cemd
21/8/2009
-
Bismi hü !...Ey siyah gül !..

Bismi hü !...
Vakit gecenin derinliğinde demleniyor şimdi .. Siyahlar içinde yer gök , Sokaklar sessiz ... Ve siyah çiğ taneleri düşüyor gözlerinden , günahtan kararmış yüreğime ...
Tenim siyahi değil belki , tenim kimseyi rahatsız etmiyor .. Peki ya yüreğim ... Uykusuz kaldığım siyah gecelerde , gözlerimi yakan siyahi yüreğim ..
Ya Bilal ,
Bedeni siyahlar içinde olan, Ve ama yüreği yıldızlardanda parlak zat !..
Siyah Gülüm ...
Hangi kelimelerle anlatabilirim ki acizliğimi ? Hangi kelime seni anlatmaya muktedir ki ? Senden asırlar sonrasında . Ve dahi seni bile bile , Senden öte O'nu bile bile , Terketmişken bedenimi siyahi boşluklara , Yüzüm yok bir harf bile söylemeye .. ama yok kimsem ... O'ndan başka , O'nun dostlarından başka kimsem yok derdimi söylemeye ..
Ey siyah gül !..
Gül'e dost oldun , Gül'ün kokusunu duydun , Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken ,
Ehad ! dedin , daha da yüreklendin ..
Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine .. Yüreğine sığındın her '' siyahi köle '' seslenişlerinden ..
Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK ..
Şimdi ben yüreğimi görmek istesem , Yüreğimde ne var diye sorsam .. Karanlık sokaklar karşılar ancak gözlerimi, Lambasını yitirmiş siyahi sokaklar ..
Ey siyah gül ! ..
Gözlerinden dökülen siyah çiğ taneleriyle yıkasam yüreğimi , Gözlerimi yıkasam , dost kabul edermisin beni ?..
Öyle zor ki buralarda yaşamak Kalabalık yalnızlıklar sardı şehirleri , Evlerde şeytanlar hüküm sürüyor artık , Ve şeytan hiç zorlanmıyor işini yaparken !..
Dillerde kutsal kelimeler geziniyor bolca, Ama gözler hep boşlukta , bedenler yalanda ...
Kelimelerin ve dahi herşeyin Rabbine sığınırken , Korkuyorum bu günlerde ey Bilal ! ...
Ya sevmezse O beni .. O sevmezse sen de sevmezsin diye korkuyorum .. Korkudan üşümüş ellerimi tutsan , dua etsen bana ..
Yıldızlardan parlak yüreğinle , Senden asırlar sonrasında yaşayan bu acize dua etsen ...
Şimdi gözlerimde hayalin , Okunan ezanlarda sesini duymuşçasına yad ederken seni ,
Seni seviyorum ey Bilal ,
Gül'ü seviyorum çünkü ,
O'nu seviyorum ..  |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/8/2009
-
En Hayırlı Amel: Kalp Temizliği

En Hayırlı Amel: Kalp Temizliği
Paslanan Kalplerimizi Bu Gece KirlerdenArındıralım...
Amellerin en üstünü kalbin her türlü kötülükten arınmasıdır. Selâmetin en üstünü nefsin isteklerinden ve bidatlerden kurtulmaktır. Faziletli amellerden birisi de önceki salihlerden, âlim ve ariflerden herhangi birisini küfürle, bidatçi olmakla, dalâlette olmakla suçlamamaktır. Yine en üstün amellerden birisi de herhangi bir müslümana karşı kin beslememek, kendisine haset etmemek ve onu küçük görmemektir. Onlar için güzel olanı dilemek, onlara nasihatte bulunmak ve kendi için istediği şeyleri onlar için de dilemektir. Yüce Allah, gerçek müminlerin şu şekilde dua ettiğini haber vermiştir:
“Rabbimiz! Bizi ve bizden önceki geçmiş mümin kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma!” (Haşr 59/10)
Abdullah b. Amr anlatıyor: Resul-i Ekrem’e (s.a.v), “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların en faziletlisi kimlerdir?” diye soruldu. Resul-i Ekrem (s.a.v) de,
“Sözü doğru, kalbi bozuk olmayandır” cevabını verdi.
