Image Hosted by ImageShack.us
Her telden - cemd - Blogcu <title> Her telden - cemd - Blogcu



cemd

  • 6/7/2009 - En güzel enler ...
  • Kategori: Her telden
    EN GÜZEL AMEL

    En hayırlı ameliniz namazdır
    Allah'ın kula en yakın olduğu zaman gecenin son kısmıdır
    Amellerin en güzeli, az da olsa devamlı olanıdır
    Hırsızlığın en kötüsü namazdan çalmaktır
    En çok dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua, gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!
    İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur
    Haramlardan sakın, Allah'ın en âbid ve sevgili kulu ol! Allah'ın sana verdiği rızka kanaat getir, insanların en zengini ol! Komşuna ihsanda bulun, iyi bir mü'min ol.  Kendin için istediğini başkaları için de iste, gerçek bir müslüman ol!
    Müminlerin en faziletlisi ahlakça en güzel olanlarıdır

    EN HAYIRLINIZ

    En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir
    Açlık en kötü yatak arkadaşıdır
    İyi davranıp hoş sohbette bulunmaya en çok hak sâhibi olanlar annelerdir
    Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına sıla-ı rahimde bulunmasıdır
    Sizin en hayırlınız, eşine karşı hayırlı olandır

    EN SEVİLEN KİŞİ

    Sadakanın en faziletlisi (Boşanma, kocasının ölümü gibi bir sebeple sana geri gönderilmiş ve senden başka çalışanı (nafakasını temin edecek bir kimsesi) olmayan kızın için harcadığındır.
    Müslümanlar içinde en hayırlı ev kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir   Müslümanlar içinde en kötü ev de kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir.
    Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimsedir.
    Cuma, en hayırlı günlerinizden biridir.
    Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah (Allah'ın ayı) olan Muharrem ayıdır.
     Farz namazdan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.
    Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır.

     Bana en uzak olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atan, büyüklük taslayan kimselerdir

    BİR DUA

    Bizi nefsimizle baş başa bırakma!
    Rabbimiz! Kalbimizde dolaylı ya da doğrudan Sen'in rızana ulaştırmayan/ulaştırmayacak olan sevgiler varsa onları sil süpür
    Tatmak, görmek   gibi duyularımızı ve hayal, hafıza   gibi kalbe bağlı duygularımızı Sen'in emrine muhalefetten muhafaza eyle! Bizi nefislerimizle baş başa bırakma!

    BİR TAVSİYE

    Gününüz gıybetsiz olsun

    Gıybet, kişinin, mümin kardeşinin hoşuna gitmediği bir sözü onun gıyabında, yani arkasından söylemesidir . Rabbimiz gıybeti net bir ifadeyle haram kılıyor  Büyüklerimiz de ahirette bizi en çok zorlayacak hesabın gıybet olduğunu söylüyorlar O yüzden ağzımızdan çıkan sözlere biraz daha dikkat edelim ve dilimizi gıybete karşı kilitleyelim
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/5/2009 - Ağlıyorsun. Çünkü hüzünlüsün
  • Kategori: Her telden



    Ağlıyorsun. Çünkü hüzünlüsün ve güçsüzsün.
    Ağlıyorsun. İşte sen busun. Kırılgansın.
    İncinmişsin. İncitmişsin. Terk etmişsin. Terk edilmişsin. Varsın. Yoksun. Ayrısın. Birleşmişsin.
    Gitmişsin. Gelmişsin.
    Hayat ayaklarının altından kayıyor. Yalpalıyorsun. Başın dönüyor. Zemin un ufak oluyor.
    Gökyüzündeki güneşe ve göğün maviliğine karşın duyguların griye dönmüş.
    Kalbine bulutlar toplanıyor. Boğazın sıkışıyor. Daralıyorsun. Çatlayacak kadar sıkışıyorsun.
    Boşalman gerek. Bir şekilde insanın içindeki basınç düşmeli. Dayanamıyorsun. Ağlıyorsun. Kalbindeki bulutlar gözyaşı sağıyor.

    Ağlıyorsun. Ağlayabiliyorsun. Farkettin mi? Ruhundaki acılar kristalize oluyor. Gözyaşı oluyor. Hava kitlesinin soğuğa maruz kaldığında yağmura dönüşmesi gibi.
    Ruhun üşüyor. Titriyorsun. Çıplaksın. Korunmasızsın. Kendini koruyamıyorsun. Ruhun yardım edemiyor sana. Kalbin yardım edemiyor sana.
    Hep birlikte ağlıyorsunuz. Kalbin için de kendin için de ağlıyorsun.

    Aç bir kedi görüyorsun. Aç bir çocuk dikkatini çekiyor. Yetim bir çocuk kalbine dokunuyor. Sararan yapraklar kalbini delip geçiyor.
    Özlüyorsun. Buram buram özlüyorsun. Ağlıyorsun. Ağladıkça...

