
Bir kimsenin dalâlete düşmesinin başlıca sebeplerinden birisi, kendisinde varlık görmesidir. Her şeyin O’nun ve O’ndan olduğunu unutur,Hazret-i Allah’ın mülküne ve kudretine ortak olmaya çalışır. Halbuki,kendi kusur ve hatalarımızla meşgul olmaya, başkalarının ayıplarını örtmeye çalışmalıyız. Hesaba çıktığımız zaman -falanca şu günahı niçin işledi?diye sormayacaklar. -Sen bu günahla niye geldin? diye soracaklar. Hiç kimseye gülünmez,hiç kimse ayıplanmaz.Kimi ki ayıplayacaksak,birde dönüp bakarsak bütün ayıpların kendimizde olduğunu görürüz.Kimisi ordan kaymış,kimisi buradan.Bizim de kaydığımız nokta belki onlardan büyüktür.Onun için hiç kimseyi ayıplamaya gelmez. Açıkmış,saçıkmış,sarhoşmuş, Hayır,hayır … Herkes icraatını yapacak ve kendi ameli ile kabrine gömülecek.biz nefsimizle mücadele etmekle meşgul olacağız,böyle şeylerle ilgilenmeyeceğiz.Bizim ayıbımız bize yeter,onun ayıbı ise onun olsun. Biz herkesi hoş kendimi boş görelim. Omzumuza bir heybe alalım.İyiliklerimizi arka torbaya atalım ve onları hiç görmeyelim. Kötülüklerimizi de ön torbaya koyarak onları daima göz önünde bulunduralım.Hep başkasının faziletini görelim,kendimize değer vermeyelim.Böylece ömrümüz boyunca istiğfârı elden bırakmamış,hiç kimseyi de hor ve hakir görmemiş oluruz. Noksanları tamamlamak ise vazifemizdir. Bir müminin noksanını görüp onu tamamlamak,yıkılmaya yüz tutmuş bir duvara destek vurmaya benzer.Noksanlar tamamlanacak,fakat ayıp aranmayacak.
HAKK’IN HUZURUNA VARINCAYA KADAR HERKES HAKLIDIR.
PİRİNÇ İLE TAŞ ORDA AYIKLANACAK
|