Ashab (r.anhüm), “Sözü doğru olan biliyoruz. Ama kalbi bozulmamış olan ne demek?” diye sorduklarında Allah’ın Resul’ü (s.a.v), şöyle buyurdu:
“O, takva sahibi; içinde bir kötülük, haksızlık, kin ve hasedin bulunmadığı kalptir.” (İbn Mâce) |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/5/2009
-
gül, askın mihrabıdır

O gül, aşkın mihrâbıdır,tende cânım “Gül” diyor, Mihrâbıdır “Gül” uşşâkın,âh eder bülbül diyor, Tende cânım âh eder, dil-beste gönül diyor, “Gül” diyor, bülbül diyor, gönül diyor,Rasûl diyor.
*** O, Efendiler Efendisi, ALLAH ’ın müjdesi, insanlığın müjdecisi, O, hem “Halîl” hem “Habîb”, hem “Sıddık” hem “El-Emîn” O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi…
Bakın ne buyuruyor muhabbete ve zıddına dair: Sana günah olarak, husümeti devam ettirmen yeterlidir, çünkü bu, gıybete kapı açar.
Muhabbeti sâdık olanlar, sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder… O’nun yolunun altın silsilesinden Bayezid-i Bistamî’ye (k.s.) müracaat eden bir derviş:
“Beni ALLAH ’a (c.c.) yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince. Bayezid (k.s.) ona, şu öğütte bulunur: “ALLAH ’ın veli kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü ALLAH (c.c.), her gün o ariflerin kalplerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!..”
Süleyman (a.s.), Sebe melîkesi Belkıs’a îmana davet eden bir mektub gönderdi. O zaman putperest olan Belkıs mektubu okuyunca: “Beyler, ulular! Bana şerefli bir mektup gönderildi. Mektup Süleyman’dandır. Rahman ve Rahim olan ’ın adı ile başlamaktadır.” dedi. Bu tâzim dolayısıyla bazı alimler: “Belkıs, Süleyman’ın (a.s.) mektubuna hürmet edip değer verdiği için îman ile şereflendi.” demişlerdir.
Peygamberlerin ve evliyanın hakîkatinden uzak kalmış, onlardan feyz alamamış, esrar-ı ilahî’den nasipsiz olan ve şekilden öteye gidemeyen kimseler için Hz. Pir Mevlana (k.s.) buyurur: “Sen, solmuş ve ruhu çürümüş bir gönlü teneşir tahtasına yatırıp taraf-ı ilahî’ye götürüyorsun!..” Cenab-ı Hakk sana buyurdu ki: “Ey küstah ve cür’etkar! Burası kabir midir ki, huzuruma ölü bir kalb getiriyorsun?!.”
“Git de huzuruma esrar-ı ilahî ile diri olan bir gönül getir ki, dünyanın yeşillik ve gülistanlığı onun sayesindedir.”
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/3/2009
-
Kim SEVMEDİKİ (sav)
 Onu neler sevmedi, kimler sevmedi ki...
Onu her şey sevdi, her varlık sevdi. İşte onu sevenlerin bazıları:
Bulutlar sevdi onu, güneşten koruyarak... Ağaçlar sevdi onu, toprağı yarıp yerinden çıkarak... Kurtlar sevdi onu, çobanlara rehber olarak... Güvercinler sevdi onu, önünde yuva yaparak Örümcekler sevdi onu, huzurunda ağ örerek... Keçiler sevdi onu, sütsüz halde iken süt vererek... Develer sevdi onu, görünce önünde çökerek... Azgın boğalar sevdi onu, karşısında boyun bükerek... Geyikler sevdi onu, verdiği sözde durarak... Dağlar sevdi onu, heyecanından titreyip sallanarak... Taşlar sevdi onu, avucuna girince “Allah Allah!” diyerek. Toprak sevdi onu, ayağını vurunca bağrından su fışkırtarak... Kuyular sevdi onu, kupkuru iken sularla çağlayarak... Aylar sevdi onu, bir işareti ile iki parçaya ayrılarak... Güneşler sevdi onu, batmasını geciktirerek... Melekler de sevdi onu, savaşlarda yardım ederek... Cinler sevdi onu, sesini duyunca hayran kalarak... İnsanlar sevdi onu, sesini duyunca hayran kalarak... Bebekler sevdi onu, can atarak, canlar vererek...