    Kalbin delik deşik. Herşey seni yaralayabiliyor. Ne kadar naziksin. Ne kadar kırılgansın.
    Çünkü insansın.
    Ağlıyorsun. Yorgunsun. Yaşamaktan yorgunsun.
    En çok gönül yorgunusun.. Yaşadıkların kalbinin tabanına birikti. Belki çok şey yaşamadın. Ama çok ağır şeyler yaşadın. Kalbini deliyor sanki yaşadıkların.
    Ağlıyorsun. Kalbini yıkıyorsun. Biraz da olsa gevşiyorsun.

    Ölüm meleği şu an gelse itiraz etmeyeceksin. Dünyanın içindesin. Ama dünyadan soğumuşsun. Gitmek istiyorsun. Öteye geçmek istiyorsun. Ağlıyorsun.
    Neye mi? Herşeye. Herşey üstüne üstüne geliyor sanki. Çaresizsin. Boşluktasın. Hayattasın ama hayatta olduğunu hissedemiyorsun.

    Dur. Ağladığın için zayıf olduğunu mu söylüyorsun? Sakın söyleme bunu. Lütfen söyleme.
    Hadi geri al sözünü. Çünkü insansın. İşte bu yüzden meleklerden üstünsün. Çünkü melekler gözyaşı dökemez.
    Çünkü meleklerin kalbi delik deşik olamaz. Çünkü melekler gönül yorgunluğu nedir bilemezler.

    Ağlayan insanlara üzülmüyorum biliyor musun? Ağlayan bir insan gördüğümden “neden ağlıyorsun, ağlama, güçlü olmalısın” demeyi çok uzun yıllar önce terkettim.
    Ağlayan bir insan görsem gözyaşlarını silmek için bir mendil uzatmak geçer içimden.
    Bu bana dünyanın en kutsal davranışlarından biri gibi gelir. Çok yıllar önce ruhumun keskin bir acıyla üşüdüğü bir anda en sevgili arkadaşımın bana sarılıp cebindeki mendili gözyaşlarımı silmek için verdiği gibi.
    O mendil kağıttan değil bezden gri renkli bir mendildi. Hayatta en sevdiğim şeylerden biri nedir biliyor musun? Ağlayan bir insana mendil uzatmak.
    Eğer sen ağlarken sana mendil uzatacak biri yoksa, bu sen olmalısın.

    Ağlayabiliyorsun. Ne kadar güçlüsün. . .
    alıntııı..
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/3/2009 - Bazen
  • Kategori: Her telden
     


    bazen
    yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
    güneş kucağındadır, bilemezsin.
    bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
    ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
    koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
    uçar gider, koşsan da tutamazsın...


    W.Shakespear


    Bazen sırtımı dönmek istiyorum /
    geride neler bıraktım diye hiç düşünmeden

    Hasret

    Bazen
    yasanmis guzel hatiralara'dir hasret,
    Bazen yasanilmak istenen guzelliklere'dir hasret,
    Bazen sevgilerin en sicagi bir anneye'dir hasret,
    Bazen kücük yasta kaybedilen bir yavruya'dir hasret,
    Bazen topragiyla havasiyla bir vatana'dir hasret,
    Bazen bu vatanlarda duyulacak ezanlaradir hasret,
    Bazen camileri dolduracak cematlere'dir hasret,
    Bazen cematleri costuracak önderlere'dir hasret,
    Bazen yalansiz riyasiz bir sevgiye'dir hasret,
    Bazen Allah icin olan bir kardesliğe'dir hasret,
    Bazen hakkiyla kılınan bir namaza'dır hasret,
    Bazen gözyaslariyla yikanmis bir duaya'dir hasret,
    Bazen Allah yolunda gecen bir hayata'dir hasret,
    Bazen sonlarin en güzel Cennete'dir hasret,
    DAIMA PEYGAMBERIN ŞEFAATİNE'DİR HASRET,
    DAIMA RABBİMİZİN CEMALİNE'DIR HASRET.


    alıntı...
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/10/2008 - Gençliğe Hitâbe
  • Kategori: Her telden



    Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

    ''Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!'' şuurunda bir gençlik...

    Devlet ve milletin büyük çaba ermiş yedi asırlık hayatında; ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah'ın Kur'an'ında ''belhüm adal'' dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde planında kurtardıktan sonra,ruh planında helak edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

    Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün ''dikey'' leri ''yatay'' hale getirecek bir nida kopararak ''Mukaddes emaneti ne yaptınız?'' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

    Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...

    Halka değil Hakk'a inanan, meclisinin duvarında ''Hakimiyet Hakk'ndır'' düsturuna hasret çeken,gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakk'a kölelikte bulan bir gençlik...

    Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılmazsın!", kapitaliste ise "Allah'ın buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça, serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...

    Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan Batı adamının bulamadığını, Türkün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslam alemine, bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik... "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!"duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir gençlik...

    Can taşıma liyakatini, canların canı uğurunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...

    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atacabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...

    Tek cümleyle, Allah'ın kainatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutanak, dayanak, sığınak, barınacak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kabur farelerine denk muameleye layık görecek bir gençlik...

    Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsür yıldır, devrim baz komadanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp, bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevi babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır.

    Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgar, artık ne yandan esersen es!..
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/10/2008 - Secde Nereye Götürür Alnını....
  • Kategori: Her telden
    zeyhak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yüzünü toprağa sür şimdi...

    Evine dön. Sılana koş. Subhane rabbiye'l -a'la.

    Sen varsın. Sen a'lasin. Eksiklikten uzaksın, noksanlıktan muallasın,

    kusurdan mukaddessin. Kusur bende. Benden yana eksiklik.

    Bende saklı acizlik. Bende bekler fakirlik.
    Yalnız sana muhtaç olma zenginliğimdir secdem.
    Yalnız Sana kul olma şerefimdir secdem.
    Sultanlığımdır secdelerim. Varlığımı huzurunda sıfırladığım andır.
    Senin şah damarı yakınlığından kalbimin yakınlıklar emdiği andır,

    ruhumun muştular bulduğu demdir. Miracımın kab-ı kavseyni secde.

    Beni aradan çıkardığım yerdir secde.

    Dediğini yapıyorum, secde edip yaklaşıyorum.

    Sana yaklaşıyorum. Tüm uzaklıkları uzaklara bırakıyorum.
    Tüm aldanışları tuzaklarda bırakıyorum.

    Yüzümde secdelerimin izini bırak ey Rabbim.
    Alnıma rahmetinin nefesini bırak ey Rabbim.
    Kalbime En Sevgilinin aşkını bırak ey Rabbim.

    Secdemde dirilt beni.
    Secdemde öldür beni.
    Secdemde durut beni.
    secdemde doğrult beni.

    YA RAB SECDEMİZ YALNIZ VE YALNIZ SANADIR...

    VE SENİN YOLUNADIR..
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 28/4/2008 - Hayatın Hatırını Kırmak...
  • Kategori: Her telden



    Hatır, hatırlarda mı kaldı?

     Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur da bir hatır sormanın kaç kırk yıl hatırı olur?

     Bunun cevabını kırk katır taşıyabilir mi?

    Çok mu zor sadırdan hal ü hatır sormak; iyi günde, iyi olmayan günde dinleyerek de olsa yanında olmak?

    Yakın uzaklarda bu kadar oluyor halleşmek, iki kelam etmek; insan kokmayan, hayat akmayan sözüm ona sohbetlerde…

     Her şeyin hazırı çıktı da ortada hatır yok, uzak hasretlere gitmiş… Nisyan yalnızlıklar okunuyor isyan yüzlerde… Yüreği ile yüzleşmeye cesareti yok esaret duygularına kapılmışların…
    Kapı komşusundan habersiz ve hatırsız uzak yaşantılar; hayat adına hatırı sayılır bir kayıp…

    Kazanç peşinde koşmak uğruna hayatın hatırını terk etmek, ne acı bir kopuş…
    Eşin, çocukların hatırını hafife almak; ne ağır bir sorumluluk… İlgiyi, sevgiyi yeterince onlara vermemek; başka bir şeylerin dolduramayacağı büyük bir boşluk… Nerde o hürmet ve merhamet? Tozlu hatıralara mı saklandı?

    Bugünkü yaşantımız hatıralarda saklanılacak bir yaşantı mı?

     Hatırlıyor musunuz en son hangi büyüğünüzü işiniz olmadan ziyaret ettiniz de sevginizi, saygınızı dile getirdiniz? Bayramı mı bekliyorsunuz, ömür bekler mi ki? Bayramları bile bayağılaştıran boş vermişlikle tatil beldelerini doldurmamız; ne onulmaz ve onarılmaz bir yalnızlık…

    Sanal hatır sormalar; gerçek olmayan görüşmeler…

    Elini tutmaya, gözünü gözle buluşturmaya, karşılıklı yüzleşmeye, yürek fısıltılarıyla konuşmaya benzer mi? Sözün sustuğu, kelimelerin konuşmadığı, duyguların karşılıklı kaynaştığı ve birlikte aktığı bir beraberliği hangi sanal ortam sağlayabilir?

    Hatırlar mısınız TV’nin olmadığı sohbetin koyu olduğu uzun geceleri?

