Image Hosted by ImageShack.us
Menzil Hikayeleri - cemd - Blogcu <title> Menzil Hikayeleri - cemd - Blogcu



cemd

  • 9/10/2009 - Menzilin Gülü



  • Muhammed Raşid K.s hazretlerinin zamanında Mübarek k.s caminin onarımıyla uğraşıyormuş eksikleri belirlemek için sofinin birine demişki kağıt kalem al ben söyleyeceğim sen yaz.

    Mübarek başlamış gezmeye gördüğü eksikleri tek tek söylemiş sofiye sofide yazmış.

    Hazret K.s demiş sofi kağıdı ver bakayım sofi vermiş Mübarek kağıdı okuyunca tebessüm etmiş kağıtta şunlar yazılı.

    Menzil köyü negüzel benim şeyhim ne güzel kurban olam ben menzilin gülüne canım feda yoluna.(hepsini hatırlayamadım)

    Gören abiler mübareğin çok hoşuna gittiğini söylemişti

    __________________
    Bilvanis.net ten alintidir
    Nevfel

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/7/2009 - cocugun gözüne batan sis
  • İş yerine acil bir telefon gelmiş. Şefim "Hemen eve git!" dedi.
    Eve varınca birde ne göreyim Çocuklar evdeki sobanın içine şişleri sokup kızdırmışlar,
    Nihat da oyun esnasında elindeki kızgın şişi Bahaddin'in gözüne batırmış.Hemen hastaneye koştum.

    Göz doktoru Cengiz Bey telaşla, "biz buna bir şey yapamayız, Sen bunu derhal Diyarbakır'a
    götür, diğer gözünü kurtarsınlar!" deyip gözünü bantladı.

    Hemen bir araba ile Diyarbakır'a gittim.Fakat çocuğun feryadı hiç durmuyordu.
    Geç vakitte Diyarbakır'a ulaştık. Doktorların mesaisi bittiği için bir otelde yatıp sabah tekrar hastaneye gitmeyi düşündüm.

    Lakin hiçbir otel bizi kabul etmedi, çünkü çocuğun ağlaması hiç durmuyordu.

    "Müşteriler rahatsız olur" deyip almadılar bizi!

    Çocuğun ağlaması içimi parçalıyordu ama elden gelen bir şey yok!
    Dr. Ahmet Beyin evine gitmekten başka çarem kalmadığını düşündüm.Eve yaklaştığımızda yanımdakine:

    "Sen burada çocukla kal, ben bi bakayım durum müsait mi?Müsait değilse geri döneriz. Kimseyi rahatsız etmeyelim." dedim.

    Gittim ve kapıya tıkladım.
    Kapıyı Ahmet Bey açtı, usulca: "Buyur İdris! Hayırdır?" dedi.

    Ben de ona "Diyarbakır'a gelmişken bi ziyaret edeyim seni, diye düşündüm." dedim.

    Dr.Ahmet Bey bana: "Seyda (Muhammed Raşid k.s.a ) evimde misafir, istirahat ediyor." dedi.

    Ben "Tamam, rahatsız etmeyeyim kendisini" deyip ayrılacakken,Seyda Hz.leri sesimi duymuş olacak ki seslendi:

    "Ahmet, o İdris'in sesi değil mi? Gelsin hele!" dedi.

    Emin olun sessiz konuşuyorduk, nasıl duydu bilmiyorum!Biz emir üzerine yukarı çıktık,
    dedi "Hayırdır İdris bu saatte niye gelmişsin?"

    Dedim "Kurban, çocuğu Diyarbakır'a sevk ettiler."

    "Hayırdır ne olmuş?"

    "Kurban, gözüne ağabeyi şiş batırmış." dedim.

    Dedi " İdris hele çocuk nerededir? Getir de bakayım ben."

    O anda içime bir ferahlık geldi. Dışarı çıkıp çocuğu kucağıma aldım, Seyda'ya getirdim.

    "Ver bakayım!" diyerek, bağdaş kurarak oturduğu yerden çocuğu kucağına aldı.
    Gözündeki bantı açtı.
    Gülümseyerek "Bunda bir şey yok be İdris! Siz Siirtliler ne kadar korkaksınız!" dedi.
    Döndü Ahmet Bey'e "Hele o göze sürülen merhemden var mı sende Ahmet?" dedi.
    Gelen teramisin isimli merhemi çocuğun gözüne sürdü.

    Çocuğun sesi birdenbire kesildi.

    "Şöyle yatır!" dedi. Kanepeye yatırdım.

    Seydamız "Bu akşam siz de burada kalın! Bak çocuk uyudu." dedi tebessümle.

    Saatler geçiyor, çocuk mışıl mışıl uyuyordu.

    Doğrusu çok merak ediyordum."Yoksa çocuk öldü de onun için mi sesi çıkmıyor?" diyordum.
    Hatta bir ara nefesini bile dinledim, baktım uyuyor.

    Herkes uyudu, ben uyuyamadım. Birkaç saat sonra çocuğu banyoya götürdüm.
    Güya çocuğun çiş yapıp yapmadığına bakacaktım. Yavaşça uyandırdım.

    Usulca "Bahaddin oğlum nasılsın?" dedim.
    O da uykulu uykulu "İyiyim baba." dedi.

    "Şimdi ben senin gözünü açacağım, ne görüyorsan söyle."
    "Tamam baba." dedi.

    Ben de bandajı kaldırdım, parmağımla iki yaptım. Baktı, "İki baba" dedi...
    Derin bir "ohh" çektim.