Ama asıl onu Rabbi seviyordu, ona “Habibim” dedi en çok sevdiğini ifade ederek... Peygamberimizi sevmek, imandır, ibadettir, Cennettir, huzurdur, mutluluktur. Peygamberimizi sevmek hepimiz için en üstün sevinç ve neşedir, heyecandır ve güzelliktir. O olmasaydı, ne biz olurduk, ne dünya ve de evren. Gerçek mü’min olmak onu sevmekten geçiyor. Allah’ı sevmenin ölçüsü de onun izinden yürümekten geçiyor. Ne mutlu size, ne mutlu bize ki, o bize sevgiyi, sevmeyi ve sevilmeyi öğretti. Ve onu, canımızdan çok seviyoruz, sevmeliyiz.
Mehmet Paksu
Es-selamu aleyke Ya Rasulallah Es-selamu aleyke Ya Habiballah Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah Selam Sana Ey Gül-i Rana !
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/3/2009
-
Aşk mı Dedin Gülüm…?
Aşk mı Dedin Gülüm…?
Aşk mı dedin gülüm, dur hele…Biraz da biz tarif edelim, birazda biz tarifsizliğin tarifini yapalım.. Ne yağacak yanlızlık sahralarına? Aşk, kime göre yanmak, kimine göre gül, kimine göre de bülbül, bazılarına bakarsak, Hz. Yusuf, bazen de Züleyha... Biz hiç bakabildik mi gönül penceresinden haa… Bazen parıltılı bir efsane, bazen şiir-âne.. Bazen de, gönül kalemiyle çizilen ve anlatılan avâre.. Aşk dedik ya gülüm çaresizlik değil, çare üretmektir çaresizliğin gölgesinde … Aşk, yanmak değil, İbrahim-î bir muhabbetle yanmaktır… Aşk, Mevlanâ değil, onun özüdür.. Aşk, Yusuf değil, onun hayasıdır.. Aşk, Yunus değil, onun sevdasıdır… Bence aşk odundur gülüm odun… Şaşırma bakma öyle tuhaf tuhaf yüzlere, doğru duydu kalp kulağın, odun diyorum.. Hani şu Yunus'un dağdan muhabbetle kestiği, aşka hangisi yakışır deyip muhasebe ettiği, kalem gibi bulmak için saatlerin verdiği odundan bahsediyorum… Muhabbet kapısından eğri girilmez…Şerefliler kapısından nefsine uyanlar geçemez… Zoru bulmak değil zora kolay sıfatını koyabilmektir.. Aşk, güller arasında sevgiliğe hitap değil, dikenlerin arasından dikenlere dokundurmadan sevgiliyi geçirmektir… Aşk, parmakta bir halka değil, kalpte tokmak olmalı…Çevirdiğin zaman tokmağı, cenneti aşmalı… Kapattığın zaman, nur cemali seyretmeli insan… Aşk, bin yıl seni seviyorum naraları atmak değil, bir gecenin yalnızlık elbisesi giydiği, buz gibi bir havanın nefesleri kestiği, imkanların kesip imkansızlıkların başladığı, bir noktada sevgilinin elini tutup soğuğa inat bir sıcaklıkla, sessiz bir feryatla, " İYİKİ VARSIN YAR" deyip muhabbetle, gözlerinin içine hasretle bakmaktır… Aşk, şaşalı, pahalı dünyevî bir hediye değil " MUHAMMED-Î BİR MUHABBETLE" önemsemek ve önemsenmektir… (alıntı ) ''Bir Tek kalbin kırılmasını önliyebilirsem, ... bir yaşamdan acıyı alabilirsem ve ya bir acıyı hafifletebilirsem, bir kişiyi doğruya yöneltebilirsem... Yada bir ardıç kuşu yavrusunu yeniden yuvasına koyabilirsem... boşuna yaşamış olmayacağım...'' |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/3/2009
-
Selam olsun Muhammedi Muhabbetten koku alanlara!..
 İçi hep kaynar Aşığın Hasret der kaynar,Mevla der kaynar,Yâr der kaynar!...
Benliği buhar olur da bulut misali yükselir başının üstüne...
Ateşe vermiştir her şeyi
Gönül Ocağına atmıştır dünyayı ve dünyevî şehvetleri...
Yanan yüreğinden buharlaşan feyizle; başının üzerinde oluşan Muhabbet Bulutu korur Aşığı Nefsinin Cehennem Sıcağından!... Gönlünden taşan buhar; bulut bulut dolanır üstünde,
Dolanır ki; Rahmet yağsın üstüne...
Her gittiği yere bulutu (aşkı) ile gider Aşık....