    Hatıralar denizine dönsek ne tatlı manzaralar dalgalanır gönül ufkunda… Selamsız sabahlar değildi o günler; herkes birbirini tanır ve herkes herkesin hatırını sorardı… İletişimin adı yoktu o zamanlar çünkü öyle bir eksiklik yoktu; yüzlerdeki aydınlık belli ediyordu kişiliği ve kimliği…
    Silik yüzlerdeki karmaşıklıktan kimse kimseyi tanıyamaz ve hatır soramaz oldu… Kalabalıklaştıkça yalnızlaştık, yalnızlıkçıkça kaçar olduk birbirimizden…

    “Hatır” hatırlanamaz oldu, selam sözler sustu, kibar kelamlar unutuldu… Laubali ifadesizlikler doldurdu sanal ortamları; gerçekten kaçıyorduk çünkü…

    Kahve de içmiyoruz artık, hazır üçü bir arada çıkmışlar varken ne diye uğraşalım? Bir yudumluk buluşmalar, ayaküstü lakırdılar, anlaşmadan ve kaynaşmadan ayrılmalar… Ne hatırı? Kim tanır onu, nerde görülmüş en son? Bilen ve gören var mı ki?

    Tanıdığım bir beyefendi vefat etti yakınlarda… Çok yakınım değildi, uzak diyara gittiğinde bende bıraktığı hatırayı hatırladım; hatırımı sorardı, hatırşinas bir kişiliği vardı… Hafızamı yokladım; hatıralar denizinde “hatır” ı aradım… Bulduklarımı kelime kayıklarında bindirdim hazır zaman sahillerine taşıdım, çok şeyi de taşıyamadım…

    Düşünüyorum öldüğümde ne ile anılırım?

    Hatırlanmak için iyi bir hatıra bırakabilecek miyim? Bırakamıyorsam hayatın hatırını kırmış olurum, kırk katır kırk yıl kahve de taşısa o hatırı geri getiremez… İyisi mi içtiğimiz kahveler bizde kalsın, “hatır” sormanın hatırını unutmayalım, unutturmayalım.
    Altı üstü bir fincan kahve içimlik kadar süren hayat, iyi hatıralarla köpürmeli değil mi?

    Hüseyin Eren

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/2/2008 - Sıkıntı ve Hacete Sifâ; InşaAllah
  • Kategori: Her telden

    Sizi mutsuz eden büyük bir derdiniz mi var? Ulaşmak istediğiniz muhteşem bir idealin peşine mi düştünüz?Huzursuzluk, ailenizin ayrılmaz bir parçası mı oldu? Birisi kalbinizi mi kırdı? Önemli bir sınava mı gireceksiniz? Günü gelmiş bir borcunuzu hâlâ ödeyemediniz mi? İşsiz misiniz? İşten mi atıldınız? İşinizde bir türlü arzuladığınız başarıyı yakalayamadınız mı? İyi bir evlilik mi istiyorsunuz? Çocuğunuz mu olmuyor?



     

    Bunlardan çok daha önemli yüce gayeler uğruna çaba harcıyor, insanlığa İslâm’ı ve Kur’an’ı anlatmak için çırpınıyor, bir dizi plan ve program yapıyorsunuz. Ancak bir tarafta önünüze konan engeller, diğer tarafta gerçekleştirmeyi istediğiniz manevî projeler var. Bilhassa İslâm âleminin maruz kaldığı acılar, ıstıraplar, saldırılar, tuzaklar yüreğinizi yakıyor.



     

    Maddî manevî, küçük büyük, dünyevî uhrevî bütün dertleriniz veya arzularınız için kılacağınız muhteşem bir namaz var: Hacet namazı.



     

    Elbette bir kul olarak sebeplere sarılacak, üzerinize düşeni yapacaksınız. Ama bazen olur ki, sebepler tükenir ya da etkisiz kalır, bütün yollar denenir, çareler biter, ne yapacağını bilememenin ıstırabıyla yapayalnız kalırsınız. Artık kalbiniz kederli, gözünüz yaşlı hüzün denizinde yüzerken hacet namazı sizi sahile çıkaracak bir can simididir.



     

    Hz. Enes’in hacet namazı



     

    İşte bu muhteşem fırsatı değerlendirenlerden birisi olan Hz. Enes (r.a.) harika bir sonuç alır.



     

    Bir yaz günü Hazret-i Enes’e bahçıvanı gelerek, yağ­mur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı.



     

    Bu haber üzerine Hazret-i Enes, Resulullah’ın (a.s.m.) “Herhangi bir ihtiyacı olan kimse iki rekât namaz kıldıktan sonra Allah’a dua etsin” şeklindeki “hacet namazı” tavsiyesini hatırladı.



     

    Su isteyerek abdest aldı ve namaza durdu. Selam verdikten sonra bahçıvanına:



     

    – Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun, diye sordu. Bah­çıvan:



     

    – Göremiyorum, dedi. Enes, tekrar içeri girip namaz kılmaya devam etti.



