"Uyuan Ey Gözlerim Gafletten Uyan!" İşte bu mısraları Sultan 3.Murat Hz.'leri
yazmış.Parçanın sözleri ve müziği insanı etkiliyor.Çünkü bu parçanın yazılış nedeni çok farklı.Koca Sultan bunu bir sabah yatağında pişmanlık içinde yazmış.Neden acaba?İşte hikayesi ve MP3 formatında sözleri...
Dediğimiz gibi koca Sultan bir sabah yatağında iki büklüm halde yazmıştır bu sözleri.Nedeni ise Allah Korkusu'dur.Bunu hissettiren ise o sabah kaçırdığı sabah namazıdır...
Ne acayiptir ki, bir sabah namazı için bu beste yapılmış.Bu sayede tevbe edilmiştir.Biz her gün kaçırdığımız namazlarımıza bırakın beste yaparak pişmanlığımızı dile getirmeyi, bu anı bir kere yaşayıp bestesini yapanı bile yeterince tanımıyoruz.Bu hislerin tercümanı besteyi dinlemiyoruz...
Özelikle bir ricam var: Bütün Osmanlı Padişahları başta olmak üzere bu işe gönül verip bizi bu günlere getirenler için birer Fatiha'yı eksik emeyelim.
Keşke bizlerde bu hissiyat ile yanıp tutuşsak...İnşaallah bu sözler buna yardımcı olur.Buyrun sözler ve MP3 videosu ile dinleti:
UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN-SULTAN 3.MURAD HAN
Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan Azrail’in kastı canadır, inan. Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Seherde uyanırlar cümle kuşlar Dill-u dillerince tesbihe başlar Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Semâvâtın kapuların açarlar. Mü’minlere rahmet suyun saçarlar… Seherde kalkana hülle biçerler. Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Bu dünya fanidir sakın aldanma. Mağrur olup tac-u tahta dayanma. Yedi iklim benim deyu güvenme. Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Benim, Murad kulun, suçumu affet. Suçum bağışlayub günahım ref’ et. Rasûl’ün sancağı dibinde haşret. Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Sokaktan geçerken Yusuf’un yüzünün nuru o civarda bulunan köşklerin, evlerin pencerelerinden içeriye vurur, düşerdi. Köşklerde bulunanlar:
" Belli ki Yusuf gezmeye çıktı, şimdi buradan geçiyor! " derlerdi.
Köşede bucakta oturanlar da duvarlarda ışıklar, parıltılar görünce, Yusuf’un oradan geçtiğini anlarlardı. Yusuf’un geçtiği sokağa penceresi bulunan ev,
onun oradan geçişinden şereflenir, nurlanırdı.
(Ey kardeş) Aklını başına al da evinin penceresini
Yusuf’un geçtiği sokağa aç; ve pencerenin önüne oturup onu seyret! Âşık olmak demek, nur gelen tarafa pencere açmaktır. Çünkü gönül, gerçek dostun yüzü ile aydınlanır, nurlanır.
Güzelin kim olduğunu ne vakit unuttuk,
ya güzelliğin neliğini ne zaman?.. Bir yük oldu ömür, kovunca güzeli hayatımızdan;
Güzel olan iyi doğru ve yararlı olandı. Güzel bir söz, güzel bir iş, güzel bir ders gibi. Güzel şiir de, güzel manzara da,
güzel söz de hep estetik değeri tartmaktaydı. Din idi adı evvel güzelliğin, felsefe oldu sonra, bilgi oldu, yönetim ve siyaset oldu… Daha neler olmadı!.. Herkes ve her şey güzelin peşinde,
güzel ülkelerde güzel günler yaşandı.
Sonra… Sonra güzel insanlar güzel atlara binip gittiler
ve güzellikler yağmalandı birer birer.
Hüzünlü gönülleri sabaha eklerken güzellikler,
sevinci gizleyerek sabahı bekler oldular.
Gözlere akseden renkler de,
sazlara yankıyan ahenkler de güzelliğini yitirdiler. Bestelerimiz şiddet doldu, tatlı diller hayal oldu.
Gönüller güzelden uzaklaştı, zira gönüllere kin bulaştı.
Güzellik atıldı ya kaşlar da çatıldı. Oysa gelenek güzel üzerine bina olunur,
kültür güzellikle beka bulurdu. Güzelin yönü gönleydi, hem güzelliğin de… Gönül Çalab’ın tahtıydı, Güzel’i aramayan iki cihan bedbahtıydı. Neye mâl olursa olsun, yaşamanın anlamı,
güzel görünüşleri ve şekilleri; belki güzellik dolu gönülleri kurtarmaktı.
Güzellik insana peşin verilmiş cennetti ve sultanlar güzele bakar,
Gül açmaz, çağlayan akmaz, İlâhî nûrun olmazsa Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh * Erir cânlar o gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh * Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh *
Ne devletdir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek Nasîb olmaz mı Sultânım haremgâhında cân vermek Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh * Boynu büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri Lebim kavruldu âteşden döner pâyinde tezkîri Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle Kıtmîr’i Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub'un, Sukut denizinde dalga olan Meryem'in Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb'ün...
Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak kadar samimiyetle dökmektir...
Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir...
Ey Zeyd... Ey sevdalı... Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine, en sevdiğine, Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın...
Ey Selman... Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan... Hak tarafından sevilen ve sevildiği Aleme ilan edilen...
Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak, kirlenmemiş gökyüzü, Altında sadık ve vefalı aşıkları, unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla...
Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim... Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz...
Hüzün bahçelerindeyiz... Sensiz..!
Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı, vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı, kırgınlıkların, Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla...
Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir, "O"ndandır diye... Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup... Ahdimi taşır akan her damla ...
Bir damla gözyaşında saklı "can" Bir damla gözyaşı "can"a hayat bulduran
El-Vehhab ismine sığındım... Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapindayim..
aydınlığınız gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demiceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde çünkü O vaat ediyor.. severseniz severim..
ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmıcanı bilmek..
şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost.. vedud olan bir dost.. rahman olan bir dost.. rahim olan bir dost.. gafur olan bir dost.. sözünde sadık olan bir dost.. surete değil sirete bakan bir dost..
Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost..
Ben seni sevdim diyene gel kulumsun diyen bir dost..
suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost..
Haydi yandıysa yüreğiniz.. yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. yüreğinize değer verilmediyse.. artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız
serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O''göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
O dost ise yürekte serinlik var O dost ise yürekte huzur var O dost ise yürekte coşku var O dost ise yürekte yürek var...
Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise..
Haydi artık sözler sükut etsin.. bırakın yürekleriniz konuşsun..
Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun.. göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun.. yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..
sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. işte o zaman anlıcaksınız..
ve işte o zaman anlıcaksınız O dost ise her şey dost O sevgili ise her şey sevgili... _______________________________ sudem
Gülmeyenler bahcesinde bir gül ile dertlestim Dedim nedir pürmelalin yalnizligimi sectin Dedi bende bir gülüm isterdim hep gülmeyi Gülistanda dem tutup sevmeyi sevilmeyi Aglamam ondan Gözyasim ondan Yapayalniz kalmisim Dertlerim ondan