Her gittiği yere Muhabbetini taşır...
Çorak araziler, susuz topraklar Onunla suya kanar...
Bir beldede, bir toplulukta başı dumanlı bir Aşık varsa, orada Muhabbet, orada Feyiz, orada Rahmet, orada Bereket vardır!...
Mekke çölünü hayat membaına dönüştüren bulut Muhammed'imin bulutuydu... Meclisleri, Dergahları, Toplulukları, Sohbet ortamlarını Beşeriyet Hararetinden Aşığın gönlüdür koruyan!.. Yanmayı göze almıştır Aşık... Hem de öyle bir göze alış ki; Cebrail'e (Aklına) "SEN ÇEKİL ARADAN" demiş ve atlamıştır ateşe...İzleyenlerin korku dolu bakışları arasında ATEŞ SERİN VE SELAMET "olur Aşığa.
Aşık; "HASBUNALLAH" demiştir... VE NİMEL VEKİL, VE NİMENNASIYR Sırrını görmüştür...
Ve Alemlerin Rabbi; "EY ATEŞ (EY BENLİK-EY BEŞERİ BOYUT) İBRAHİM'E (Rabbine Teslim Olan Aşığa) SERİN VE SELAMET OL! " demiştir...
Her Aşığın başında bir bulut gezer!...
Muhammed'in bulutunu herkes görüyordu ama fark eden çok azdı.
Manasını sadece Süt Anne Halime, Rahip Bahira ve Hadice-i Kübra fark etti!...Aşıkta; bulut görmeye Göz gerek!...Aşıkta; Rahmet sezmeye Öz gerek!...***
Aşık; bulutun şimşekler saldığını, yıldırımlar boşalttığını çok geç fark etmiştir&
Ve aşık; yıldırımın can aldığını, Azrail''nin buluttan gülümseyeceğini çok geç anlar!..
Anladığında aşık hiçliğe kanat açarken, aşk; yeni arazileri sulamak, taze fidanları yakmak üzere beka yoluna devam edecektir
Aşkın Beka sırrı olduğunu aşıka dost olan bilir
Onun için Ebubekir şöyle demiştir Muhammedimiz irtihal ettiğinde:
Muhammede tapan varsa bilsin ki O ölmüştür!...Ama Bakidir!..
Aşık; Ölür, Aşk; Bakidir!
Selam olsun aşk sırrına talip olanlara!...
Selam olsun Muhammedi Muhabbetten koku alanlara!.. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/11/2008
-
Uğrunda deli olmalı...
m
ugrunda yaratılmış bir varlık var... ve insan da o varlıga dahil... hayatı sebebi olan zatı mukaddese -sav- gönül vermek icab etmez mi? der
bir ses...
onun -sav- yolunda can vermesi gerekmez mi?... ki bu can veriş bir ebedi diriliş olsun... onun -sav- için ağlayıp inlemez mi?... ki bu aglayış ile cennet bahçeleri gözyaşları ile sulansın da taa ötelerden aleme, alemlere gül kokuları hicret etsin... evet sevmeli insan onu -sav-... hemde delicesine...
delicesine sevmek deyince akla onun -sav- yaman aşıkları geliyor... mesela zeyd -ra- geliyor... ve acaip bir aşk hikayesi... bir sefer vardır sevgili ile birgün... çölde agır agır ilerlenmektedir... ortalık cayır cayır yanmakta... güneş sanki bir adım ötede...
bir an zeyd'in -ra- gözleri, sevgilinin hüsnü cemaline takılır... lakin gördügü manzara karşısında aklını kaybeder sanki... mahbubul kulub'un -sav- mubarek çehrelerinden bir ter damlası düşer... düşen tuana'dır belki aleme... ama zeyd'in -ra- derdi cennet degildir ki... ve suçlu oradadır...
sevgiliyi inciten, terleten suçlu başı üzerindedir... hemencecik başını ona çevirir ve öylece bakar... şimdi iş değişmiştir... ortalıgı yakıp kavuran güneş, bu kez şaşkına dönmüş bir vaziyettedir... ve oda gözlerini zeyd'e -ra- mıhlamıştır çaresiz... ne yapacagını bilmez bir haldedir... emri ilahi olmasa belki kaçacak oracıktan... kim dayanabilir ki bu bakışlara... ama orda olması gerek işte... ve yavaş yavaş ufka yürümesi, çünkü böyle dilenmiş ezelde... alemlerin sevgilisi -sav- dayanamaz daha fazla ve seslenir:
'ya zeyd! güneşi söndüreceksin!'...
