Bundan 15-16 yıl önceydi.
Sultan Hz.leri henüz dünyayı terk etmemişti..
Sofinin evliyalığı konusunda bir tartışma ve ona
bağlı olarak derin bir düşünce sonrasında bazı açmazlar ile boğuşuyordum.
Halim giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığı günlerde bir sofi arkadaşım
bana telefon ederek bir arkadaşı ile bana gelmek istediğini söylemişti.
Ben de "başımla beraber" diyerek davet etmiştim.
Aradan birkaç saat geçmişti ki sofiler geldiler.
Hoş beş sohbetinden sonra bizim sofi bana sordu;
-"Bizim niye geldiğimizi biliyor musun?"
-"Yoo, nereden bileyim" dedim.
Sofi biraz sıkıntılı olan yanındaki arkadaşını göstererek;
-"O zaman sen bu sofinin hikayesini iyi dinle" dedi.
İşin rengi şimdi değişmişti, ziyaretin ve hoş beşin maksadı
farklı bir boyut kazanmak üzereydi ki içimden bir ses
dertli sofiyi iyi dinlememi tavsiye ediyordu.
Ben de sese uyarak sofiye dönüp;
-"Ee Sofi, anlat da dinleyelim inşallah" dedim, belli ki bu sofileri
Sadat bize sohbet etsinler diye yollamış.
Bu isteğimi kırmayan sofi anlatmaya başladı.
-"Önce beni iyi dinle kurban.Anlatacağım benim hayat hikayemdir
anlatırken sözümü kesmeyesin." dedi ve bir sigara yakıp derin bir
nefes çektikten sonra anlatmaya başladı.
-"Ben Menzilde medresede ilim tahsil ediyordum.
Yıllar süren tahsilimin sonuna yaklaşmıştım ve neredeyse icazet alacaktım.
İşte o günlerden birinde bana köyümden bir telefon geldi.
Telefon eden annemdi ve beni çok özlediklerini, gelmem gerektiğini söylüyordu.
Ben de o heyecan ile Seyda Muhammed Raşid Hz.lerinin huzuruna varıp
"Efendim ailem beni ben de ailemi özledim bana müsaade etseniz de köyüme
dönsem" dedim." Seyda Hz.leri benim bu isteğime pek sıcak yaklaşmadı ve;
-"Sofi, sen köyüne gitme burada biraz daha kal ve ilmini tamamla" buyurdu.
Sadatın sözü üzerine söz söylenemeyeceği için
"Beli "
deyip geri çekildim.
Aradan birkaç gün daha geçmişti ki nefsim beni dürtmeye başladı ve
içten içe "Sen de özledin onları" diye vesvese vererek beni zor
durumda bırakıyordu. Böyle vesveselerin gelip beni bunalttığı
anlardan birinde Seyda Hz.lerinin tekrar huzuruna çıkarak;
-"Efendim, ben köyüme gitmek istiyorum" dedim.
Bunun üzerine Seyda Hz.leri bana uzun bir süre baktıktan sonra;
-"Sofi gitmeseydin iyi olurdu. Ancak çok gitmek istiyorsan
15 gün git ve hemen geri gel. Bu süreyi sakın geçirme.." dedi.
Ben izini koparınca hemen eşyalarımı toparlayıp yol
hazırlıklarına başladım. İlk otobüs ile Menzil den ayrılıp köyüme vardım. Beni gören anne ve babam o kadar sevinmişlerdi ki sevinçlerinden
komşuları bile çağırmışlardı. Gelenlerin içinden özellikle bir genç
kız dikkatimi çekmişti. Annemi bir kenara çekip sordum;
-"Anne, bu kız kim?"
Annem bu soruyu sanki bekliyormuş gibisinden içten içe bir
gülümseme ile bana;
-"Komşumuzun kızı, senin için düşünmüştük onu.Seni buraya
çağırmamızın esas sebebi de zaten evlendirmek içindi"
Annem bu sözleri ile her ne kadar beni aptal yerine koymuş
olsa da hoşuma da gitmişti. Aradan geçen 2-3 gün gibi kısa bir süre sonunda nişan
yüzüklerimizi takmıştık bile.. İlerleyen günlerde nikah hazırlıkları,
ev bulma ve eşyaların temini için çok yoğun bir çalışmaya girmiştik.
İkinci ayda nikahımız kıyılmış ve biz çok mutluyduk.
Evliliğimizin altıncı ayında eşim hamileydi, benim ise işlerim çok iyi
gidiyordu. Bir ara nereden geldiyse Seyda Hz.lerinin emri aklıma gelmişti.."15 gün git.." Oysa üstünden altı ay geçmiş ve ben hala dönmemiştim.
Hemen ilk otobüse atlayıp Menzil'e gittim ve
Seyda Hz.lerinin huzuruna çıkıp kendisine;
-"Efendim, ben melekette evlendim, işim de çok şükür iyidir
.Ben sizden temelli müsaade istiyorum."
Seyda Hz.leri benim bu sözlerim üzerine ;
-"Sofi, biz sana 15 günde dön dedik sen dönmedin
.Şimdi de ilmini tamamlamadan temelli müsaade istiyorsun.
Sen ne istediğinin farkında mısın?"
Ben kesin kararlı olduğumu belli etmek amacı ile
"Evet efendim, ben kesin kararlıyım, müsaade istiyorum"
deyivermişim.. Seyda Hz.leri bunun üzerine;
-"Madem ki bu kadar çok istiyorsun biz de sana müsaade ediyoruz" buyurdu.
