse, akıl onun derdine düşüp onunla meşgul oluyor..
Öyleyse, ey göz, güzel bak !..
Sen güzel baktıkça, güzeli gördükçe, kainatın sayfaları açılacak bir bir önüne.. Sen bakmaman gerekenlere baktığında, yorulacak akıl ve kalp.
Gayenin önünü toz kaplayacak..
Kulak, işittiği sözleri tekrarlıyor..
İşitilenlerden akla bir yol gidiyor sanki ve gereksiz her söz,
o yolda ilerleyip, beyin kıvrımlarında yerini alıyor..
Öyleyse, ey kulağım, kötü şeyler işiteceğini bildiğin yerden kaç..
Gıybet ve dedikoduya kapan..
Eller ve ayaklar, her gün türlü işte çalışıyor.. Gidilmesi yere götürmeyip uzanıveriyor bazen ayaklar bir yerlere..
Bazen, eller, vermesi gereken yere uzanmıyor..Geri çekiliyor..
Öyleyse, ey el, “veren” ol..Ve ey ayak, en güzel yerlere taşı bu bedeni..
Kalp, neyle doluysa, ameller de o yönde oluyor..Kalbin ne kadar kısmını boş sevgiler kaplıyor?..Sevgilerin esas sahibine yönelmeyince, bir yük oluyor kalp..
Ey kalp, seni Yaratan’dan çok sevebileceğin kimse var mı?..
Akıl…Güzelliklerin de, kötülüklerin de gerçekleşmesinin önceki durağı..
İradeyle yönlendirilen, niyetlerle anlamlanan ameller…
İşte ey aklım, düşünmektir mesleğin..Tefekkürdür emelin..
Hayrı ve iyiyi hayal etmekte, hayra karar vermekte, iradene hakim olmakta, yani senin işleyişinde belirleniyor her şey..Çizgiler böylece çiziliyor..
Dil, türlü tatlarla mütelezziz..Türlü kelamlarla müteellim.. Bazen, dökülen kelamın her biri ayrı bir tohum, ayrı çınarlar yetiştirecek.. Bazen, ağır bir yük olarak inecek insanların kalbine kırıcı sözler..
İşte, ey dil!... Sarf ettiğin sözleri koru…Hayra dön, şerde tutul..
İyi tad..Fabrikanın yasakçısı hükmünü koru..
R.Nazik Kaya |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/5/2009
-
GÖRÜŞECEĞİZ

Dilimi kilitlemiş dünya… Kelimeler anlatmak istediklerimi anlatamasa da, bu aralar usulca gözlerimle anlatmayı seçiyorum.
Otobüs penceresinden el sallayan bir çocuk , beni tanımasa da gözleri ile haykırıyor… - Görüşeceğiz …
Uzunca bir yol, elleri ile çekmekte olduğu tekerlekli bir araba, tekerlekli arabada utanarak giden yaşlı bir baba … Yere bakan gözlerini kaldırıp, gözlerime fısıldıyor… -Görüşeceğiz …
Kuşlar mevsimlerini bilip göçe uğrattılar beni, ötüşlerinden anladığım kadarıyla; -Görüşeceğiz …
Kar kaplayıp sakladığında toprağı, güneş okşayarak erittiğinde karı, bahar geldiğinde söylediğinde baharı, rüzgar esip kurutup kopardığında yaprağı sessizce anlattıkları; -Görüşeceğiz …
Bir anne ve göz kapakları dünyaya kapanmış bir bebek… Annenin elinde gözyaşlarıyla ıslanmış bir mendil…Toprak atılırken kürek kürek…Annenin gözlerinde ki kelime; -Görüşeceğiz…
Hiç tanımadığım uzaklardan gelmiş bir grup yolcu , dillerinde bilmediğim dualar, yüzlerinde tanıdıktı tebessüm…Farklı olsa da kelimeler,anlaştığımız tek yer; -Görüşeceğiz…
Gece kararttığında odayı, güneş alıp gittiğinde başını… Günümün yarını olacakmış gibi kurguladığım da zamanı… Uyku çöktüğünde gözlerime, benim için önemli olanı, ölümün küçüğü uykuyla susturduğumda…Alıp verdiğim her nefes sonrasında; -Görüşeceğiz…
Aşuk maşuktan geçerken, Mecnun Leyla’sını Mevla’da bitirirken,Yunus ağlarken yane yane, Mevlana ‘’hamdım,piştim,yandım’’ diyerek dünyadan geçerken, her birinin de zikrettiği; -Görüşeceğiz…
Adem Havva’dan ayrılırken, Meryem kelimesi İsa’ya son kez bakarken, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i gözlerinde okşarken, Yakup gözleriyle Yusuf’u özlerken, içlerinde sakladıkları; -Görüşeceğiz…
Adım adım yaklaşırken Kabe’ye, gözlerin yerde…Aniden kaldırıp gözlerini Kabe’ye, gözlerinde nedenini bilmediğin gözyaşların ile… Kabe’den uzaklaşırken gözlerinden dökülen vedanın duası; -Görüşeceğiz…
Şimdi bahar, kabul olmasını istediğimiz duamız var. Göremediğimiz yüze , duyamadığımız sese, hissedemediğimiz kokuya, anlayamadığımız dile, şefkate, merhamete, tevazuya, inceliğe ihtiyacımız var. Gelip geçen insanlığa, ÖRNEK OLAN İNSAN(sav) Şimdi bahar, kabul olmasını istediğimiz tek dua;
Gözlerimiz gözlerinizi göremese de gönlümüz görüştü sizinle Efendim… Gönüllerin bir olduğu yerde Görüşmek Duası ile Efendim… Amin MİHRİCAN KESKİN
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/5/2009
-
Ellerini Alıştır Vedaya... Ve Duaya...

Son defa bakıyorum sana bulutlar, gökyüzü… elveda! Kuşların çığlığı, s/ağırlığı dünyanın... elveda! Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe kalanlarım... üzülmeyin; biter bir gün, acı yanlarım… Salkım saçak sancılarım… elveda! Ey gel geç Leyla, ey dünya… Ey kör sevdalarım... elveda... Ey, çöllerin Serabı… Ey, yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin... elveda...
Atamadığım çığlıklarım... Yollardaki izim... Dinmeyen sızım... Besteleri boynu bükük sazım... elveda...
Gün b/atımları, hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa... Bu her akşamki kıyamete... Ah, ben ki sabahlardan geliyorum... Birdenbire bu vakitli elveda?
Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya… Bak, avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü... Titrek bir istasyona, çığlık bir v/edaya hazır mısın?
Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! Sonbahar yaprakları kaç veda mektubudur! Ömrümüz kaç elveda... Kaç sonbahar, kaç çığlık... Saydın mı aynalarda değişen yüzlerini...
Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya… Yol uzun... Her adım bir ayrılık... Kapı arkası gurbet ya... Yaka paça götürüyorlar bizi... Çocukluğumuzu, gençliğimizi...
Bilsen ki her an bir zelzele... Duysan ki ne velvele... Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya... Ve duaya... Her derde devaya...
ALİ HAKKOYMAZ
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/5/2009
-
RÜZGÂR NE KADAR ÖZÜR DİLESE DE;
 Hayatın içinden, hayatla beraber, hayat sahnesinin değişmez oyuncularıdır insanlarHayat bir tiyatro ve insanlarda bu tiyatronun birer öğeleri ise geriye kalan sizce nedir? Arta kalan anıların yıllar sonra hatırlanması mı? Yoksa göçüp giden insanoğlunun geride bıraktığı özlem dolu hatırlanası o güzelim dostlukları mı? Şairin dediği gibi”Baki kalan gök kubbede hoş bir seda imiş” Peki, o güzellikleri ardımızdan konuşan insanların olduğunu bilmek nasıl bir duygu? Elbette tarifi imkânsız güzellikleri içine alacak Fakat bu gök kubbenin altında güzel bir anı bırakmak nasıl olacak? İşte o çok zor bir soru Bu zor sorgunun altında ezilmemek insani duyguları yitirip yitirmediğimize de bir anlamda bağlı gibi görünüyor Eğer sadece hayat sahnesinde “BEN” merkezcil bir hayatla iç içe iseniz yapacak fazla bir şey yok Yâda karşılaştığınız problemlere çözüm bulmak yerine, karşınızdakini ezerek veya asimile ederek çözüm buluyorsanız bittiniz demektir Yapacak hiç bir şey yok; gerçekten yok… Üzülmek, ahlayıp-vahlamak, problemleri bertaraf etmek için yeterli değil elbette İnsanı insan yapan duyguların başında hakkını bilerek hareket etme duygusu gelmektedir Kısacası; kul hakkı gelmektedir Bu hak mevzu öyle bildiğimiz gelişi güzel hususlardan da değildir Âlimlerimiz kul hakkını beş safhada incelemişler, insanları bu hususta üzerine önemle eğilerek eğitmişler…
Kul hakkı beş türlüdür: 1- Mali 2- Nefsi 3- Irzı 4- Mahremi 5- Dini
1- Mali olan kul hakları:
Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gib Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir
2- Nefsi, yani hayati günah olan kul hakları:
Adam öldürmek, bir uzvunu kesmek, sakat bırakmak gibi şeylerdir Önce tövbe eder Adam ölmüş ise, velisi ile helalleşmek gerekir Velisi isterse af eder İsterse belli bir mal iste İsterse, mahkemeye verip, hâkimden cezalandırılmasını ister İslamiyet'te kan davası yoktur
3- Irza dokunan kul hakları: Dedikodu, iftira, alay, sövmek gibi haysiyetle, şerefle ilgili şeylerdir Tövbe etmek ve helalleşmek lazımdır Bunlarda vârisleri ile helalleşmek olmaz
4- Mahremi olan kul hakları: Başkasının çoluk çocuğuna hıyanet etmek gibi şeylerdir Tövbe ve istiğfar eder Fitne çıkmak ihtimali yoksa sahibi ile helalleşir Fitne ihtimali varsa helalleşmek yerine, ona dua eder ve onun için sadaka verir 5- Dini olan kul hakları: Akrabasına ve emri altında olanlara doğru din bilgisi vermeyi terk etmek, insanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadetlerine mani olmak, onlara kâfir, fasık demek Bid’at çıkarıp veya mevcut bid’atleri savunup Müslümanların yanlış inanmalarına ve yanlış ibadet etmelerine sebep olmak
Yukarıda sayılan kul haklarına riayet, yaşamımızın birer parçası olmalı Kalp kırmanın, kusurları ve ayıpları araştırarak yüze vurmanın ayrı bir külfet ve azamet olduğunu bilerek hayata yön vermeli… Unutmamalı, rüzgâr ne kadar özür dilese de; dalın kırılmış olduğunu akımızda bulundurmalı…
“-Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Kıyamet gününde Allah(cc)onun ayıbını örter”(HŞ)
-vesselam…
Yüzünüz Hep Gülsün Murat Tekinalp |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/1/2009
-
SAHTE SEVGİLERDEN HAKİKİ SEVGİLİYE..

Allah'a yaklaşmanın, kalbi ilâhi rıza ile nurlandırmanın tek çaresi fani sevgileri ve sevgilileri terk etmektir. İnsan dönüp kalbine baksın... Nice kabiliyette yaratılmış olan kalbi Allah'ın azametini bilmek için halk edilmiştir. Bu kalbe Rabbani muhabbet yerine, bir şeye yaramayan türlü türlü sevgililer doldurulur. Oysa dolu bir kaba ikinci bir şey doldurulmaz. İnsan, Allah için verilen hakiki sevgiyi ne zaman mecazi olana yönlendirse, mahşer gününde mahcup düşer.
İnsan soyunduğu kadar giyinir. Kirli çamaşırlar çıkarılır, temzlenir giyilir. Bulduğun her şeyi üst üste giymediğin gibi, mecazi kirlilik sayılan sevgilileri terk etmedikçe hakiki sevgi kalpte tecelli etmez. Dünyaya ait sevilen şeylerin cümlesi geçicidir. Allah için hazırlanmış olan bu kalp, mecazi sevgililere teslim edildiği kadar hakiki sevgiliye perdeli olur. Hakiki sevgiliye kendini teslim ederse Allah mecazi sevgililerin cümlesini kendine nasip eder. Allah'a bir kulübeni ver, O sana bir saray ihsan eder.
Mecazi sevgililerden gönlünüzü hakiki sevgiliye döndürün. Gücünüzün yettiklerini çıkarın. Cezbe verilmişken, muhabbet kalbe konulmuşken, temizlenecekler temizlenmezse, temizlenme yolları çetin olur.
Evliya-i izam, Rabbimizin bir ikramıdır. Bu zamanda paha biçilmez bir mücevherdir. Evliya ocağı insanın eline geçmeyen bir hazinedir. İnsan şimdi temizlenmeli. Günahlarından ve kötü huylarından temizlenmezse temizlerler.
Fıkıhta temizleme yolları vardır. Kirli olan bir şey ovalanmakla, yıkanmakla temizlenir. Yanmayan bir cisim ateşte temizlenir. Şimdiden tövbe ederek temizlenmezsek, kabir azabı ile temizler. Onda da temizlenmezsek Arasat meydanında güneş tepemize iner, Allah'ın kudretiyle terlerimiz dizlerimizi, başımıza geçer. Elli bin sene Arasat meydanında beklemekle temizlenir. Onda da temizlenmezsek Sırat'ta temizlenir. Onda da temizlenmezsek cehennemde temizlenir. Allah bir kuluna mağfiret edip onu temizlemedikçe Cemalullah nasip olmaz.