 seslenen sevgili olunca, derhal başını önüne düşürüverir zeyd -ra- ve mahcub bir vaziyette kalır öylece... neyse ki güneş sevinmiştir bu ise... onun da daha fazla dayanacak takati kalmamıştır ki.. yoksa zeyd -ra- canını alacaktı biraz daha bakışsalar idi... ama anlatılır ki aslında güneş de masumdur... zira güneşin hali de iradi değildir, kendi elinde olmadan böyle bir işe kalkışmıştır... ve sevgililer sevgilisinden -sav- bir ter damlası düşmesine sebeb olmuştur... şöyle seslendiği anlatılır güneşin daha sonra zeyde:
'ya zeyd!... bu halimden ötürü beni kınama, bana kızma... bilmez misin ki o'na -sav- bütün alemler aşıktır... benimde derdim o'na -sav- biraz yakın olmak idi...'
evet dedik ya aşıkların işleri gayri ihtiyari... bu yüzden yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmasalarda olur... malum deliler hesabtan uzaktırlar...
evet hesaptan uzak ve emin olmak için o'nu -sav- deli gibi sevmek gerek.. aklı kaybetmeli, hem öyle bir kaybetmeli ki... varlık seferber olsa, zerre kadar bir ipucuna ulaşılamamalı... maalesef!... denmeli, aklını bir türlü bulamıyoruz...
evet, evet o'nu -sav- deli sevmeli... mesela abdullah b. zeyd -ra- gibi sevmeli... o'nu -sav- göremeden duramamalı yerinde.. mubarek çehre ile selamlaşıp da evine dönünce... dayanamayıp bir telaş ile tekrar yanına dogru koyulmalı.. ve seyre dalmalı sevgiliyi... kanmalı o'na -sav-... şayet sonsuzluga kanmak mümkün ise...
evet, evet... sevmek gerek o'nu -sav-... hemde delicesine...

29/06/07
aliza ahsustur ... |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/9/2008
-
Ah keşke.....
Resulullah (asm.) birgün sahabelerine:
"Ah keşke bana doğru, havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam. Cennet´e girmeden önce, onlara (Kevser) havuzumdan içirsem."
Bu sözleri üzerine ona denildi ki: "Ey Allah´ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?"
O şöyle cevap verdi: "Sizler benim ashabımsınız (arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri halde bana inananlardır. Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim" (1).
Bir başka benzer hadis-i şerifte de şöyle buyurur: "Mutlaka kardeşlerime kavuşmamı arzuladım." (Bunun üzerine kendisini dinleyenler) şöyle dediler: "Biz senin kardeşlerin değil miyiz?"
O şöyle cevap verdi: "Sizler benim ashabım ve kardeşlerimsiniz. Benden sonra da beni görmedikleri halde bana inanan bir topluluk gelecektir."
Bir zaman geçtikten sonra da şöyle buyurdu: "Ey Ebû Bekir, senin beni sevdiğini duyduklarından dolayı seni seven bir kavmi sevmek istemez misin? Sen de Allah´ın kendilerini sevdiği kimseleri sev." buyurdu. (2)
---
Bu hadis-i şeriflerde de, Resulullah (asm.) ahir zamanda, ümmetin fesadı zamanında, ihvanlarının (kardeşlerinin) bulunacağından söz ediyor. "Kardeşlerim" dediği kimselere iştiyak duyuyor. Ahirette kevser havuzu başında iken havuza doğru gelecek sağlam imanlı kardeşlerini görmeyi çok istiyor, onlara kevser havuzundan su dağıtmayı arzuluyor.
Şu halde Peygamber´in (asm.) iştiyakına, hasretine sebep olan o kimselerin herhalde, fedakar, sadık, metin, İslam için kendini ortaya koyabilen, bütün itilme-kakılma, horlanma, kınanmalara karşı yılmadan, aldırmadan Resulullah´ın (asm.)ve ashabının yolunda olabilen kimseler olması gerekir. Bunlar Resulullah´ın kardeşleridir. O (asm.), bunlara "kardeşlerim", ashabına "arkadaşlarım" ünvanını veriyor.
Hz. Peygamberin kardeşlerim dediği bu bahtiyarların, O´nu görmeden kuvvetli bir imanla O´na ve getirdiklerine inanmaları son derece önemlidir.