    Sabah olunca kahvaltı yaparken aklıma geldi.Hastahaneye gitmezsem cezalı duruma düşecektim. Durumu izah edince, 'gidebilirsin' emri ile hastahaneye gittim.

    Evrakı doktora verince bir telaş bir koşuşturma başladı.Çocuğu hemen benim elimden kaptılar, ben de hiç bir şey diyemedim o anda.

    Derhal "Ameliyathaneyi hazırlayın!" diye emir verildi.
    Çok geçmeden doktor tekrar görüldü.Bana doğru hışımla geliyor, bir yandanda ağzına gelen bütün küfürleri sayıyordu.

    "Bu doktora diplomayı verenin de, doktor diyeninde! .............
    Bu çocuğun gözü benim gözümden daha sağlam yahu! Utanmıyor musunuz, kaytarmak için ufacık çocuğu kullanıyorsunuz!" diye, bana bir güzel çıkıştı.Bir teramisin de o yazdı.

    Siirt'e döndükten kısa süre sonra Dr. Cengiz Bey'e gittim.Giderken de tekrar badajı çocuğun gözüne taktım.Doktor bey çocuğun gözündeki bantı açtı.
    Kekelemeye başladı, bayılacak gibi oldu ve oradaki bir sandalyeye oturdu.

    "Bu çocuk, o çocuk değil, ya da tıp dışında bir şey kullanmışsınız. ALLAH rızası için söyle, vALLAHi bu doktor işi değil!" deyip yalvarmaya başladı.
    Ben de içimden kıs kıs gülüyordum.Baktım niyeti iyidir, ona bütün olayı anlattım. "Tamam şimdi oldu." dedi.
    "Hacı, beni de o zata götürür müsün?" dedi. "Hay hay" dedim.
    Baktım, önlüğünü filan çıkardı, yola düşecek. Dedim "Şimdi mi?"

    "Evet" dedi, "Hadi gidelim."

    Sabah olması için zor ikna ettim.Sabah ezanı okundu. Namazımı yeni kılmıştım. Baktım kapı güm güm vuruluyor.Gelmiş. İçimden "Neyse" dedim, "Hayırlısıyla çıkalım artık"
    Hemen yola çıktık.Doktor çok hoş bir sofi oldu.

    Daha sonra, çok istediği halde bir türlü yapılmayan tayini de çıktı.Çünkü dua almıştı.

    Bir sofinin hatıraları
    Adem TOPAL

    www.menzil.net alintidir

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/5/2008 - Çoook Keyfime Geliyor...
  •  

    Buyurdular ki;

    "Sofileer birbiri ile imtihan oluyorlaar...
    Sonra biliyorlaar imtihanııı, kazanıyorlaar...
    Bu bizim çoook keyfimize geliyooor..."


    --------------------

     


    Ey nurundan hal-i huzur bulan gönlüm,

    Yönün dosttan yana mutmain olsun




    dün parmağıma ve hala gülümseyerek bakıyorum parmağımdaki sıyrıga...

    Kızmadım...çünkü gülün dikeni batmadan önce şükretmiştim;

    "Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmışsın" demiştim. Kızamadım çünkü bir dakika önce güzel kokusunu sineme çkmiştim, bakmaya kıyamamış dokusuna hayran kalmıştım, çünkü batmadan önce yüreğime koymuş onu sevmiştim...dikenini unutmuşmuydum? unutmuşmuydum dikeni..unutmuştum işte...

    acıtmamyayım diye dokunmaya çekindiğim gül, ince ve derin bir yara açmıştı parmagıma... gülümsedim yarayada...süzülen iki damla kanad... çünkü o yarayı açan bakmaya kıyamadığım o güldü...

    Sevdiklerimizin yüreğimizde açtıkları yaralarda aslında o gülün açtığı yara gibi değilmiydi...

    İnce ve derin bir yara..aslında çok önemsiz gibi görünse de her kımıldıyışımızda yüreğimizi inceden sılatan yara...Ama dostlarınız o yarayı açmadan önce siz muhabbet dolu kokularını sineye çekmiştiniz..zamanı, mekanı ve kalbinizi kaylaşmiştiniz..yarayı açmadan önce siz onları kalbinize koymuştunuz...kızabilirmiydiniz..kızamazdınız elbet...

    Sevdiklerimizin açtıkları yaralarda o gülün açtığı yara gibi ince ve derin...ama yarimiz yarayı açmadan önce biz şükretmiştik, kokusunu sinemize çekmiş, bakmaya kıyamamıştık..dikenini unutmuşmuyduk...unutmuştuk tabi...Ama biz gülümsemeliyiz yaraya...belki süzülen iki damla kanamada.. gülümsemeliyiz işte...

    Çünkü o yarayı açmadan önce biz onu kalbimize koymuştuk ve sevmiştik.

     

    ______________________________
    Nasihatler. net ten alıntıdır...

    SIBYAN  ve  SAKİ

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/3/2008 - Menzil dir...Ahh Menzil !...
  •  

    Şimdi bulunduğum şehrin kalabalık sokaklarını arşınlayıp duruyorum
    avare ve dalgın. ve ben, bendine esir olmuş gibi,
    halâ Menzili düşünüyorum.

    Bilirim ki Menzil; yaşamın, umudun, sevdanın,
    farkına varma hesabıdır.

    Tanımayan, yaşamayan nerden bilsin Menzili
    Ben orada doğdum, orada büyüdüm. Sevdam, dostluğum,
    içtenliğim, doğallığım oralıdır çünkü.