     

    Birkaç kez bahçıvana:



     

    – Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun, diye sorunca adam:



     

    – Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi.



     

    Bunun üzerine Enes, namazını ve duasını sürdürdü. Az sonra bahçıvan Hazret-i Enes’in yanına girdi ve:



     

    – Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağmaya başladı, dedi. Bunun üzerine Hazret-i Enes:



     

    – Haydi, ata bin de yağmurun nerelere kadar yağdığına bak, dedi.



     

    Bahçıvan etrafı dolaştığında, yağmurun sadece Hazret-i Enes’in büyük bahçesine yağdığını gördü. (İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 7: 21-22)



     

    Sıkıntılı anda hacet namazı



     

    İşte tüm sıkıntılı zamanlarımızda uygulayabileceğimiz bir başka örnek:



     

    Sahabelerden Ebû Mı’lâk (r.a.) isminde ticaretle uğraşan bir zat vardı. Bir defasında ticaret için yolculuk yapıyordu. O zamanlarda yol güvenliği yoktu. Bu yüzden karşısına silahlı bir eşkıya çıktı.



     

    – Neyin varsa çıkar, seni öldüreceğim, dedi. Bu tehdit karşısında Ebu Mı’lâk:



     

    – Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız ise, malı almakla birlikte izini de kaybettirmek istiyordu:



     

    – Ben sadece senin canını istiyorum, dedi. Ebu Mı’lâk:



     

    – Öyleyse bana izin ver namaz kılayım, dedi. Hırsız:



     

    – İstediğin kadar namaz kıl, deyince Ebu Mı’lâk namaz kıl­dı ve şöyle dua etti:



     

    – Ey kalplerin sevgilisi! Ey yüce arşın sahibi! Ey her dilediğini yapan Allah’ım! Ulaşılmayan izzetin, kavuşulmayan sal­tanatın ve arşını kaplayan nurun hürmetine beni şu adamın şerrinden korumanı istiyorum! Ey imdada koşan Allah’ım, yetiş imdadıma!



     

    Ebu Mı’lâk, bu duayı üç defa tekrarladı. Duasını bitirir bitirmez, silahlı bir atlının hızla yaklaştığını gördü. Atlı, hırsızı bir mızrak saplayarak öldürdü. Sonra da Ebu Mı’lâk’a döndü. Allah’ın lütfuyla kurtulan sahabe:



     

    – Kimsin sen? Allah seninle bana yardım etti, diye şaşkınlıkla sorunca atlı kişi şu cevabı verdi:



     

    – Ben dördüncü kat gökteki meleklerdenim. İlk duanı yapınca gök kapılarının çatırdadığını işittim. İkinci defa dua edince, gök ehlinin senin kurtulman için feryat ettiğini işittim. Üçüncü defa dua edince, “Zorda kalan biri dua ediyor!” denildi. Bunu duyunca Allah’tan, hırsızı öldürmek için beni görevlendirmesini istedim. Allah da kabul etti ve yardımına geldim. Şunu bil ki abdest alıp dört rekât namaz kılan ve bu duayı yapan kimsenin, zorda olsun veya olmasın duası kabul edilir. (İbn-i Hacer, el-İsabe, c. 4: 182)



     

    Hacet namazı kılarak bir derdinden kurtulan veya muradına kavuşan çok kimse vardır. Elbette bu örneklerin hepsi, yukarıdaki gibi çok harika olmayabilir. Çünkü, hacet namazından alacağımız verimin derecesi, ihlas, huşu, ıztırar hâli, yakinimiz ile Allah’ın takdir ve hikmetine göre değişir.



     

    Hacet namazı nasıl kılınır?



     

    Hacet namazı, yatsı namazından sonra iki, dört ya da on iki rekât olarak kılınır. Hz. Peygamber'den gelen bir rivayete göre hacet namazının ilk rekâtında Fatiha’dan sonra üç defa Âyetel-Kürsî, diğer rekâtlarda Fatiha’dan sonra sırasıyla birer defa İhlas, Felak ve Nas sureleri okunur.



     

    Hacet namazı bitince Allah'a hamd ve sena, Resulullah'a salat ve selamdan sonra bir hacet duası okunması sünnettir. Çeşitli hacet duaları vardır. Bunlardan birisi şudur:



     

    "Allahümme innî es’elüke tevfîka ehli’l-hüdâ ve amele ehli'l-yakîni ve munâsehete ehli't-tevbeti ve azme ehli-s-sabri ve cidde ehli'l-haşyeti ve talebi ehli'r-rağbeti ve teabbüde ehli'l-vera'i ve irfâne ehli'l-ilmi hattâ ehâfek. Allahümme innî es'elüke mehâfeten tahcizünî an masiyetike hatta a'mele bi ta'atike amelen estehikku bihi rıdâke ve hattâ unâsihake bi't-tevbeti havfen minke ve hattâ uhlise leke'n-nasîhate hubben leke ve hattâ etevekkele aleyke fi'l-umûri ve husni zannin bike. Subhâne hâliki'n-nûr."