Tam bu sırada içimdeki nefsin zalim sesi tekrar dile gelip bana
Sadatın emanetinde bulunan malımı ve mülkümü hatırlattı.
Hiç düşünmeden nefse uyarak;
-"Efendim, ben giderken sizden amel ve sevaplarımın karşılığı
olan manevi mallarımın da tamamını istiyorum artık bende dursun.."
dedim. Seyda Hz.leri bu isteğim karşısında bana hakikati hatırlatarak;
-"Sofi, sen maneviyatını ve malını muhafaza edemezsin sana ağır gelir,
varsın onlar bizde kalsın.
Zamanı gelince sana veririz" buyurdu.
Ben kesin kararlıydım malımı mülkümü alıp memlekete öyle dönecektim.
Seyda Hz.lerine maneviyatımı almak için israr ettim. Mübarek beni kırmadı ve;
-"Peki sofi, senin maneviyaını da verdik." buyurdu.
Ben alacaklarımı almanın verdiği sevinçle otobüs biletimi alıp hemen
köyüme döndüm. Vakit namazını kılmak için camiye girdiğimde
cemaat saf tutmuş farzı kılmak üzereydi.
Ben de hemen saf tuttum ve tekbir alacaktım ki birden imamın kalbindeki
düşüncelere vakıf oldum.
İmam kalbinden evinde istiflediği malların
hesabını yapmakla meşguldü.
Seyda Hz.lerinden aldığım manevi mallarımla imamın kalbini okuyordum...
Namazdan çıkınca imamı bir kenara çekip;
-"İmam efendi, aslında senin arkanda namaz kılınmaz.Sen namaz
sırasında kalbinden mallarının hesabını yapıyordun" dedim. İmam
çok şaşırmıştı, şaşkınlığı geçince;
-"Aman efendim, ne olur beni affediniz. Camiye geldiğinizde
bundan sonra namazları siz kıldırın." diyerek ellerime sarılıp
defalarca öpüp başına koydu.
Göğsüm kabarmış ayaklarım da yerden kesilir gibi olmuştu.
Ben bu hava ile çarşı pazarı dolaşmaya başladım.
Bütün esnafın hile ve hurdalarını bulup çıkartıyor kendilerini ikaz ediyordum.
Çarşı, pazarda beni gören herkes elime sarılıp defalarca öpüp başına koyar
geçtiğim yollarda herkes önünü iliklerdi. Artık adım evliya diye anılır olmuştu, hastalar, dertliler hepsi benim kapımdaydı..
Bu böylece sürüp giderken ben namazı terketmiştim. Bir çöküşün başlangıcının
habercisiydi bu ama anlayamamıştım. Gelen giden trafiğinin hızına dayanamayan
eşim, çocuğumu da alarak beni terketmişti. Artık işimi de terketmiştim ve işsizdim.
Maneviyatım ise giderek azalıyor ve insanların kalplerini okuyamıyordum.
Durum böyle olunca etrafımdaki kalabalık giderek azaldı ve bir yılın sonunda
kimse kalmadı..
Artık yokluk ve fakirlik kapıma dayanmış açlık ise sevimsiz
yüzünü göstermişti.
Hiç param olmadığından evde para edecek ne varsa herşeyi sattım.
Elime geçenlerle sadece karnımı doyurabiliyordum. Zaman içinde
satacak birşey de kalmayınca midemin gurultusuyla başbaşa kaldım.
O sıkıntıyla başımı koyduğum yastığa sakladığım çeyrek altın aklıma geldi.
Hemen yastığı parçalayıp içinden çeyrek altınımı çıkartıp en yakın kuyumcuya gittim.
Kuyumcu bir altına bir de bana bakarak altını dişi ile ısırarak test edip ardından
da mihenk taşına vurduktan sonra;
-"Bu altında bir tuhaflık var, ben bunu almam" deyip geri verdi.
"Olabilir"
deyip bir başka kuyumcuya girdim, oradan da aynı cevabı alınca
bütün kuyumcuları dolaşmaya başladım. Netice olarak kimse
altınımı almaya yanaşmadı. Altınım taş olmuştu... O sıkıntı ile
dolaşırken bu sofiye rastladım o da halime acıyıp beni İstanbul'a getirdi
. Daha sonra da sana geldik. Bu hikayeyi dinlemen ve ibret alman gerekir
diye sana anlattık.
Bugünkü aklım olsa hiç
Seyda Hz.lerinin sözünden çıkar mıydım?
Asla çıkmazdım..
Çevremde hiç dostum kalmadı, bundan başka
eşim ve çocuğum da beni terketti.
Anne ve babam ise yaptıklarımdan
dolayı beni suçlu bulup yüzüme bakmıyorlar.
Gördüğünüz gibi Sadat'ın sözünü dinlemedim
ve elimdeki, çevremdeki herşey taş oldu.
Bu sizlere ibret olsun..." diyerek sözlerini tamamladı.
Sofinin hayat hikayesini dinleyince bu sofiyi Sadat'ın sohbet
etmesi için bana gönderdiğini anlamıştım. Gereken dersi almış ve düşüncelerimin kıblesini bulmuştum.
Bu kapıda öğrendiğim en önemli şeylerden bir tanesi
"Hiç bir şeye talip olmamak" oldu.
Senin için hayırlı olan sen "istemeden verilen" dir
Nasihatler.Net-Nasihatler.Com
|