    Bilinsin ki, her mevsim gelince,
    ben yüreğimi Menzil suyuyla yıkarım, Menzil suyuyla beraber akar yüreğim dağlara, ovalara, denizlere .
    Bitmez bir rüya olur Menzil,
    her gece düşlerime girer; her sabah Menzil hayaliyle uyanırım...

    Ne zaman Menzili düşünsem ve de Menzilde seni;
    siyahla beyaz, yeşille mavi, ağlamakla gülmek, yaşamla ölmek arasında kalırım. İnce bir sızı, bir özlem hüznünü yüreğime bırakıp gider usulca...

    Bilirim her filiz bir hayattır bağrında, her hayat bir umut.
    Sevgiyle, sabırla yüreğimizde mayalanan o yedeğimizde sabır ve
    aşkla taşıdığımız umuttur.

    Canımıza can katan kanımızdır;
    Gözlerimizde sakladığımız yağmur ve sevgimize bandığımız ekmeğimizdir, suyumuzdur. Sevdamız Menzilin doruklarından,
    tıpkı ipekten bir tül sarması gibi, seher yellerinden gelir ve
    eğilir bütün sevgilerin önünde.
    Zulümlerin önünde dimdik durur, başı dumanlı dağlar gibi,
    başı eğiklere nispet.

    Ne zaman yanık bir Menzil türküsü duysam tutuşur yüreğim,
    döner başım, savrulurum güz yaprakları gibi.
    Düşerim kaldırımlara, kimse aldırmaz, kimse kaldırmaz beni,
    gelip geçer üstümden hüzünler.
    Çöken karanlıklar umudumu, sönen hayaller hayatımı çekip götürür.
    Bil ki yıldızlardan yol yapıyorum kendime her gece,
    köprüler kuruyorum sana kavuşmak için,
    yüzüm sana dönük ey yurdum, kınalı yarim, sehergülüm.
    Azad eyle beni, yediler, kırklar Seyyidler adına ve aşkına azad eyle. Yüreği yüzünde gezen ve gözyaşları ayazda üşüyen bir çocuğum ben. Ateşe tut ki yüreğimi, ısınsın.
    Beni severse sen seversin ancak, sen anlarsın Ahh Menzildeki Yarim.

    Ey Menzil!
    Biz ki, onurunu onurumuz bilmişiz, yüreğini yüreğimiz,
    ahtını ahtımız, sevdanı sevdamız bellemişiz.
    Sen ki, zulümlerde bize kol kanat germişsin, saklamışsın bizi bağrında. Hüzünlerde hüznümüz,
    sevinçlerde şenliğimiz olmuşsun. Düğünlerde halayımız olmuş,
    dolmuşsun can evimize. Ateş yakmayı, ısınmayı senden öğrenmişiz.
    Senden öğrenmişiz ağlamayı, sevmeyi sevinmeyi,
    efkarlanmayı senden öğrenmişiz. İnsana insanca bakmayı ,
    tüm canlılara saygı duymayı senin ululuğundan almışız.
    Nerede olursam olayım, hangi fırtınalarda kalırsam kalayım, seni düşündüğüm zaman ısınır içimin mor türküleri. Bahar gelir gözlerime, Menzil suyu olup akar yüreğim sevda nehirlerine.
    Özlemler büyür bir yanımda dağ dağ, bir yanım rüzgar olur eser...

    Bizim sevgimiz katışıksız bir sevgidir.
    Törenlerden, gösterişlerden uzak. Menzil, kardeştir sevinçlerimize. Menzil, acılarımıza anadır. ben yüreğimle, sevdamla, beynim ve hatıralarımla oradayım işte.

    Yüreğim, beynim, her şeyim orda duruyor..
    Aynı yerde olmasam da, sevdamı dün gibi yakın yaşıyorum.
    orda seyrediyor....

    Seher gülüm!
    Ne çok severdik yollarında senin için türküler söylemeyi.
    Ne çok üşürdük senin yollarında...
    Yüreğinde kocaman ateşler yakardın ellerimizi ısıtmak için...
    Şimdi üçler, beşler, Seyitler aşkına usla yüreğimi.
    Usla ve bırak yaralı kalsın seni seven yanım....
    Gözlerimdeki yaşları topla, bırak çöl olsun kaderim...
    İçimde, kahreden gurbet ezgisi kalsın...
    Gerisi Menzil aşkına ağlamak olsun, yanmak olsun.......

    Umudun adresi var mı?
    Sevgiye nereden gidilir? Yitirdim adresini dostluğun, vefanın, aşkın...
    Bul beni. Her adımda ateşlere basıyorum, körler ülkesinde, körüm.
    Ben yaşamın adını sen koydum, senin adını sevda, sevdanın adını yaşam. Düşmüşüm, tut elimden kaldır beni, alıp sevdalara götür beni...

    Gülün boyun büküşüydü hasret bahçelerinde,
    ben gönlümü yalnızca sana sakladım yıllar boyu, sev beni,
    sev beni ateşler içinde de olsan.

    Düşmüşüm kaldır beni, yüreğine yaslanayım.
    Üçler, yediler, kırklar Seyyidler aşkına ah nazlı Menzil!
    Canevimde büyüyen hasretimi yasladım da yıllara;
    uzak, çok uzak bir yıldızda kaldı düşlediğim dünya.