     

    Bu duanın anlamı şu şekildedir:



     

    "Allah'ım, Senden hidayet ehlinin başarısını, yakin ehlinin amellerini, tövbe ehlinin öğütleşmesini, sabır ehlinin azmini, huşu ehlinin ciddiyetini, rağbet ehlinin talebini, vera ehlinin ibadetini, ilim ehlinin irfanını isterim ki, Senden gereği gibi korkayım. Allah'ım, Senden öyle bir korku isterim ki, o beni Sana isyandan menetsin; ta ki, Sana itaat ile öyle amel edeyim ki, onunla Senin rızana ereyim; Senden korkarak tövbeyle sana döneyim; sırf Senin sevgini kazanmak için halis nasihat edeyim; her işte Sana güvenip Sana dayanayım; Sana güzel zan besleyeyim. Nurun yaratıcısı Allah'ı tesbih ederim."



     

    Hacet duasını okuduktan sonra Allah'tan ihtiyacımızın giderilmesi yolunda dilekte bulunmalıyız. Duaları okurken, çektiğimiz acının tesiriyle tamamen Allah’a yönelmeli, çok samimi bir şekilde yalvarmalı, hâlimizi düşünerek gözyaşı dökmeliyiz.



     

    Hacet namazının ne zaman, nasıl kılınacağı ve ne okunacağı hususunda kendi halet-i ruhiyenize göre davranabilirsiniz. Bazı sıkıntılar ve istekler anlıktır. Mesela, bir haksızlığa uğradınız, bir eşyanız kayboldu, merak ettiğiniz bir kimseden haber alamadınız, acil yatırmanız gereken bir borcunuz var… Bu durumlarda hemen abdest alıp hacet namazı kılıp dua edebilirsiniz.



     

    Eğer geniş zamana yayılan bir derdiniz veya arzunuz varsa, mesela, üniversite sınavını kazanmak, çocuğunuzun veya eşinizin ıslahını istemek, iyi bir iş bulmak, çok ağır borçlardan kurtulmak, uzun süren bir hastalık için şifa istemek ve benzeri durumlarda yatsı veya teheccüt namazından sonra kılabilirsiniz.



     

    Bilhassa ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılardan ve İslam âleminin maruz kaldığı mağlubiyet ve zilletten kurtulması, hak ve hakikatin dünyaya hâkim olması için kılınacak hacet namazlarının 40 gün veya daha fazla bir süreye yayılması gerekir.



     

    Allah’ın rahmet kapısını tıklatın



     

    Hacet namazında etkili olan en mühim unsur kişinin halet-i ruhiyesi, namazının ve duasının kalitesidir. Size acı veren derdiniz yüreğinizi dağlarken, ulaşmak istediğiniz arzunuz her an aklınızdayken, çaresizliğinizi ve kimsesizliğinizi hissettiğiniz anda hacet namazıyla Allah’ın rahmet kapısını çalın. Çünkü, O her şeyin sahibi, yaratıcısıdır, bütün düğümler O’nun iradesiyle çözülür, bütün dertlerin dermanı O’ndadır, bütün işlerin dizgini O’nun kudretindedir, O merhametlilerin en merhametlisidir.



     

    Hacet namazında ve tüm nafile namazlarda, rükuda, rukudan kalkınca, secdede, iki secde arasında, oturuşlarda tesbih ve tahiyyatı okuduktan sonra Kur’an’daki dua ayetlerini okuyabilirsiniz. Özellikle Kur’an’da geçen peygamber duaları çok önemlidir. Mesela, başta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. Eyyûb, Hz. Yunus, Hz. İbrahim, Hz. Zekeriya, Hz. Yakup, Hz. Yusuf (aleyhimüsselam) gibi peygamberlerin dualarını okurken, onların hâllerini hatırlayarak, duaların manalarını düşünerek, Rabbimizin şefkat ve merhametine sığınırsak duamız kabul olabilir. Yine Kur’an’da “Âmenerresulü”de geçtiği gibi, “Rabbenâ” veya “Rabbî” ile başlayan ayetler dua ayetleri olduğu için bunların manasını düşünerek okuyabiliriz.