Ayrıca bu kimselerin önemli bir özelliği, Hz. Ebû Bekiri Resulullahı sevdiğinden dolayı sevmek veya, Ebu Bekir (ra.) gibi, Rasulullah´ı seven sahabeleri sevmektir.
Sahabelerin haline bakılırsa, onlar da ilerde gelecek bu iman erlerine, hidayet nurunun aydınlığından sapmayanlara karşı büyük bir ilgi duyuyorlar. Bu kimselerin Cennete girmeden önce kevser havuzu başına geleceklerinden bahsedildiğine ve Resulullah´ın onlara olan iştiyakına bakılırsa, onlar Resulullah´tan sonraki tehlikeli dönemde gelmelerine rağmen, imanlarını muhafaza edecekler, imanla kabre girecekler, cennetlik olacaklardır. (3) Yani Resulullah (asm.) onların imanla kabre gireceklerini haber vermektedir. --- Kaynaklar: 1. Ramûzu´l-Ehadis s. 361, 4460 hadis (Ebu Nuaym, İbn-i Ömer´den) Ayrıca bk. Hak Dini IV, 2731 (Yuns suresi 62. ayeti ile ilgili olarak Evliyaullah´a havf, hüzün olmayacağı açıklanırken benzer bir hadis-i şerifin mealinden söz edilir): Hayatu´s-Sahabe. II, 567-568 (iki uzun hadisle buradaki hakikata temas ediliyor. 2. Age. s. 461. 5719 hadis. (İbn-i Asakir Bera b. Azib´den). 3. Benzer hadisler için bk. el-Metalibu´l-Aliye, 4241, 8424, Müslim, Taharet, 395 Kenu´l-Ummal, 345, 84.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/9/2008
-
Ya Resulallah (sav)
Kenz'ül-Ummal'de şöyle geçer:
1- Ebu Talip oğlu Ali'den (a.s.) şöyle rivayet olunur: "Hz. Reslullah'tan (s.a.a.) "Size nasıl salavat getirelim?" diye sorulduğunda; "Şöyle söyleyin:" buyurdu, "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd. Ve barik ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm ve ala âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[43] Yâni: "ALLAH'ım! MUHAMMED'e ve soyuna salat et, tıpkı İbrahim'e ve soyuna salat ettiğin gibi; şüphesiz sen övgüye ve hamda layıksın, pek de yücesin. Aynı şekilde, MUHAMMED'e ve soyuna hayır ve berket ver, tıpkı İbrahim'e ve soyuna hayır ve berket verdiğin gibi; şüphesiz sen övgüye ve hamda layıksın, pek de yücesin."
Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Muvatta-ı Malik, Müsned-i Ahmed ve Sünen-i Daremi'de şöyle geçer:
2- Ebu Mes'ud-i Ensari şöyle rivayet eder: "Sa'd bin Ubade'nin meclisnde Hz. Resulullah (s.a.a.) ile birlikteydik. Beşir bin Sa'd (Ebu Nu'man bin Beşir); "Ey Allh'ın Resulü!" dedi, "ALLAH Teala sana salat ve selam göndermenizi emrediyor; sana nasıl salat göndereceğimizi öğretir misiniz bize?" Hazret, bir süre sustu. Biz keşke bu soruyu sormasaydık diye düşünürken başını kaldırıp şöyle buyurdu: "ALLAHumme salli ala MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm, ve barik ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm fi'l-âlemîn, inneke Hamîdun Mecîd." İşte bunu söyeleyin, daha önce de size böyle öğretmiştim."[44]
Sahih-i Buhari, Sünen-i Nesai, İbn-i Mace ve Müsned-i Ahmed'de şöyle geçer:
3- Ebu Said Hudri şöyle rivayet eder: "Hz. Resulullah'a (s.a.a.); "Size selam olsun ya Resulullah." dememiz gerktiğini biliyoruz, ama size salavat getirmenin nasıl olacağını bilmiyoruz." dedik. Resulullah (s.a.a.); "Şöyle deyin:" buyurdu, "ALLAHumme salli ala MUHAMMED, abdike ve Resulik, kema salleyte ala İbrahîm ve barik ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm."[45]
Taberi ve Suyuti'nin Tefsirinde şöyle geçer:
İbn- i Abbas'tan şöyle rivayet olunur: "(...) Ey ALLAH Resulü! Sana selam vermeyi biliyoruz, nasıl salavat getireceğimizi de öğretir misin bize?" diye sorduk. Resulullah (s.a.a.) şöyle salavat getirmemizi buyurdular: "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd. Ve barik ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[46]
Sünen-i Nesai'de şöyle geçer:
5- Zeyd bin Harice, Hz. Resulullah'ın (s.a.a.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Bana salavat getirin ve elinizden geldiğince dua ederek şöyle deyin: "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, ve barik ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm ve ala âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[47]
Sünen-i Nesai ve Müsned-i Ahmed'de şöyle geçer:
6- Ebu Talha'dan şöyle rivayet olunur: "ALLAH Resulü'nden (s.a.a.); "Ya Resulellah! Size nasıl salavat getirilmeli?" diye sordum. Hazret, şöyle söylemenizi buyurdu: "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd. Ve barik ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."