    Sonra uzun bir kar yağdı yollara, üşüdüm.
    Duman oldu, tufan oldu ömrüm, içimde dinmeyen fırtınalar,
    gece karası öfkeler kaldı yüreğimde...
    Üstümde kar yangını, başımda gam, gönlüm rüzgarlara vurgun,
    yollar duman. Ateşler içinde dolanır kanım, yüreğim.
    Sarıl bana üşüyorum, sarıl bana düşüyorum...

    Zaman kör karanlık ve acımasız.
    Yıldızlara dönder yüzümü Ahh menzil, lekesiz sabahlara dönder.
    Güneşe dönder yüzümü, şimdi soğuk bir kutup dünya,
    iliklerime dek üşüyorum. Kar altında kalbim şimdi...

    Sarıl boynuma.Sıcak dostluğun ısıtır beni ancak,
    hilesiz sevgin ısıtır. Bunca yıldır gönlümü yalnızca sana sakladım.
    Sev beni üçler, beşler Seyyidler aşkına.
    Öyle uzak durma gel. Acılar uçurum, acılar uçurum,
    tut beni düşüyorum, üşüyorum ısıt beni.
    Gel, yürek çatlağı bir ezgiye sar beni,
    gül yaprağı bir sevgiye sar ki, ölem...

    Bitmeyen bir hüznün kıskacında yaralı ezgilere tutsak kaldım, paramparça kaldım ortasında karanlığın,
    geçen trenler de almıyor beni, içimde tarifsiz kederler büyüyor.
    Toz toz oldum buralarda , duman duman.
    Gel gör ki, kan çanağı gözlerim, sesim gelmiyor mu oralara Ahh menzil...

    Gittiğimiz yollarda ayak izlerimiz silinse de yurdumuz yüreğimizdir bizim. Nereye gidersek gidelim, nerede olursak olalım, bir gün döneceğimiz yer, yine Menzil'dir...Ahh Menzil!...


    alıntı

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/1/2008 - MELEKLER DAHİ YAZAMAZ
  • MELEKLER DAHİ YAZAMAZ

    Gavs k.s.a. nin oldukça saf ve bir şeyden haberi olmayan bir müridi vardı.
    Bir gün Gavs ın huzuruna varıp;

    -Kurban ben aleni olarak yaptığım amelimin yazılmakta olduğunu duymak-
    tayım, aşikar olarak bir şey yaptığım zaman meleklerin kalem hışırtılarını
    duyuyorum. Fakat kalben yaptıklarımda ise kalem cızırtısı duymuyorum. Ne
    sağdaki ve ne de soldaki meleğin kalem cızırtısı işitilmiyor kalben yaptığım
    amellerde. Ama ağızla aşikar olarak yaptıklarımda, gerek sağdaki ve gerek-
    se soldaki meleklerin kalem cızırtısını duymakla onların yazıldığını anlamakta-
    yım. Demişti.

    Gavs ta k.s.a.;
    -Evet öyledir söylediklerin doğrudur. Diye tasdik etmiş ve;

    -Aleni olarak yapılan, gizli yapılmayan işleri tesbit edip yazmak için insanın o-
    muzları üzerinde vazifelendirilmiş iki melek vardır. Bunlar aleni yapılanları tes-
    bit ettikleri halde, kalben yapılanları ise onlar tarafından tesbit edilemezler. Ama
    zayi de olmaz asla. Onların bilgileri dışında tesbit edilir muhafaza edilirler.

    -Evet öyledir. Gizli yapılan, hafi olan Nakşibendi zikirleri hepsi kalben olduğu i-
    çin içine riyanın zerresi karışmadan, sadece Allah c.c. ile yapan kimsenin ara-
    sında kalır. Riyadan uzak olarak.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/11/2007 - Sofiler







  • onmouseover="**********:this.scrollAmount=0"
    onmouseout="**********:this.scrollAmount=2">

    Onlar öyle askerler ki,
    Yürekleri teslimiyet dolu,
    Ve muhabbet deryası.
    Dört bir yana tevekkül dağıtacak kadar sabırlı,
    SOFİ Ordusu.
    Aşkla,fokur fokur kaynayan,
    Sadece vucütlarını örtecek kadar elbise hariç.
    Bütün çıplaklığıyla koşarak.
    Onların arslanlardan ne farkı var?
    SOFİLER,
    'Yorulmadan ilerlemek olmaz'bilincinde,inanarak himmetle,
    Derdi yükselmek değil,ilerlemek olan,
    Ve SOFİLER,
    Benliğini atıp,nefse uymayarak gider şeyhine.
    Tek amaç,
    ALLAH (C.C.) rızası
    Şeyhine doğru,
    O'nun yaşadığı tarafa yönelerek,
    Yol uzadıkça zevk duyan,
    Uyumayan,
    'Bunca yıl uyuduk yetmez mi?' diyen...

    Seyyid Saki Erol





       


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/11/2007 - Kalbin Sesi
  • Menzil'e 2. veya 3. gidişimdi. Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hz.lerine manevi halimi anlatmak ve hakkında soru sormak amacı ile yanaşmıştım. Kendisine halimi biraz anlatmaya başlayınca;

    -"Diline vurma sofi" buyurdu..

    Şaşırdım..dilime vurmazsam nasıl anlatacaktım? Ben tekrar anlatayım dedim bunun üzerine;

    -"Allah razı olsun sofi, diline vurma dedik" buyurdular.