     

    Çünkü, Rabbimiz, “De ki: Duanız olmazsa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?” (Furkan:77) buyuruyor. Yine “Dua edin, cevap vereyim” (Mümin:60) diyor. Ayrıca şu ayet duanın namazla desteklenmesini ve birlikte yapılmasını emrediyor:



     

    “Ey iman edenler! Allah’tan sabırla ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara:153)



     

    Demek ki, en başta beş vakit namaz kılarak dua etmek gerektiği gibi, özel durumlar ve olağanüstü sıkıntılarda da o duruma uygun namazlar kılmalıyız. Hacet, tesbih, yağmur, istihare namazları; dua ile namazı birleştiren muhteşem ibadetlerdir.



     

    Hacet namazıyla hakkıyla değerlendiremiyoruz



     

    Biz müminlerin hacet namazı gibi benzersiz bir hazinesi olmasına rağmen hakkıyla değerlendirmiyoruz. Beş vakit namaz kılan birçok kimse hacet namazını ya hiç kılmamış ya da çok az kılıyor. Oysa hacet namazında çektiğimiz acıdan ve taşıdığımız arzudan kaynaklanan bir “acz, fakr ve yakin” hâli vardır. İnsan bu durumlarda kendisini çok aciz, çok muhtaç, çok kimsesiz, çok çaresiz hisseder. Tam bir huşu, dikkat, iştiyakla Rabbine yönelir. Belki de musibet ve belaların, büyük hedef ve ideallerin mümine bakan en önemli kazancı, insanın bütün zerreleriyle ve duygularıyla Allah’a yalvarmasıdır.



     

    Yaptığımız bir ankete katılan müminlerin yüzde 47’si “hacet namazını hiç kılmadığını” söylemiştir. (Kaynak: www.namazladirilis.com) Oysa bu insanlar, nice amansız derdi veya kavuşmak istediği bir hedefi için birçok kapıyı çalıyor, birçok sebebe başvuruyor, bir yığın masraf ediyor. Elbette kendine düşen vazifeyi yaparak Allah’a hacet namazıyla yönelmek, muhteşem bir hazineden istifade etmek demektir.



     

    Başkası için hacet namazı kılınabilir



     

    Kişi kendi adına hacet namazı kılıp dua edebildiği gibi, bir mümin kardeşinin amacının gerçekleşmesi için de namaz kılıp dua edebilir. Bu bir dua olduğu için kişi mümin kardeşinin derdini kendi derdi kabul edip onun için dua edebilir. Bunun dinen bir sakıncası olmadığı gibi, büyük sevap da kazandırır. Çünkü, hadislerde buyrulduğu gibi, “Mümin kardeşine dua eden kişiye melekler dua eder”, “Kim bir mümin kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir.”



     

    Bilhassa eşiniz, kardeşiniz, anne babanız veya arkadaşınız için hacet namazı kılıp dua edebilirsiniz.



     

    İnşallah kendiniz veya başkası için kıldığınız hacet namazı ve yaptığınız duadan sonra harika sonuçlar göreceksiniz.



    Cemil Tokpınar

     

    Nasihatler.Net  ten alintidir.

    scr:

    ___

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/1/2008 - Güle kim âşık olmaz ki!
  • Kategori: Her telden

     
    Bizim pazarımızda geçer tek akçedir gül.

    Ümmi Sinan’ın deyi-şiyle:

    Gül alıp gül satarlar
    Gülü gül ile tartarlar
    Gülden terazi tutarlar
    Çarşı Pazar güldür gül”.

    Gül içimize işlemiştir bizim. Bir gül medeniyetinin çocuklarıyız hepimiz. Gül’le yatarız akşamları ve gülle uyanırız sabahları. Geceleyin terlemişsek mutlaka gül kokarız. Bahçemizde renk renk güller vardır her mevsim. Kırmızı güller, beyaz güller, sarı hatta mavi güller... Mevlidlerde gül suyu ikram ederiz konuklarımıza gül kokulu lokumla birlikte. Nişanlarda gül şerbeti içeriz. Hastalarımızı gül şurubuna katılmış ilaçlarla tedavi ederiz. Sezai Karakoç’un deyimiyle gül kokusunu Hızır’ın fısıltısı sayarız biz, baharın salavatıdır gül bahçeleri çünkü.

    Gökyüzünü seyrettiğimizde ışıl ışıl güller görürüz. Samanyolu’nun bir gül bahçesinden ne farkı vardır. Her gece elimizi bir yıldıza uzatır, aldığımız gülü annemize yahut bir sevdiğimize sunarız törenle. Bizim mahallemizde herkes böyle yapar. Gül gibi gülümseyen yüzüyle, gonca gibi açmış ruhuyla herkes birbirine gül hediye eder. Söze başlarken gülün adıyla başlarız, gülün adıyla kapatırız sohbetimizi. Birbirimize “gül” diye selam veririz.