Bir başka rivaytte de şöyle geçer:
"Adamın biri Hz. Resulullah'tan (s.a.a.), kendisine nasıl salavat getireceğini sordu. Hazret; "Şöyle söyleyin:" buyurdular, "ALLAHume salli ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd. Ve barik ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[48]
Kenz'ül-Ummal'de şöyle geçer:
7- Talha'dan şöyle rivayet olunur: "Hz. Resulullah'a (s.a.a.); "Size nasıl selam verceğimizi bildik; size nasıl salavat getireceğimizi de bize öğretininiz." dedik. Hazret; "Şöyle deyin:" buyurdular, "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, ve barik ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema salleyte ve barekte ala İbrahîm ve ala âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[49]
Sahih-i Buhari, Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Daremi, Nesai, Tirmizi, İbn-i Mace, Müsned-i Ahmed ve Taberi ile Suyuti Tefsirlerinde şöyle geçer:
8- Ka'b bin Acze şöyle rivayet eder: "ALLAH Resulü'nün (s.a.a.) yanındaydık, bir adam içeri girerek; "Ya Reaulullah! Sana selam vermeyi bildik; peki nasıl salavat gönderceğiz?" diye sordu. Hazret; "Şöyle söyleyin:" buyurdular, "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm ve ala âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd. ALLAHumme barik ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[50]
Müsned-i Ahmed ve ed-Dürr'ül-Mensur'da şöyle geçer:
9- Büreyde-i Huzai, Hz. Resulullah'ın (s.a.a.) şöyle getirilmesini buyurduğunu rivayet eder: "ALLAHumme'c'al salavateke ve rahmeteke ve berekateke ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema cealtehu ala İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd."[51]
Kenz'ül-Ummal'de şöyle geçer:
10- MUHAMMED bin Abdullah bin Zeyd, Hz. Resulullah'tan (s.a.a.) şöyle rivayet eder: "Hazret kendisine şöyle salavat getirilmesini buyurdu: "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm. Ve barik ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm fi'l-âlemîn, inneke Hamîdun Mecîd." Selam da bildiğiniz gibidir."[52]
Taberi ve Suyuti Tefsirlerin şöyle geçer:
11- "ALLAH ve mellekleri Peygamber'e salat ederler.…" ayet-i şerifesi hakkında İbrahim'den şöyle naklolunur: "ALLAH Resulü'ne (s.a.a.); "Size selam vermeyi bildik; size nasıl salavat getireceğmizi de öğretiniz bize." dedik. Hazret, şöyle söylenmesini buyurdu: "ALLAHumme salli ala MUHAMMED ve ala âl-i MUHAMMED, kema salleyte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, ve barik ala MUHAMMED ve âl-i MUHAMMED, kema barekte ala İbrahîm ve âl-i İbrahîm, inneke Hamîdun Mecîd." Sonra ekledi: "Bana nasıl selam vereceğinizi de biliyorsunuz."[53] Aynı hadis, Kenz'ül-Ummal'de Aişe'den de rivayet edilmiştir.[54]
____________________ 1- Ahzab/56. 2- Ahzab/21. 3- Sırr'us-Saadet, s. 16. 4- Sırr'us-Saadet, s. 16. 5- Sırr'us-Saadet, s. 16. 6- Rıyaz'us-Salikin, c. 1,s. 420. 7- Ahzab/43. 8- Ahzab/71 9- Cami'ul-Ahbar, s. 69. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/2/2008
-
Hz.MUHAMMED (s.a.v)
|