    Anlamadığımı gören koruma sofisi beni kolumdan çekerek bir kenara oturtup şunu söyledi;

    -"Sadatın huzuruna geldiğinde ona söyleyeceklerini kalbinden ilet. Allah-u Teala "Semii" ve "Basiyr" dir.Ona senin kalbinden söylediklerini işittirmektedir."



    Şimdi mevzuyu anlamaya başlamıştım ve hemen aklıma takılanı soruverdim;

    -"Pekiii, sorularımızın cevabını nasıl alacağız?"

    Sofi hemen cevabını verdi

    -"Allah'dan birşey istediğinde karşılığında sana birşey söyleniyor mu?"

    -"Hayır"

    -"Peki, o zaman sen ne yapıyorsun?"

    -"Allah'ın duamı kabul edeceği saati bekliyorum"

    Sofi son noktayı koydu

    -"Bu da aynı şeydir, Allah senin sözlerini Seyda Hz.lerine işittirir ve gereken zamanı gelince yapılır. Sana düşen kalbinden konuşurken edebe bürünmektir. Çünki seni o anda Allah-u Teala dinlemektedir."

    Aklıma takılan soruyu hemen orada soruverdim;

    -"Peki, neden Allah kalplerimizden geçenleri Seyda Hz.lerine işittiriyor?"

    Sofi cevaben;

    -"Sen himmet istediğinde sekeratda da olabilirsin. Bu durumda dilin, sesin velhasıl tüm azaların bağlanmıştır.Eğer nasibi varsa geriye konuşabilen bir tek kalbin kalmıştır.İşte o kalbin feryadı Sultana erişir de senin yardımına koşar."

    Hemen diğer soruyu arkasından ekleyiverdim;

    -"Sekeratda olmadığımız zaman neden işittiriliyor"

    -"Güzel soru" dedi sofi ve devam etti "İnsan nefsi fısıldadıkları ile suça teşvik eder.Bütün suçlar nefs ve şeytanın vesvesesi ile oluşmakta.Sadat bir sofiyi himayesine aldığı zaman Allah-u Teala sofiyi herşeyi ile mürşide teslim eder. Bu teslimiyet rızkından amel defterine kadar aklına gelebilecek herşeyi içine alır. Himayesine almakla onun maddi ve manevi terbiyesini de üstlenir. Sofiyi terbiye etmek için nefsin neler fısıldadığını Allah-u Teala Sadat'a anında bildirir.Yani kalbini ve nefsini mürşid duymaktadır. Duyamasaydı seni nefs ve şeytanın vesvesesine karşı nasıl savunurdu?"

    Ben kalp ile konuşmaya ve konuştuğum zaman Sadat'ın beni işittiğine ikna olmuştum.Daha sonradan içime dert olmasın diye bir soru daha sorayım dedim;

    -"Pekii, ben İstanbul'dayım O ise 1350 km uzakta.Bu durumda benim kalbimi nasıl işitir?"

    Sofi biraz teessüf ile baktı ve;

    -"Biz bunca sözü boşuna mı söyledik şimdiye kadar? Sen bilmez misin Allah için zaman ve mekan yoktur.."

    Soracak başka sorum kalmamıştı. Ancak o anda hissettiğim tek şey kalplerde olanı her an ve her yerde Allah-u Teala Mürşide bildirdiğine göre kalbimizin içindeki kötü düşünce ve hislerden dolayı benim halim ne olacaktı? Bunu da sorayım dedim ve sordum;

    -"Korkma, Allah-u Teala herşeyi işittirir ve onlar da karga ile bülbülün seslerini iyi ayırırlar.Yani nefsinin sözleri ile vesvese geldiği zaman mesul olmazsın ancak o sözlere uyup da günah işlersen sorumlu olursun." dedi ve devam etti;

    -"Onların gayeleri nefsi tamamen Allah'ın istediği şekle sokmaktır.Bu nedenle sen nefse uymaya meyil edersen sana ikaz gelebilir.Anlamazsan ikazın dozu sertleşir yine anlamazsan ikaz tokat olur.Aslında görüldüğü gibi gelen tokat veya bela senin selametin için bir rahmetdir. Allah'a asi olmaman veya bir harama girmemen için alınmış bir önlemdir."

    Sofi ile helalleşip ayrıldıktan sonra kendi kendime düşünmeye başladım;

    -"Allah beni Sadat'ın kapısına göndermekle ne kadar büyük bir nimet lütfeylemiş...Ya Rabbi, sana sonsuz şükürler olsun.."

    Nasihatler.Net-Nasihatler.Com

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/11/2007 - EVLİYA SOFİNİN HİKAYESİ...
  • Bundan 15-16 yıl önceydi.

    Sultan Hz.leri henüz dünyayı terk etmemişti..

     Sofinin evliyalığı konusunda bir tartışma ve ona

    bağlı olarak derin bir düşünce sonrasında bazı açmazlar ile boğuşuyordum.

     

    Halim giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığı günlerde bir sofi arkadaşım

     bana telefon ederek bir arkadaşı ile bana gelmek istediğini söylemişti.

     Ben de "başımla beraber" diyerek davet etmiştim.

    Aradan birkaç saat geçmişti ki sofiler geldiler.

    Hoş beş sohbetinden sonra bizim sofi bana sordu;

    -"Bizim niye geldiğimizi biliyor musun?"

    -"Yoo, nereden bileyim" dedim.

    Sofi biraz sıkıntılı olan yanındaki arkadaşını göstererek;

    -"O zaman sen bu sofinin hikayesini iyi dinle" dedi.