    Derelerimizde söğüt serinliği ile gül kokusu iç içedir hep. Bir kutlu yatak gibidir, içi gülle doldurulmuş yumuşacık döşek gibidir ovalarımız. Ovalarda anneler vardır, gözyaşları gül yaşları olan ve terlediğinde gül suyu kokan. Dünyanın bütün ülkelerine gül taşıyan evlatları onlar doğurmuştur. Gül kokan ve gül taşıyan bir nesil, onların armağanıdır yeryüzüne.

    Gülün çocuklarıdır saygıyı hak eden insanlar. Üstüne gül yaprakları serpiştirilmiş örtü gibidir. Gül kokulu insanların yaşadığı evler. Su içtiğimiz kaplar gül renkli bakırla kaplanmıştır. Yemeklerimizi zeytinyağının yanı sıra gülyağıyla pişiririz. Susadığımızda gül şerbeti içeriz nedense. Bir şişenin içine gülün yapraklarını doldurur, sonra pencere kenarına sıralarız gül şişelerini. Çocuklar yaramazlık yaparken birbirlerine taş yerine gül atarlar bizim mahallede. Hatta kış olduğunda nedense gültopu oynarız, kartopu yerine. Ölülerimizi gül suyuyla yıkar, gül kokulu kefen bezine sararız. Başucuna bir gül ağacı dikeriz taş yerine. Beyaz gül çocuk yaşta iken öldüğüne işarettir. Kırmızıyı sevgilisine doyamadan ölmüş diye yorumlarız. Kim o sevgiliye doyabilmiştir ki sanki? Sarı yaşlanmış da öyle ölmüş demektir. Mavi evladının mürüvvetini göremeden giden annelerin mezarında açan gülün adıdır. Belki de ölünün “ellerine dokundurmak”, ona cenneti koklatabilmek içindir ektiğimiz güller, başucunda sürekli okunan Fatiha’dır, Yasin’dir, İhlas duasıdır öbek öbek güller.

    Bir çocuk gördük mü boynu bükük ve yetim Aziz Mahmud Hüdai Hz. gibi sesleniriz ona:

    “Gül ağlama gül bize
    Ele diken gül bize
    Gül olanın yüzünde
    Gül açılır gül bize!”

    Ve yüzünde güller açıverir de gülümsemeye başlar çocuk.

    PROF. DR. M. RAMAZAN YİĞİTOĞLU

    __________________________

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 13/1/2008 - Kitap Notları / E-Kitap (download)
  • Kategori: Her telden

    Dini Sözlük (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 5.64 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<

     

    İhyau Ulumi'd Din 1 - İlim (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 5.56 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 2 - Akaid (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 2.59 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 3 - Taharet (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 1.37 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 4 - Namaz (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 4.23 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 5 - Zekat (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 1.60 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 6 - Oruç (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 734 KB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 7 - Hac (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 2.11 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 8 - Kur'an Okumanın Adabı (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 1.50 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 9 - Dualar ve Zikirler (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 2.22 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<



    İhyau Ulumi'd Din 10 - Virdlerin Tertibi ve Geceyi İhya (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 1.83 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<

     

    Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rumi´den Tavsiyeler (indir)

    Format : PDF

    Boyut : 146 KB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<

    Büyük İslam İlmihali (indir)

    Format : CHM

    Boyut : 1.09 MB

    Müellif : Ömer Nasuhi Bilmen

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<




    Evliyalar Ansiklopedisi (indir)

    A´dan Z´ye tüm dünyadan evliyalar...

    Format : PDF

    Boyut : 21.1 MB

    >>> BURAYA TIKLAYIN <<<

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/1/2008 - Birinin gönlünü bir kere kirdin mi,
  • Kategori: Her telden

    Gönüle giren her şey göze hoş gelir.

    Birinin gönlünü bir kere kirdin mi, sonradan yüz türlü iyilik etsen de,

     o bir tek kirginligin öcünden sakin.

    Temren yaradan çikar, acisi gönülde kalir.

    Eger bir gönül kirdinsa senin gönlün de mutlaka kirilacaktir.
    Bahçenin gülünde beka ve gül mevsiminde vefa yoktur.

     Zaten bilgililer “ kalıcı olmayan şeye gönül bağlamağa deymez “ demişler.

    Insan hayvandan konuşmakla üstündür.

     Ama dogru konuşmazsan hayvanlar senden üstün olurlar.
    (sadi sirazi)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bir El Tutki O da Seni Tutsun.
    free counters

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • cansofi
  • Nasihatler.Net
  • Bilvanis.Net
  • Menzil.Net
  • yakaza
  • Madca .1
  • Madca.2
  • Hayata gülümse
  • Sahranehir
  • revival
  • uslu
  • seymes
  • hezar
  • ferzane

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • zikrullah
  • benyako
  • Blogcu Yardım
  • cansofi
  • digilak
  • 2563
  • farukterzi
  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa
    www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması