Sabır Çanağınız Olmalı...

2008-05-05 13:14:00

Sabır Duası: “Rabbene efriğ aleynâ sarban veteveffenâ müslimin” (A’raf–126) “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslümanlardan biri olarak al”


Sabredenlerin kazandıkları

Hz. Yusuf(as) köleliğe sabretti ve sonunda vezir oldu. Şikâyet etmedi, sabretti.

Hz. Peygamber hicret etti, sıla özlemi çekti, şikâyet etmedi, sabretti, müşriklerin zulmünden kurtuldu

Hz. Meryem sabretti, Hz. İsa’yı dünyaya getirdi.

Hz. Hacer’in sabretti, son peygamberin babaannesi oldu.

Hz. İbrahim ateşe sabretti, gül bahçesine ulaştı.

Burada önemli olan, iyi kul olmakla beraber, sabırlı, olunması… Karşılığı Allah’tan bekleyerek sabırlı davranış…

Sabır iki çeşittir.

Allah’ın yasakladığı şeyler karşısında sabretmek.
Allah’ın emirlerine karşı sabretmek…
Hayatta sabır çok önemli

Çocuk eğitiminde anne sabırlı olmalı. Çünkü terbiye tedricin olacağın için sabır gerekir. Yapılan yanlışı hemen düzeltmek yerine, onu zamana yayıp zamanla düzelmesine sabretmek. Anne saksıdaki çiçeğe baktığı gibi çocuğuna bakacak. Her gün çiçeğimize bakıp su dökeriz, ama hemen çiçek açmasını beklemeyiz. Çocuğumuz için de zamanla çiçek açmasını beklemeli, sabretmeliyiz.

İstediğimiz şeyler hemen olmayabilir. Evimizde olmayan bir şeyi komşuda var diye istemek yerine, sabretmek aile huzurunu daha da arttıracaktır.

Eşler birbirine karşı sabırlı olacak. Eşini düzeltme yoluna gidip onu kırmak yerine sabredip onu düzeltmeye çalışacak.

Her zorluğun bir kolayı var. Bedel ödemeden iyiliği beklemek çok yanlış… Ne diyor atalarımız, emek olmadan yemek olmaz. O zaman bize düşen sabretmek.

Sabrın zıddı, hırs… Böyle durumda daha mutsuz ve kötü oluruz.

Sabır öğrenilebilir. Nasıl mı? İmanla… Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine gönülden inanarak sabırlı olmayı kendimize kotlayabiliriz.

Tahammülsüz insanlar yaptıkları işin sonucunu, göz önüne getirmekle sabırlı olunabilir. Mesela, kitap yazıyorsun, ama sonucu düşününce sabır gösterip çalışmaya devam edilebilir. Çocuk terbiyesi için de aynı hayalle, çocuk eğitiminde de sabır gösterebilir.

Amellerimizi yaparken de, devamlı olması için Cenneti hayal edeceğiz. O zaman bize yük gibi gelmekten ziyade sabırla daha huzurlu olmamızı sağlayacaktır.

Çocuğunuza da, “ders çalışırsan, buna sabredersen, her şey çok daha güzel olacak,” diyerek, sonucu hayal etmesini sağlayın. Hedefini gösterin ve sonuca sabretmesini tavsiye edin. Sabrın sonunda ulaşacağı güzel neticeler iyi anlatılırsa, çocuk, sorumlulukları karşısında sabır gösterebilir.

Sabır meyvesi: İki çiftlik hizmetçisi, sırtlarında meyve dolu sepetle yola çıktı. Biri çok neşeliydi. Şarkının birini bırakıp, ötekine başlıyordu. Öteki hizmetçinin ise kederinden yüzü gülmüyordu. Bir ara şarkı söyleyen arkadaşına sordu:

—Senin sırtındaki sepet, benimkinden ağır olduğu halde, nasıl oluyor da bundan şikâyet etmiyorsun? Böyle neşeli olabiliyorsun? Arkadaşı güldü:

—Benim sepetimde öyle bir meyve var ki, en ağır yükleri bile hafifletir. Şikâyetçi hizmetçi, merak içinde sordu:

—Nedir o meyve? Cevap tek kelimeydi:

-Sabır!...

En güzel anahtar

Sabır, her zorluğun kapısı… Her zorluğu aşmadaki anahtardır.

Sabır, ruhun bir melekesidir. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bir hakkı müdafaa ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Allah’ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşru olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela musibetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır.

“…Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara–153) “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” (Bakara–155)

“Talut ve askerleri, Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, «Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkâr eden millete karşı bize yardım et» dediler.” (Bakara–250)

Fahreddin Razi dört türlü sabır zikretmektedir.

Nassi meselelere, mesela, tevhid, adl, nübüvva, ahiret inancı ve diğer ihtilaflı noktalara yönelik yorucu zihni çalışmalarda sabır ve sebat.
Yapmakla mükellef olunan veya kanun ile havale edimleş olan işlerin tamamlanmasında sabır.
Men edilmiş olan fiilleri terk etmekte sabır.
Musibet vb. hallerde teslimiyet göstermek.
Sabrın başı acıdır, fakat sonu çok tatlıdır. Hz. Peygamber, “Sabır, acı bir olayın yaptığı sarsıntıya karşı ilk anda gösterilen tahammüldür,” (Buhari- Cenaiz 32) sözüyle bir felaketle ilk karşılaşıldığı zamandaki sabrın önemini vurgulamıştır.

Sabrın sonu başarı

Bir bal arısı, yarım kilo bal için 3.750.000 defa bir çiçeğe konup koklaması gerekir.

Bir küçük tahtakurusu sert bir keresteyi sabaha kadar deler.

Bir karınca vücut ağırlığının 52 katını yüklenmekten çekinmez.

Arıda bu ağırlık 330 katına çıkar.

Kunduz, iki gecede 30cm. çapındaki ağacı kemirebilir.

Bu örneklerden de görüyoruz ki, küçük gibi görünen her şey, kararlılık ve sabırla büyük işlerin habercisidir.

Vücutta, başın yeri ne ise,

İmanda sabrın yeri odur.

Hz. Ali

Sabrın böylesi

Bir gün Lokman’ın efendisine hediye olarak bir karpuz getirdiler. Efendisi karpuzu huzuru getirmesini istedi. Lokman karpuzu getirdi ve efendisi bir dilimi kesip önce ona verdi. O da kendisini sunular bu bir dilim karpuzu, bal gibi şeker gibi yedi. Öyle bir iştahla yedi ki, efendisi hemen ikinci dilimi kesip uzattı. Onu da aynı tatta yedi. Böyle böyle, dilimler birbirini izledi. Geriye yalnız bir dilim kalmıştı. Efendisi, “Bunu da ben yiyeyim, göreyim bakayım nasıl şey? Böyle iştahla yediğine göre, herhalde çok tatlı bir karpuz olmalı?” dedi.

Gerçekten Lokman, öyle lezzetle, öyle zevkle, öyle iştahla yiyordu ki, görenlerin di iştahı kabardı. Ama Lokmanın efendisi son dilimi yer yemez, karpuzun acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir müddet acılığından konuşamadı, sonra Lokman’a dedi ki:

—Böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı tatlı yedin? Böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın? Bu ne sabır? Neden sabrettin? Niçin bir şey söylemedin? Lokman şu cevabı verdi:

—Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar çok rızıklandım ki, utancımdan iki kat olmuşumdur. Dolayısıyla da elinden sunduğun bir şeye, ey marifet sahibi, bu acıdır, yiyemem, diyemedim. Eğer bu kadarcık bir acıya dayanamaz da feryat edersem, bütün zerrelerim hakkı ile yeksan olsun. Şekerler bağışlayan elinin lezzeti, bu karpuzdaki acılığı hiç acı halde bırakır mı?

Hisse şu ki: Kader programının bize sunduğu acılara katlanmamızı kolaylaştıran, hatta dertleri zevk edinmemizi sağlayan yol, sabır yoludur. Gönderenin ismi belliyse, gelen acıya sabretmek nasıl da lezzetli bir hâl alır değil mi?

Neye sabretmek caiz?

Sabretmek, mahkûmiyete, meskenete ve zillete razı olmak, haksız tecavüzlere, insan haysiyetine gölge düşürecek saldırılara katlanmak ve bunlara ses çıkarmamak anlamına gelmez. Çünkü meşru olmayan şeylere karşı sabretmek caiz değildir. Bunlara karşı içten elem duymak ve bunlarla mücadele etmek gerekir. İnsanın kendi gücü ve iradesiyle üstesinden gelebileceği kötülüklere katlanması ya da gevşeklik göstermesi sabır değil, acizlik ve tembelliktir.

Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü aşar. Böyle felaketler başa geldiği zaman, heyecana kapılmadan ve şikâyet etmeden, takdiri ilahiye razı olup sabretmek mü’minlerin özelliklerindendir.

Sabrın böylesi

Tabiinden Ahnef bin Kays’a, adamın biri hakarette bulundu. Ahnef cevap vermedi.

Adam, Ahnef’in peşine takılıp ağır sözler sarf etmeye devam etti. Bir müddet sonra Ahnef, adama dönerek:

—Başka söyleyeceğin bir şey var mı? Varsa, burada hepsini söyleyip bitir. Çünkü, bundan sonra bizim mahalleye giriyoruz. Mahallemizin gençleri, seni böyle hakaret eder halde görürlerse, benim gibi sabırla karşılamazlar. Senin cahilliğine vermezler. Bana olan saygılarından dolayı, seni güzelce döverler.

Ahnef’e hakaretler yağdıran adam, yaptığı cahilliği anlar ve Ahnef’ten özür dileyerek geri döner.

Sabrı cemil

Sabrın en büyük değeri Allah’ın bütün Esma-i Hüsnâsı arasında “SABIR” isminin de yer almış olmasında görülür.

Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala, sabrı cemili emretmektedir. Resulullah, “sabrı cemil, şikâyet edilmeyen sabırdır,” buyurmuştur. Aslında elden bir şey geldiği zamanlarda sabırsızlık göstermenin bir faydası yoktur ve lüzumsuz bir harekettir.

Kur’an-ı Kerim’in yetmişten fazla ayetinde zikredilen sabır, insan tabiatına aykırı olan zorunlu hallere uymak ve güçlüklere karşı koymak demektir. Sabrın gayesi, beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allahu Teala, sabredenlere mükâfatını hesapsızca vereceğini müjdelemiş ve onları övmüştür.

İbadetlerin nefsimize ağır gelen yönleri de sabırla hafifler. Böylece huzur içinde günde beş vakit namaz kılar ve sıcak yaz günlerinde hiçbir sıkıntı duymadan oruç tutarız.

İman, biri sabır, diğeri şükür olan iki yarımdan meydana gelir. Bunu şu hadise dayandırmaktayız, “Sabır, imanın yarısıdır.”

Sabrın sonu selamettir. Sabır, iman ve ibadetin, ilim ve hikmetin, kısaca bütün faziletlerin başıdır. Sabırlı insan, iyi insandır. İyi işler yapıp, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşa erecekleri haber verilmiştir. Sabır, zafere giden yoldur.

İnsanlık için hayırlı olduğuna inandığımız sabır, bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Allah’ın dinini tebliğ ederken hepsi çeşitli sıkıntılara uğramış, kendilerine eziyet edilmiş, yurtlarından çıkarılmış. Hükümdarlar tarafından zindana atılmış ama onlar daima sabretmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin sabrını dile getiren pek çok ayeti kerime vardır. Resulullah’ın hayatı ise baştan sonra en güzel sabır örnekleri ile doludur. Bu sebeple her Müslüman’a düşen görev, kurtuluşun sabırda olduğunu düşünerek, Allah’tan sabır dilemek ve sabırlı olmaktır.

Düdüklü tencere gibi olmak

Hayatta maruz kalınan musibetlere karşı, düdüklü tencere gibi patlayıncaya kadar dışarıya bir şeyler sızdırmadan dayanabilmek, “Ya sabır!” deyip, ağulu aşı yutabilme faziletini gösterebilmek hakikaten zor iş.

Bir gün Hz. Hüseyin, çocuklarıyla birlikte yemek yerken evin kölesi sofraya getirmekte olduğu sıcak yemeği kazara Hz. Hüseyin’in üzerine döker. Hz. Peygamber’in manevi sofrasından derunî bir terbiye almış olan Hz. Hüseyin, çok canı yanmasın rağmen büyük bir ruhi olgunluk göstererek, sadece kölenin yüzüne sertçe bakmakla iktifa eder.

Bundan cesaret alan köle; “Allah öfkesini yenenleri sever,” (Ali-İmran 134) ayetini okur. İşte o zaman Hz. Hüseyin, “Öfkemi yendim ya köle!” diye sabırla karşılık verir. Bu cevaptan daha da cesaret alan köle bu sefer ayetin devamını okur; “Allah affedenleri sever,” (Ali-İmran 134) Bunun üzerine Hz. Hüseyin; “Seni affettim,” der. Köle bununla da kalmaz ve ayetin sonunu getirir. “Allah ihsan edenleri sever,”(Ali-İmran 134) Peygamber torunu ihsanda zirveleşir ve “Seni azat ettim ey köle!” diyerek kölesini hürriyetine kavuşturur.

Sabır ağacı

Moso, Uzakdoğu’da yetişen bir tür bambu ağacı. Moso, dikildikten sonra, 5 yıla varan zamana kadar, en ideal şartlar altında dahi hiçbir görünür gelişme meydana gelmez. Sonra sihirli bir el dokunmuş gibi, birden bire günde 40-45cm.büyümeye başlar ve nihayet 6 hafta içinde yaklaşık 27 metrelik boyuna ulaşır. Tabi ki sihirli el dokunmadı bu bitkiye. Kâinatın Sahibi, hikmetli kanunu gereği, Moso ağacının duruyormuş gibi yapıp birden bire hızla büyümesinin sebebi, 5 yıl boyunca toprağa sabırla saldığı yüzlerce metrelik kökleridir.

Mükâfat yeri değil, imtihan yeri

Dünya yerini mükâfat yeri olarak değil, imtihan yeri olarak görmek gerekir. Böyle olunca da yere düşmemiz çok normaldir. Ama yer düşsek de kalkmasını da bilmeliyiz. Ve kalktığımız yer, düştüğümüz yerden ileride olmalıdır. Çünkü hayatta sürekli imtihan içindeyiz. Hayatın bize sorduğu sorulara cevap veremez ve sabırlı davranamazsak, felakete uğrarız. Fırtınalar, kasırgalar, sabırlı ve kendi gücüne güvenen bir insanı yolundan çeviremez. Hayat sınavını, sabredenler ve ne pahasına olursa olsun amacından dönmeyenler kazanır.

Dört şey gerekir

Bir kişinin sözünde, şu dört şeyin daimi olarak bulunması zaruridir.

Adalet, Akıl, Sabır ve Hayâ…

Zorluklarla mücadelede en iyi zırh, sabırdır. Bu zırhı kuşanmış insanın aşamayacağı engel yoktur. Bütün zirveye ulaşmış insanların görünmez zırhlarının sabır olduğu unutulmamalıdır.

Sabrı öğretmek mümkün

Sabrı çocuklarımıza öğretirken örnekleme metodundan faydalanabiliriz. Kur’anî bir metot olan örnekleme ile “Bak arkadaşın çok çalıştı, sınava kadar sabretti ve başarıyı yakaladı. Sen de sabredersen, başaracaksın,” şeklinde örnek göstermek gerekir ve ailece örnek davranışlar içinde olmak gerekir. Sizin en ufak bir şeye sabırsızlığınız söylediklerinizin değerini kaybettirir, önce siz örnek olacaksınız.

Sabır çanağı

Sabırla ilgili çok meşhur bir deyim vardır, sabır çanağı taştı, diye. Hikayesi ise şöyle; zengin bir adam genç yaşta ölmüş. Karısı da bir yıl sonra ölünce, mallarının tek varisi olan küçük kızlarına amcası vasî olmuş. Amcası, yengesi ve oğulları, yetim kızcağızın hem mallarını yerler hem de hizmetçi gibi davranırlarmış.

Bütün ev halkının ayrı ayrı tafralarını çeken, hakaretlerine hedef olan bu yavru, sık sık dayak yermiş. Halini kimselere anlatmasını beceremez ve hiç kimse ile konuşturulmayarak çamaşır, bulaşık, ortalık temizliği mutfak işleri gibi adi hizmetlerde çalıştırılırmış. Kabahati olsun olmasın her gün dövülerek korkutulurmuş.

Tavan arasındaki odasında geceleri geç vakitlere kadar ağlayan kızcağız, bir gece rüyasında Eyüp Peygamberi görmüş.

Rüyasında Eyüp Peygamber, bu kızın derdini dinlemiş, sırtını sıvazlamış, onu teskin ve teselli etmiş, sabır tavsiye ederek kendisine bir çanak vermiş.

—Bak yavrum, bu çanağı gizli bir yerde sakla. Her gün bildiğin duaları oku ve vaktin oldukça “Ya sabır” çek ve bu çanağa üfle. Derdini bu çanağa anlat. Gözyaşlarını bu çanağa biriktir. Bir gün bu çanak taşacak ve senin çilen de o zaman dolacak.

Kız sabahleyin erkenden uyanmış. Rüyasında gördüğü nurani yüzlü ihtiyarı bir türlü unutamıyormuş. Rüyasın çok tesiri altında kalmış. Uzun uzun hayallere dalıp mahmur mahmur düşünmüş. Sonra kalkıp giyinmek için dolabını açmış. Bir de ne görsün? Eyüp Peygamberin rüyasında verdiği çanak… Çok şaşırmış, ama bu sırrı kimseye söylememesi gerektiğini düşünerek, sessizce çanağı alıp bağrına basmış.

Aradan aylar geçmiş, kız günde 2-3 defa odasına çıkar, gizlice dolabını açar, sabır çanağını öper, derdini çanağa anlatır, ağlar, teselli bulurmuş.

Çanağın dibinde peyda olan berrak, şeffaf ve koyuca kıvamlı bir sıvı her gün biraz daha çoğalmaya başlamış. Günler geçtikçe bu berrak sıvı çanağı iyice doldurmaya yüz tutmuş. Bu arada kızın hayatı da çekilmez bir hal almış.

Hatta sıcak yemek yüzüne hasret kalmış. Her gün birkaç öğün dayak yer olmuş. Bir gece geç vakitlere kadar uyumayan ve hüngür hüngür ağlayarak çanağa derdini döken kızcağız, sabahleyin dolabı açtığında çanağın taşmak üzere olduğunu görmüş.

Acaba şimdi ne olacak diye uzun uzun düşünmüş. O sırada kendini aşağıdan çağırmışlar. Korkudan eli ayağı birbirine girmiş ve çanağı nasıl tuttuğunu anlayamadan sallayarak yerine koyup aşağı koşmuş.

O gün bütün ev halkı hazırlanmış, vapurla İstanbul’a gidiyorlarmış. Kızı bekçi olarak eve bırakmışlar. Sıkı tembihatlar vermiş ve talimatlarda bulunmuşlar.

Ev halkının bindiği vapur, fırtına yüzünden kazaya uğramış ve ev halkının hepsi de boğularak ölmüş. Sabırlı kız, babasından kalan mallara sahip olduğu gibi zalim amcasının da tek mirasçısı olmuş. Artık sabredemez oldu, manasına gelen, “Sabır çanağı taştı” deyiminin hikâyesi bu şekilde anlatılmaktadır.



Mine İZGİ (Eğitimci)

953
0
0
Yorum Yaz