    İşin rengi şimdi değişmişti, ziyaretin ve hoş beşin maksadı

     farklı bir boyut kazanmak üzereydi ki içimden bir ses

     dertli sofiyi iyi dinlememi tavsiye ediyordu.

    Ben de sese uyarak sofiye dönüp;

    -"Ee Sofi, anlat da dinleyelim inşallah" dedim, belli ki bu sofileri

     Sadat bize sohbet etsinler diye yollamış.

    Bu isteğimi kırmayan sofi anlatmaya başladı.

    -"Önce beni iyi dinle kurban.Anlatacağım benim hayat hikayemdir

     anlatırken sözümü kesmeyesin." dedi ve bir sigara yakıp derin bir

    nefes çektikten sonra anlatmaya başladı.

    -"Ben Menzilde medresede ilim tahsil ediyordum.

    Yıllar süren tahsilimin sonuna yaklaşmıştım ve neredeyse icazet alacaktım.

    İşte o günlerden birinde bana köyümden bir telefon geldi.

    Telefon eden annemdi ve beni çok özlediklerini, gelmem gerektiğini söylüyordu.

     Ben de o heyecan ile Seyda Muhammed Raşid Hz.lerinin huzuruna varıp

     "Efendim ailem beni ben de ailemi özledim bana müsaade etseniz de köyüme

    dönsem" dedim." Seyda Hz.leri benim bu isteğime pek sıcak yaklaşmadı ve;

    -"Sofi, sen köyüne gitme burada biraz daha kal ve ilmini tamamla" buyurdu.

    Sadatın sözü üzerine söz söylenemeyeceği için

    "Beli "

    deyip geri çekildim.

    Aradan birkaç gün daha geçmişti ki nefsim beni dürtmeye başladı ve

     içten içe "Sen de özledin onları" diye vesvese vererek beni zor

    durumda bırakıyordu. Böyle vesveselerin gelip beni bunalttığı

    anlardan birinde Seyda Hz.lerinin tekrar huzuruna çıkarak;

    -"Efendim, ben köyüme gitmek istiyorum" dedim.

     Bunun üzerine Seyda Hz.leri bana uzun bir süre baktıktan sonra;

    -"Sofi gitmeseydin iyi olurdu. Ancak çok gitmek istiyorsan

    15 gün git ve hemen geri gel. Bu süreyi sakın geçirme.." dedi.

    Ben izini koparınca hemen eşyalarımı toparlayıp yol

     hazırlıklarına başladım. İlk otobüs ile Menzil den ayrılıp köyüme vardım.
    Beni gören anne ve babam o kadar sevinmişlerdi ki sevinçlerinden

    komşuları bile çağırmışlardı. Gelenlerin içinden özellikle bir genç

     kız dikkatimi çekmişti. Annemi bir kenara çekip sordum;

    -"Anne, bu kız kim?"

    Annem bu soruyu sanki bekliyormuş gibisinden içten içe bir

    gülümseme ile bana;

    -"Komşumuzun kızı, senin için düşünmüştük onu.Seni buraya

    çağırmamızın esas sebebi de zaten evlendirmek içindi"

    Annem bu sözleri ile her ne kadar beni aptal yerine koymuş

    olsa da hoşuma da gitmişti.
    Aradan geçen 2-3 gün gibi kısa bir süre sonunda nişan

    yüzüklerimizi takmıştık bile.. İlerleyen günlerde nikah hazırlıkları,

     ev bulma ve eşyaların temini için çok yoğun bir çalışmaya girmiştik.

     İkinci ayda nikahımız kıyılmış ve biz çok mutluyduk.

    Evliliğimizin altıncı ayında eşim hamileydi, benim ise işlerim çok iyi

    gidiyordu. Bir ara nereden geldiyse Seyda Hz.lerinin emri aklıma gelmişti.."15 gün git.."
    Oysa üstünden altı ay geçmiş ve ben hala dönmemiştim.

    Hemen ilk otobüse atlayıp Menzil'e gittim ve

    Seyda Hz.lerinin huzuruna çıkıp kendisine;

    -"Efendim, ben melekette evlendim, işim de çok şükür iyidir

    .Ben sizden temelli müsaade istiyorum."

    Seyda Hz.leri benim bu sözlerim üzerine ;

    -"Sofi, biz sana 15 günde dön dedik sen dönmedin

    .Şimdi de ilmini tamamlamadan temelli müsaade istiyorsun.

    Sen ne istediğinin farkında mısın?"

    Ben kesin kararlı olduğumu belli etmek amacı ile

    "Evet efendim, ben kesin kararlıyım, müsaade istiyorum"

    deyivermişim.. Seyda Hz.leri bunun üzerine;

    -"Madem ki bu kadar çok istiyorsun biz de sana müsaade ediyoruz" buyurdu.

    Tam bu sırada içimdeki nefsin zalim sesi tekrar dile gelip bana

    Sadatın emanetinde bulunan malımı ve mülkümü hatırlattı.

    Hiç düşünmeden nefse uyarak;

    -"Efendim, ben giderken sizden amel ve sevaplarımın karşılığı

    olan manevi mallarımın da tamamını istiyorum artık bende dursun.."

    dedim. Seyda Hz.leri bu isteğim karşısında bana hakikati hatırlatarak;

    -"Sofi, sen maneviyatını ve malını muhafaza edemezsin sana ağır gelir,

    varsın onlar bizde kalsın.

    Zamanı gelince sana veririz" buyurdu.

    Ben kesin kararlıydım malımı mülkümü alıp memlekete öyle dönecektim.