Gelin, fırsat eldeyken temizlenin. Güzel giyinmek değil, güzel ahlâka bürünmek süstür. Bin bir elbise ile güzellik olmaz, bin bir haslet ile güzellik olur. Cezbe ile temizlenelim, muhabbet ile Hakk'a dönelim, fırsatı ganimet bilelim.
Allah Tealâ bir adama anlayış verirse, sarhoşun sözü bile adama ibret verir. Şaban-ı şerif geldiği zaman ayyaşın biri hem içiyor hem de şu şarkıyı söylüyordu: " İç iç, kana kana iç. Zira Ramazan gölgesi üstüne düştü." Yani Ramazan'da içemeyeceksin, demek istiyordu.
Bir imam efendi camiden çıkmış, evine gidiyordu. Sarhoşun şarkısını duydu. " Sarhoş ne güzel söylüyor! Onun içtiği içki, benim içtiğim ise ömrüm. Ben gafletle ömrümü içiyorum. Ölüm gölgesi ise üzerimde. Ecel gelmeden sen de dünyayı ganimet bil..." diyerek zamanının ulu zatlarından oldu.
İnsan dünyaya ibretle bakmalı. Sarhoşa da bakılsa ibret vardır. Yeter ki insan ibret almasını bilmeli. Bunun yanı sıra neyi, ne için, kime veremediğini de bilmeli. Canımı veremem, alacaklar... Malımı veremem, bırakıp gideceksin...Çoluk çocuğun ne olacak? Planların bitmeden gideceksin.
Kimin için, nelere kıyamadığımıza bakalım. Kıyamadıklarımızı bir gün elimizden alacaklar. Allah cezbe verir, intibaha gelmeyiz. Kâmil mürşid verir, tövbeye gelmeyiz. Şimdi fırsat varken malını önüne kat, tövbeyi yanına al.
Ey Rabbim, canımızı gafletle alma, kâmil imanla al. Şeytanın şerrinden halas eyle ey Rabbim. Karanlık toprağın soğukluğundan haberimiz yok. Işık olarak amel-i salih nasip eyle. Enbiya-i Zişanın şefaatine, evliya-i izamın himmetine nail eyle. Sâdâtın üzerimizdeki emeklerini zayi etme-
amin
Mehmet Yarbay
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/12/2008
-
Nerede bir dert varsa deva, oraya gider; neresi alçaksa, su oray
Nerede bir dert varsa deva, oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar.
Yüce ALLAH, üstünlük bakımından gözyaşını, şehitlerin kanlarıyla bir tutmadadır.
Kimin gönlü illetlerden arınmışsa onun duası, ululuk sahibi ALLAH’a kadar varır, makbul olur.
Eğer duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste!
Dertsiz dua soğuktur, bir işe yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden, aşktan gelir.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır. Çünkü ALLAH’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Rahmetler saçan dua kapısını kim vurdu da ona yüzlerce baharla icabet edilmedi?
ALLAH, yalvarıp yakaranlara ihsanda bulundu mu onlara ihsan ettiği şeylerle beraber, uzun da bir ömür bağışlar.
ALLAH, ne alırsa onun karşılığını verir. Veliler bu sebeple O’na itiraz etmezler.
Bağını mı yaktı? Sana bir bağ dolusu üzüm ihsan eder; yas içinde neşe verir.
O, elsiz çolağa el verir. Gamlara maden olan kişiye neşeli, sarhoş bir gönül bağışlar.
ALLAH bize yardım etmek dilerse, bize yalvarmak ve münacatta bulunmak meylini verir.
O’nun için ağlayan göz ne mübarektir! Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir!
Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam mübarek bir kuldur.
Akarsu nerdeyse orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur.
Yusuf değilsen bari Yakub ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla!
O elbiseyi elde etmek istersen cesedindeki göz çocuğunu ağlat!
Nerede bir dert varsa deva, oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar.
Bulut ağlamadıkça yeşillik nasıl güler? Çocuk ağlamadıkça süt nasıl coşar?
Gülmeler, ağlamalarda gizlidir. Ey sâf ve temiz kişi! Defineyi yıkık yerlerde ara!
Kardeş, duadan ayrılma! Kabul edilmiş, edilmemiş, bununla bir işin yok senin?
HZ.MEVLÂNÂ (K.S) - MESNEVİ ŞERİF
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|