    Seyda Hz.lerine maneviyatımı almak için israr ettim. Mübarek beni kırmadı ve;

    -"Peki sofi, senin maneviyaını da verdik." buyurdu.

    Ben alacaklarımı almanın verdiği sevinçle otobüs biletimi alıp hemen

    köyüme döndüm. Vakit namazını kılmak için camiye girdiğimde

    cemaat saf tutmuş farzı kılmak üzereydi.

    Ben de hemen saf tuttum ve tekbir alacaktım ki birden imamın kalbindeki

    düşüncelere vakıf oldum.

    İmam kalbinden evinde istiflediği malların

    hesabını yapmakla meşguldü.

    Seyda Hz.lerinden aldığım manevi mallarımla imamın kalbini okuyordum...

     

     Namazdan çıkınca imamı bir kenara çekip;

    -"İmam efendi, aslında senin arkanda namaz kılınmaz.Sen namaz

     sırasında kalbinden mallarının hesabını yapıyordun" dedim. İmam

    çok şaşırmıştı, şaşkınlığı geçince;

    -"Aman efendim, ne olur beni affediniz. Camiye geldiğinizde

    bundan sonra namazları siz kıldırın." diyerek ellerime sarılıp

     defalarca öpüp başına koydu.

    Göğsüm kabarmış ayaklarım da yerden kesilir gibi olmuştu.

    Ben bu hava ile çarşı pazarı dolaşmaya başladım.

    Bütün esnafın hile ve hurdalarını bulup çıkartıyor kendilerini ikaz ediyordum.

    Çarşı, pazarda beni gören herkes elime sarılıp defalarca öpüp başına koyar

    geçtiğim yollarda herkes önünü iliklerdi.
    Artık adım evliya diye anılır olmuştu, hastalar, dertliler hepsi benim kapımdaydı..

    Bu böylece sürüp giderken ben namazı terketmiştim. Bir çöküşün başlangıcının

     habercisiydi bu ama anlayamamıştım. Gelen giden trafiğinin hızına dayanamayan

     eşim, çocuğumu da alarak beni terketmişti. Artık işimi de terketmiştim ve işsizdim.

    Maneviyatım ise giderek azalıyor ve insanların kalplerini okuyamıyordum.

    Durum böyle olunca etrafımdaki kalabalık giderek azaldı ve bir yılın sonunda

    kimse kalmadı..

    Artık yokluk ve fakirlik kapıma dayanmış açlık ise sevimsiz

    yüzünü göstermişti.

     

    Hiç param olmadığından evde para edecek ne varsa herşeyi sattım.

    Elime geçenlerle sadece karnımı doyurabiliyordum. Zaman içinde

    satacak birşey de kalmayınca midemin gurultusuyla başbaşa kaldım.

     

     O sıkıntıyla başımı koyduğum yastığa sakladığım çeyrek altın aklıma geldi.

     

    Hemen yastığı parçalayıp içinden çeyrek altınımı çıkartıp en yakın kuyumcuya gittim.

    Kuyumcu bir altına bir de bana bakarak altını dişi ile ısırarak test edip ardından

    da mihenk taşına vurduktan sonra;

    -"Bu altında bir tuhaflık var, ben bunu almam" deyip geri verdi.

    "Olabilir"

    deyip bir başka kuyumcuya girdim, oradan da aynı cevabı alınca

    bütün kuyumcuları dolaşmaya başladım. Netice olarak kimse

    altınımı almaya yanaşmadı. Altınım taş olmuştu... O sıkıntı ile

     dolaşırken bu sofiye rastladım o da halime acıyıp beni İstanbul'a getirdi

    . Daha sonra da sana geldik. Bu hikayeyi dinlemen ve ibret alman gerekir

    diye sana anlattık.

    Bugünkü aklım olsa hiç

    Seyda Hz.lerinin sözünden çıkar mıydım?

     Asla çıkmazdım..

    Çevremde hiç dostum kalmadı, bundan başka

    eşim ve çocuğum da beni terketti.

    Anne ve babam ise yaptıklarımdan

    dolayı beni suçlu bulup yüzüme bakmıyorlar.

     Gördüğünüz gibi Sadat'ın sözünü dinlemedim

    ve elimdeki, çevremdeki herşey taş oldu.

     Bu sizlere ibret olsun..." diyerek sözlerini tamamladı.

    Sofinin hayat hikayesini dinleyince bu sofiyi Sadat'ın sohbet

     etmesi için bana gönderdiğini anlamıştım. Gereken dersi almış ve düşüncelerimin kıblesini bulmuştum.

    Bu kapıda öğrendiğim en önemli şeylerden bir tanesi

     "Hiç bir şeye talip olmamak" oldu.

    Senin için hayırlı olan sen "istemeden verilen" dir

    Nasihatler.Net-Nasihatler.Com

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/11/2007 - Sultanlar Diyari MENZIL..
  • Menzil Allah cc 'ın Ümmeti Muhammede
     açtığı bir
    Rahmet tecellisi sonucunda hizmet veren
     bir köydür.

    Bu hizmeti Kuran Nakşibendi
    büyüklerinden sayılan

    GAVSI BİLVANİSİ EŞ-ŞEYH
    ES-SEYYİD ABDÜLHAKİM
     el-HÜSEYNİ(ks)'dir.

    Gavsı Bilvanis hz. Menzili mekan
     olarak

    belirlemede önemli rol oynamıştır.
    Gavsı Bilvanis hz.
    Menzili kurduktan kısa bir süre
    Hakkın Rahmetine kavuşmuştur.

    Ve Vasiyeti üzerine yerine oğlu
    Seyyid Muhammed Raşid Erol
    (ks) geçmiştir.
    Seyda hz. namıyla tüm Dünya
    Menzili onun sayesinde tanıdı.
    Seyyid Muhammed Raşid hz.
    gelenlere
    Allahın Tevbe kapısını gösteriyor
    ve İnsanlardan günahlarını
    işlememek için söz alıyordu.
    Seyda Muhammed Raşid hz.
    Menzili Tüm Dünyaya
     tanıtmıştır.
    Seyda hz. zamanının en büyük
    alimlerindendi.
    Çünkü sanatkar
    işinden belli olur sözüne çok
    uyuyordu.Ve Seyda hz.
    irşad halkasını hergeçen
    gün artırdı.
    Ve Mübarek Afyonda
    Veda Sohbeti'ni yaptıktan
    sonra 63 yaşında
    bir Cuma günü vefat etti.
    Mübarek vefat ettikten
    sonra peşine 6 tane halifesini
    bırakmıştır.
    Menzildeki yerini kardeşi
    Seyyid Abdülbaki hz.ne bırakmıştır.
    Seyyid Abdülbaki hz. Seyda hz.nin
    vefatından sonra diğer

    halifeleri toplayıp onlara şu
    sohbeti yapmıştır.

    Sizde Seyda hz.nin Emeği çoktur.
    Ben sizlere irşad izni veriyorum.
    Gidin Ümmmeti Muhammedi
     irşad edin.

    Tek isteğim Sünnetden
    ayrılmamanızdır
    Sohbetiyle tüm Halifelere
    İrşad izni gelmiştir.

    Seyyid Abdülbaki hz.ne GAVS'LIK
    makamı geldi elhamdülillah.
    MENZİL CENNET GİBİ.
    Gavsı Sani hz.
    TÜM HEYBETİYLE
    - TÜM MERHAMETİYLE
    -TÜM NURUYLA Ümmeti
     Muhammede GEL demektedir.
    NE MUTLU ONU GÖRENE!!!!


    http://muridulgavsibilvanisiiii.blogcu.com/3987191/

    alintidir.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/11/2007 - HİKMETLERDEN ...
  • Dostlardan birisi anlatıyor;
    Allah razı olsun hızmetle görevli bir gardaşımızdan bir vesile ile
    hakkını helal etmesini istedik. Güldü ve dedi ki;

    -Allah razı olsun gardaşlar dedi, biz bu kapıya kimseden hak talep
    etmeye gelmedik. Bizim işimiz Rabbimize kulluk ve hızmet etmek.
    Gayrısını bilemeyiz. Biz tamamen Sultana teslim olmuşuz inşaallah.
    Hak varsa da yoksa da onlar bilirler. Onların ak dediğine biz kara
    diyemeyiz. Bakın bu mevzu ile ilgili bizim için ibret olmuş bir hadi-
    seyi sizlere anlatalım inşaallah.

    Bir zaman iki arkadaşa şahit olduk. Birisi devamlı iyilikle muamele
    eder diğeri ise her zaman onu üzer, arkadaşlık hak ve hukukuna ria-
    yet etmez idi. Ne zaman ki o haşarı arkadaş geldi ve Allah Dostundan
    el alıp seyri sülük tuttu anladı. Yaptıkları için pişman oldu. Hemencecik
    giderek;

    -Gurban ne olur hakkını helal et sana karşı mahçubum dedi. arkadaşı
    hayretle bakıp;    

    -Estağfirullah ne oldu ki dedi.

    -Bu güne kadar ben sana arkadaşlık ve kardeşlik hakkına hukukuna
    uygun davranmadım. Hatta sana eziyyet ve sıkıntı ettim. Amma sen
    ise hiç bir şey olmamış gibi hep iyilik ettin onun için mahçubum dedi.
    Arkadaşı boynunu büktü ve ibretle bakarak şöyle diyiverdi;

    -Estağfirullah gardaş o senin amelin bu da bizim amelimiz. Biz her
    halde Rıza-i İlahi ye uymakla mükellefiz. O hesap sizin bu hesap bizim.
    Bunda bizim bir zararımız yok ki dedi.

    Hızmetli gardaş sonra ilave ediverdi;
    Allah razı olsun gardaşlar herkes önce kendi amelinden mesuldür. Ön-
    celikle kendinden. Yevmi kıyamette bizi bizden soracaklar. Hem bakın
    ki Gavs Hz.leri ne buyurdu;

    -"Bir insan için yapabileceği en büyük hızmetlerin başında gelen kendini
    hızmete hazır yetiştirmesidir...Kendi ahlakını güzelleştirmesidir...Örnek
    insan olmasıdır."

    Gurbanlar kendi temiz olmayanın temizlik yapması ne acaib iştir...
     
    ______________________
    Bilvanis.net ten alintidir.
    SIBYAN

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bir El Tutki O da Seni Tutsun.
    free counters

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • cansofi
  • Nasihatler.Net
  • Bilvanis.Net
  • Menzil.Net
  • yakaza
  • Madca .1
  • Madca.2
  • Hayata gülümse
  • Sahranehir
  • revival
  • uslu
  • seymes
  • hezar
  • ferzane

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • zikrullah
  • benyako
  • Blogcu Yardım
  • cansofi
  • digilak
  • 2563
  • farukterzi
  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa
    www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması